Çerkes Kimliği ve 1919 Paris Barış Konferansı’na Sunulan Tarihi Bir Belge
Cem Kumuk
Adıge ulusunun varoluş mücadelesine at gözlüğüyle bakan bazı kişiler Oshamafe’nin Kazbek, Dombay, Oshten, Fisht, Cheget, Kogutai, Ushba, Bezengi ve Donguz Orun gibi zirveler olmadan ayakta duramayacağını bir türlü anlamıyorlar. Adıge ulusu adına verdiklerini iddia ettikleri mücadelede bir arpa boyu yol alamayan bu insanlar başarısızlıklarının altında yatan kendi acemilik ve amatörlüklerini görmek yerine çareyi Kafkasyalı kardeş halklara sataşmakta buluyorlar. Muhacerette Kafkasyalı kimliğinin ve dayanışmanın bize kattığı gücü anlamak yerine neden etkinliklerde Adyge bayrağının yanında Abkhaz, Çeçen ve Oset bayraklarının dalgalandığını sorguluyorlar. Muhaceret örgütlenmelerindeki kurumsal unvanlarda Kafkas kimliğinin vurgulanmasından duydukları rahatsızlığı dile getiriyorlar. Sanki bu olgu tarihi kökleri olmayan ve muhaceret hayatında uydurulmuş bir kurguymuşçasına “Kafkasya’da böyle bir birlik var mı?” diyerek, 80 sene boyunca Sovyet rejiminin Kafkasya’daki taşeronluğunu yapan Hafıtse Muhammed, Hauti Sohrokov ve benzeri kişilerden hesap sormak yerine akıllarınca diş geçirebileceklerini sandıkları muhaceret örgütlenmelerine yükleniyorlar. Ne yazık ki, eğitimsiz ve bilinçsiz bazı grupların milli duyguları üzerine oynayarak bir ölçüde başarılı da oluyorlar. Son 25 senedir Moskova yönetiminin muhaceret örgütlenmelerini zayıflatmak üzere uyguladığı bu taktik son günlerde Adıgeler arasındaki bazı gruplar ve şahıslar tarafından yeniden gündeme getirilmeye çalışılıyor.
Kafkasya’da hiç böyle bir birlikten bahseden var mı diye soranlara, 1919’da Paris Barış Konferansı’nda Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti temsilcilerinin sundukları beyannameyi göstermek istiyorum. Abaza Aziz Meker, Oset Hasan Hadzarag, Çeçen Abdülmecid Çermoy, Kumuk Haydar Bammat ve Lezgi İbrahim Haydar’dan oluşan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti heyetinin Milletler Cemiyeti üyelerine sunduğu bu beyannamede Çerkes kimliğini vurgulayış biçimi ve Kuzey Kafkasya’nın geleceği hakkında dünya milletlerinin temsilcilerine yaptıkları açıklamaları dikkatle okuyun. Orijinali Fransızca ve Rusça hazırlanan bu belgenin yayınlanan bu İngilizce tercümesinin yanı sıra dileyen dostlarımız Türkçe tercümesini de sayfamızdaki linkten PDF dosyası olarak indirebilirler.


***
**@**
ÇERKES HALKLARI BİRLİĞİ VE DAĞISTAN DELEGASYONU TARAFINDAN
GENEL BARIŞ KONFERANSI’NA SUNULAN MEMORANDUM.
Paris, 9 Mayıs 1919
TARİHİ ÖZET
Bugün, uluslararası ilişkileri hukuk ve adalet temelinde yeniden düzenleme gibi asil bir görevi üstlenmiş olan ve hangi dönemden ya da hangi ülkeden geldiklerine bakılmaksızın tüm haklı ulusal taleplere adalet sağlayan bu Yüksek Mahkeme’nin huzuruna çıkan halklar arasında Doğu Avrupa ile Batı Asya arasında tarihin en eski demokrasilerini kurabilen, çağlar boyunca özgürlük ve bağımsızlıklarını korumak için en çok kanı döken ve demokratik Batı Avrupa ve Amerika’nın dört yıldır amansızca mücadele ettiği bu ideal uğruna en büyük acıları çeken Çerkesya ve Dağıstan halkları da bulunmaktadır.
Çerkes ve Dağıstan halkları, Antik ve Orta Çağ’da bir yandan Karadeniz ve Azov Denizleri, diğer yandan Hazar Denizi arasında Don ve Volga nehirlerinin ağızlarına kadar tüm topraklara yerleşmiş ve böylece kendilerini Asya’dan gelen büyük istilaların tam üzerinde konumlandırmışlar, tüm bu istilalara karşı asırlık mücadeleler sürdürmek zorunda kalmışlardır. Bu mücadeleler, sürelerinin uzunluğu, acımasızlığı ve karşıt güçler arasındaki orantısızlığı açısından halkların tarihinde örneği olmayan mücadelelerdir.
