Fehmi Uzal Ustiaşvili: Natalia Kobuladze Dülger: დედა ენა | Deda Ena Öğretmenleriyle Söyleşiler!
F. U. Ustiaşvili: 2025–2026 öğretim dönemi kapsamında დედა ენა | Deda Ena öğretmenlerimizle gerçekleştirdiğimiz söyleşi dizisinde bu kez sizinleyiz. Öncelikle, Samsun Gürcü Kültür Derneği bünyesinde yürüttüğünüz anadil çalışmalarından dolayı sizi tebrik etmek isterim. Dernek Başkanımız Sayın Eyüp Elmas’tan genel bilgiler aldık; ancak sizi bir de kendi cümlelerinizle dinlemek isteriz. Okurlarımız için kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Nerede doğdunuz? Hangi okullardan mezun oldunuz? Mesleğiniz nedir? Deda Ena öğretmenliği süreciniz nasıl başladı?

Natalia Kobuladze Dülger : Öncelikle nazik davetiniz ve güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Deda Ena öğretmenleriyle yürüttüğünüz bu söyleşi dizisini çok kıymetli buluyorum.
Ben, Natalia Kobuladze Dülger. Gürcistan’ın ikinci büyük şehri Kutaisi’de doğdum ve büyüdüm. Yabancı dil ağırlıklı bir okuldan mezun olduktan sonra 1986 yılında Kutaisi Teknik Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği bölümünü kazandım. 1991 yılında üniversiteyi başarıyla tamamladım ve hem elektrik hem de makine mühendisliği eğitimi aldım. Kutaisi’de bu bölümün ilk mezunlarından biri olmaktan her zaman gurur duydum.
1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Gürcistan’da yaşanan ekonomik ve sosyal zorluklar nedeniyle ailemle birlikte 1992 yılında Türkiye’ye göç ettik. Türkiye’de Türkçe ve Arapça öğrendim; ardından İngiliz dili alanında ikinci bir üniversite bitirdim. Uzun yıllar Samsun’da çeşitli eğitim kurumlarında İngilizce öğretmeni olarak görev yaptım.
Deda Ena öğretmenliği sürecim ise aslında bir kimlik ve sorumluluk bilinciyle başladı. Anadilin insanın kökleriyle olan en güçlü bağı olduğuna inanıyorum. Gürcü toplumunun yeni nesillerinin kendi dilini, kültürünü ve kimliğini kaybetmeden yetişmesi gerektiğini düşündüm.Bu fikrimi kıymetli başkanımız Sayın Eyüp Elmas’la paylaştım. Ve çok geçmeden Eyüp beyin sağladığı yoğun desteyle 2 grup oluştu. Ben de Samsun Gürcü Kültür Derneği bünyesinde yürütülen anadil çalışmalarına gönüllü olarak katkı sunmaya başladım. Zamanla bu çalışma benim için sadece bir ders değil, kültürel bir emanetin taşınması ve gelecek kuşaklara aktarılması sorumluluğuna dönüştü.

F. U. Ustiaşvili: Biraz da derslerinizin içeriğinden söz edelim. Kaç öğrenciniz var? Kadın–erkek dağılımı ve yaş ortalaması nedir? Haftada kaç gün ders yapılıyor ve toplam ders saatiniz ne kadar? Bu derslerde nasıl bir yöntem izliyorsunuz; yalnızca alfabe öğretimi mi, yoksa konuşma ve kültürel içerikler de programın parçası mı?
Natalia Kobuladze Dulger: Hâlihazırda iki ayrı Gürcüce dil sınıfında eğitim vermekteyim. Derslerimiz cuma ve cumartesi günleri olmak üzere haftada iki gün gerçekleştirilmektedir. Cuma grubunda 16, cumartesi grubunda ise 20 kursiyer bulunmaktadır. Öğrencilerimizin yaş aralığı 25 ile 72 arasında değişmekte olup gruplar bay ve bayan kursiyerlerden oluşmaktadır. Her grup haftada bir kez, 90 dakika (iki ders saati) eğitim almaktadır.
Eğitim sürecine Gürcü alfabesinden başladık ve tüm öğrencilerimiz aynı seviyededir. Anadilin öğretiminde temelin doğru ve sistemli biçimde atılmasının, ilerleyen aşamalardaki dil edinimini doğrudan etkilediğine inanıyorum. Bu nedenle başlangıç sürecini planlı, aşamalı ve yapılandırılmış bir program çerçevesinde yürütüyoruz.
Derslerimde görsel materyal kullanımına özellikle önem veriyorum. Flaş kartlar ve renkli görseller, yetişkin öğrenenlerde bilişsel çağrışımı güçlendirmekte ve kelime kalıcılığını artırmaktadır. Yetişkin eğitiminin temel prensiplerinden biri, öğrenmenin somutlaştırılması ve anlamlandırılmasıdır. Bu doğrultuda her dersimizde mutlaka “speaking time” uygulaması yer almaktadır. Öğrencilerimize görseller üzerinden kalıp cümleler sunarak yapılandırılmış konuşma pratiği yaptırıyorum. Böylece dil bilgisi ve kelime öğretimi, iletişimsel kullanım ile eş zamanlı ilerlemektedir.
