Gürcistan politik ve kültürel tarihinde önemli bir yeri olan, kısa bir yaşam; büyük kişilik: Egnate Ninoşvili (Egnate İngorokva)

Mustafa Yakut (Guram Himşiaşvili): Egnate Ninoşvili, 17 Şubat 1859’da, Batı Gürcistan’da, Guria’nın Kela köyünde, fakir bir köylü ailesinde dünyaya gelir. Ozurgeti semtinde okumakta iken, bir öğrenci protestosunun ardından okuldan atılır. Daha sonra, öğretmenlik, telgrafçılık, dizgicilik işleri yapan Ninoşvili Rafineri, maden gibi çeşitli işlerde de çalışır. Fransa’ya giderek, kısa bir süre Montpellier’de okuduğunu da biliyoruz.
Edebiyat kariyeri, Tiflis’te yayınlanan, edebi ve politik bir yayın olan “İveria”daki yazılarıyla başladı. Gürcü köylülerin zorlu yaşamlarını ve çarlık rejimi yetkililerinin baskılarını anlatan kısa öykü ve romanlar yazdı. Başlıcaları: Gogia Uişvili (1890), Paliastom Gölü (1891), Simona (1892) ve Kristine (1893).
1892’de Ninoşvili, Tiflis merkezli Marksist bir örgüt olan Mesame Dasi (Üçüncü Grup)un kurucularından biri olur. 1894’te, henüz çok gençken, 35 yaşında tüberkülozdan ölür.
1894 Gruia ayaklanması hakkındaki önemli ve etkileyici tarihsel romanı “Guria’da İsyan” da ölümünden sonra, 1902’de yayınlanır.
İlk Gürcü filmi “Kristine” (1916-1918), de Egnate’nin, aynı adlı kısa öyküsüne dayanıyordu. 1948’de, Guria’nın Archeuli köyünde yaşadığı bir ev, yaşamını anlatan bir müzeye dönüştürülür.
NOT: Aşağıda, Tiflis’te, Radio Tavisupleba – Asatianis Kuthe (Özgürlük Radyosu – Asatiani’nin köşesi)’nin, 3 Mayıs 2021’de, E. Ninoşvili ile ilgili yapılmış olan programın yazısını okuyabilir ve canlı yayın kaydını dinleyebilirsiniz.
_______________________________
“Asatiani Köşesi”nde bugün, gerek çağdaş Gürcistan’ın tarihinde, gerekse siyasi ve kültürel yaşamında değişmez ve güçlü biçimde önemli bir yer tutan Egnate Ninoşvili’yi anacağız.
E. Ninoşvili, 19. yüzyılın sonunda, 1894 yılında 35 yaşında vereme kurban gitti. Onun cenaze gününde, Gürcü solcularca verilen yemin; “Mesame Dasi” (Üçüncü Grup)’nin temelinin sağlamlaştırılmasının ve bu tarihi anın gerçekleştirilmesinin zemini oldu. Hakkında konuşacağımız yazarın eserleri; ilk Gürcü sinemasının, ilk Gürcü operasının ve çeşitli Gürcü ressamlarının resimlerinin temelini oluşturmuştur. Yazar eserlerinde, 19. Yüzyılın son döneminde, Gürcistan’ın Guria bölgesindeki halkın yaşamını anlatıyor.
Egnate Ninoşvili’nin (daha doğrusu Ninoşvili lakabıyla tanınmış Egnate İngorokva’nın) gerek hayatında, gerekse yazarlık yaşamında şaşırtıcı ve hüzünlü bir kaderi oldu.
Gürcü Menşevikler’in, yani 1918-1921 yıllarında ilk cumhuriyeti kuranların babaları ve onlar arasında bizzat Noe Jordania; Ninoşvili’nin eserlerini kendi siyasi görüşlerinin, programlarının temellerinden bir olarak sayıyorlardı. Sonra ise Ninoşvili’nin eserleri Sovyetler’in ideolojik propaganda makinesinin etkisi altında kaldı. Stalin zamanındaki ve sonraki dönem Sovyetler; Gogia Uişvili, Katsia Muncadze gibi, Ninoşvili’nin kahramanlarının sıkıntılı yaşam durumunu kendi yararına kullanmaktaydı: “Sovyetler’de emekçilerin zaferi gelene dek bakın, eskiden fakir halk ne durumdaydı?”. İşte post Sovyet döneminde Egnate Ninoşvili ve onun eserleri bambaşka bir duruma düştü. Sovyetler Birliği’nin ideolojisinin Egnate Ninoşvili’yi sahiplenmesi, onu sadece fakir fukara halk konularını işleyen ve Sovyetler tarafından layık olmadığı kadar fazlasıyla saygı gösterilmiş bir yazara dönüştürdü. Birkaç yıl önce E. Ninoşvili’nin eserleri okul programlarından da çıkarıldı. Ama bu durum muhtemelen yakın zamanda değişecektir.