Programımız yalnızca alfabe öğretimine dayalı değildir. Okuma–yazma çalışmaları, telaffuz geliştirme, günlük iletişim kalıpları ve kültürel içerikler derslerin ayrılmaz bir parçasıdır. Dili, kültürel bağlamından koparmadan öğretmeyi önemsiyorum; çünkü anadil yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kimlik ve kültürel hafıza taşıyıcısıdır.
Yetişkin kursiyerlerimizin geri bildirimleri, uyguladığımız yöntemin etkili olduğunu göstermektedir. Katılımcılar, eğitimi sistemli, verimli ve motive edici bulduklarını ifade etmektedirler. Bu durum, yetişkin öğrenenlerde doğru yöntem ve pedagojik yaklaşımın ne kadar belirleyici olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
F. U. Ustiaşvili: Alfabe meselesi son dönemde sıkça tartışılıyor. Bildiğiniz gibi birçok merkezde Gürcistan’dan temin edilen alfabe ve kaynaklarla dersler yürütülüyor. Öte yandan Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Yaşayan Diller ve Lehçeler” programı kapsamında hazırlanan Gürcüce alfabe ve materyaller de mevcut ve herkese açık. Siz hangi alfabeyi ve kaynakları tercih ediyorsunuz? Bu iki yaklaşımı pedagojik ve dilbilimsel açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?
Natalia Kobuladze Dulger: Evet, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Yaşayan Diller ve Lehçeler” programı kapsamında Gürcüce için bazı materyaller var. Ama yetişkin gruplar için kapsamlı bir modül hâlâ sınırlı.
Ben de derslerimde kullandığım tüm kitapları ve görselleri yurtdışından getirttim. Böylece öğrencilerim hem doğru hem de otantik içeriklerle çalışabiliyor. Temel alfabe ve dil yapısını program materyalleriyle sistemli olarak işliyoruz, ama dersleri ilgi çekici hâle getirmek için yurtdışı kaynaklarından örnekler de kullanıyorum.
Pedagojik olarak bakarsak, program materyalleri iyi bir başlangıç sağlıyor, ama yetişkinlerde motivasyon, görsel destek ve konuşma pratiği eklenmeden etkili olmuyor. Yurtdışı kaynakları ise kültürel derinlik ve otantik örnekler sunuyor. Ben bunları öğrencilerin seviyesine göre adapte ediyorum.
Özetle, temel materyali iskelet olarak kullanıp dersleri otantik içeriklerle zenginleştirmek, dili hem doğru hem de anlamlı bir bağlamda öğretmenin en iyi yolu. Öğrenciler böylece dili öğrenirken kültürünü de yaşıyorlar.
F. U. Ustiaşvili: Türkiye genelinde Deda Ena öğretmenlerimizle bu söyleşileri sürdürmeyi planlıyoruz. Amacımız yalnızca röportaj yapmak değil; aynı zamanda yapılan çalışmaları belgelemek, kayıt altına almak ve öğretmenler arasında iletişim ve koordinasyon ağı oluşturarak bilgi–envanter paylaşımını sağlamak. Bu çerçevede sizin önerileriniz nelerdir? Türkiye’de Deda Ena çalışmalarının daha sistemli ve sürdürülebilir olması için nasıl bir yol haritası önerirsiniz?
Natalia Kobuladze Dulger: Öncelikle böyle bir söyleşi dizisiyle Türkiye’deki Deda Ena öğretmenlerini bir araya getirmeniz ve deneyim paylaşımını teşvik etmeniz çok değerli. Bu tür bir ağ, dilin sürdürülebilirliği için gerçekten kritik.
Bence Deda Ena çalışmalarının daha sistemli ve kalıcı olabilmesi için üç önemli adım var:
İlki, standartlaştırılmış pedagojik materyaller. Her öğretmenin kendi çabasıyla modül hazırlaması yerine, temel seviyeler ve içerikler için ortak ve bilimsel olarak hazırlanmış materyallerin olması büyük kolaylık sağlar. Bunlar hem yetişkin hem çocuk gruplarına uygun olmalı.
İkincisi, öğretmenler arası iletişim ve deneyim paylaşımı. Ulusal bir platform veya ağ sayesinde öğretmenler ders planlarını, materyallerini ve tecrübelerini paylaşabilir. Bu, bilgi birikiminin yaygınlaşmasını ve çalışmaların kalitesinin artmasını sağlar.
Üçüncüsü, kültürel ve dilsel zenginleştirme. Dersler yalnızca dil öğretimiyle sınırlı kalmamalı; Gürcü halk şarkıları, atasözleri, hikâyeler ve gelenekler de derslere entegre edilmeli. Böylece öğrenciler dili öğrenirken aynı zamanda kültürü de deneyimliyor.
Özetle benim önerim, pedagojik standartları oluşturmak, öğretmenler arası iletişimi güçlendirmek ve kültürel içeriği derslerin ayrılmaz bir parçası hâline getirmek. Bu adımlar sayesinde Deda Ena Türkiye’de hem sistemli hem de sürdürülebilir bir şekilde öğretilebilir ve gelecek kuşaklara aktarılabilir.
F. U. Ustiaşvili: Teşekkür ederim. Sizinle bu söyleşileri, Türkiye’de დედა ენა | deda ena, Gürcüce anadili konusunu tartışmaya devam edeceğiz.



