Düşünceme göre; İlia Üniversitesi, Sosyal ve Kültürel Araştırma Enstitüsü doktora öğrencisi, Luka Nakhutsrişvili tarafından, Egnate Ninoşvili ve o dönem Guria bölgesi olayları hakkında güzel bir araştırma yapılmaktadır. Bu araştırmadan şunu anlıyoruz: E. Ninoşvili “fakir fukara halka merhamet duyan” duygusal bir yazardan büyük bir yazardır. Onun eserlerinde; gerek çağdaş Gürcistan’ın biçimlenme ve oluşma tarihini, gerekse hiçbir ideoloji, siyasi çerçeve ya da sosyoloji bakımından anlaşılmamış edebiyatı da buluruz.
Luka Nakhutsrişvili, şu an “Asatiani Köşesi”nin konuğudur. O bize Ninoşvili’nin kahramanlarını anlatıyor. Bu kahramanlar; mazlum durumunda, Rus sömürge iktidarı ve imparatorluk döneminde, aslında var olamıyorlar, fazlalık oluyorlar. Daha sonra büyük İtalyan Marksist düşünür Antonio Gramsci’nin dediği gibi, Ninoşvili’nin kahramanları Subalten, tarih dışında kalan, silinmiş, tarihte hakkı olmayan “oyu” alınmış haktır.
Gürcistan’da o dönemde siyasi ve entelektüel yaşamdaki dinamik tartışmaları – çeşitli grupların (Pirveli, Meore, Mesame Dasiliların yanı 1., 2., 3. Gruplarının) ekonomik, sosyal ve ulusal gelişme hakkındaki farklı görüşleri, konuğumuzla konuşuyoruz. Luka Nakhutsrişvili, bize Gürcü Sosyal Demokratlarını ve onun “Pirveli Dasisi” (Birinci Grubu) ve İlia Çavçavadze’nin görüşlerinden ne kadar farklı olduğunu anlatıyor.
Gürcistan tarihide en şaşırtıcı ve heyecan verici olaylardan birini de hatırlıyoruz: 1905 yılında, Guria bölgesinin isyan etmiş köylüleri, Rusya İmparatorluğu egemenliğinde, aslen polis rejimi şartlarında Guria Cumhuriyeti’ni kurdular. Luka ile Gürcistan tarihini araştıran en saygın araştırmacılardan biri olan Stephen Jones ile beraber şunu anlamaya çalışıyoruz: Nasıl oldu da, Ninoşvili’nin romanındaki, haksız bir biçimde baskı altında kalan çaresiz kahramanlar, birkaç sene içinde isyan ettiler ve kısa zaman içerisinde, kısa ömürlü de olsa, o dönem için şaşılacak kadar ilerici, eşit iktidarlı bir formasyonu kurdular?
“Kristine”, “Yönerge”, “Paliastom Gölü”, İşçilerin Sığınağı” gibi Ninoşvili’nin diğer eserlerini de konuşuyoruz. Luka Nakhutsrişvili, Ninoşvili’nin hikâyelerinde görülen gerçeklikle birlikte şaşırtıcı ve gizemli boyutundan da söz eder.: Bu da kendi zamanında, Galaktion Tabidze’nin de söylediği gibi, bir nevi korkunçluğun, dehşetin, yabancılık atmosferinin gösterilmesidir. İşte bu boyut yüzünden Ninoşvili’yi hiçbir ideoloji sonuna kadar “okuyamamıştır”. “Katsia Muncadze’nin kesilmiş kafası, insan düşmanı olan dalgalanmış, delirmiş Paliastom Gölü, Gurialı köylülerin hayal gücünde daima “Bir yere taşınan Poti Şehri”, dayanılmaz zulümden delirmiş annesi tarafından boğazı kesilmiş Gogia Uişvili’nin küçük kızı Tebro, tecavüz edilmiş Darya’nın cesedi vs. gibi yazarın kahramanları metinlerden hayal gibi çıkıyorlar ve her çağda bizi dehşete düşürüyorlar. Çaresizlik, dışlanma, çağdaş kuşak tarafından fazla, gereksiz, işlevsiz ve çöpe atılmaya layık görülen o sessiz, sedasız, görünmez insanlar olduğu müddetçe, onların yaralanmış vücutları, sakin ama inatçı hayaller gibi, her zaman, rahat ve iyimser hikâyelerin peşinden gelirler.
(Türkçeye çeviren: Nana Kaçarava)



https://facebook.com/I.php?u=https%3A%2F%2Fwww.radiotavisupleba.ge
