Çerkes halklarının mücadelesi, 13., 14. ve 15. yüzyıllar boyunca Cengiz’in Moğollarına, Timurlenk’in Tatarlarına ve onların soyundan gelenlere karşı, Moskof gücünün ortaya çıkışına kadar ve daha sonra 18. ve 19. yüzyıllar boyunca, Doğu Avrupa’nın geniş ovalarında Tatarların ve Moğolların yerini alan ve bağımsızlıklarına daha metodik ve sistematik bir şekilde saldıran Ruslara karşı acımasızca devam etti. Dünyanın en büyük imparatorluklarına karşı yüzyıllar boyunca süren bu kesintisiz mücadeleler, Çerkes halklarının ulusal organizmasını önemli ölçüde zayıflattı ve onları güneye doğru çekilmeye zorladı. 1783 yılında Ruslar Kral Herakles II tarafından Gürcistan’a çağrıldığında, Kuban Nehri Çerkesya ile Kafkasya’nın kuzeyindeki yeni Rus toprakları arasındaki sınırı oluşturuyordu.
Uzun zamandır başlamış olan mücadele, bu ideal uğruna çağlar boyunca savaşmış olan Çerkesya ve Dağıstan’ın küçük, özgürlükçü demokrasileri ile despotizmin Avrupa ve Asya pahasına kurabildiği en büyük ve en güçlü imparatorluk arasında kapalı kapılar ardında ölümüne bir düelloya dönüştü. Dünyanın geri kalanıyla tüm iletişimleri kesilen ve yalnızca kendi kaynaklarıyla baş başa bırakılan Çerkesler ve Dağıstanlılar, Çarların sürekli yenilenen ve Batı biliminin sunduğu her türlü yıkıcı aygıtla donatılan sayısız ordusuna karşı yüzyıllarca süren bir kuşatmaya katlandılar.
Çerkesya’nın batı kesimindeki Çerkesler tamamen yenildiğinde, 1864’te Rusya, halkların tarihinde emsali olmayan bir eylemde bulundu; o zamana kadar bağımsız olan Çerkes ülkesini fetheden Rusya, meşum 1864 yılında, Çar II. Alexander’ın kardeşi Grandük Michael’in ve Kafkasya’daki astının resmi kararnamesiyle, 300.000 kişilik düzenli ordunun acımasız süngüleriyle 750.000 Çerkes’i binlerce yıllık anavatanlarından vahşice sürdü.
Tüm eşyaları, teçhizat ve gayrimenkulleri ellerinden alınarak tam bir yoksulluk içinde bırakıldılar, gelişigüzel bir şekilde çelimsiz teknelere dolduruldular, Karadeniz’in hiddetli dalgalarına terk edildiler, evlerinden sürülen talihsiz yurttaşlarımız Türkiye kıyılarına vurdular, açlık ve susuzluktan öldüler, uzun süreli yoksunluğun, aşırı kalabalığın ve sevgili vatanlarını kaybetmenin neden olduğu ölçülemez kederin sebep olduğu tüm sefaletlerin kurbanları oldular.
Rusya, demokratik hayatlarında özgürce yaşamak istedikleri için haklarından mahrum bıraktığı ve yabancı topraklara attığı bu asil ve talihsiz sürgünlerin yerine, hizmetkarlarını, Kozakları ve Rus köylülerini, süratle Rus ovalarının içlerinden, Çerkeslerin uzun ve sabırlı bir emeğin yarattığı, koruduğu ve doğanın bu mutlu ve görkemli ortamında süslediği evlere, bahçelere, bağlara ve tarlalara yerleştirmeye çalıştı.
Rusya daha sonra, fethettiği bu ülkede hükümet geleneğinin bir kuralı haline getirdiği terörizmi devam ettirdi ve şiddetli kamulaştırma, Çerkes halklarına karşı kullanılan tek yöntem oldu. Bahtsız yurttaşlarımızın büyük kısmını 1864’tekileri takip etmeye ve yabancı topraklarda acı çekmeye zorladı.
Rus İmparatorluğu’nun yasalarının şekillenmesinde belirgin bir liberalizm yoktu; 1917 devrimine kadar, Çerkesya ve Dağıstan halklarının bu gerici yasalardan haberleri bile yoktu.
1864’ten 1917’ye kadar, 53 yıl boyunca, bu iki ülke sürekli olarak tüm entelektüel yaşamı, kültürel ve ekonomik gelişmeyi durduran bir kuşatma altındaydı.
Mart 1917’deki devrimden sonra, yarım yüzyıl önce bağımsızlıklarını kaybetmiş olan Çerkesya ve Dağıstan halkları ulusal yaşamlarını yeniden inşa etmek için çalışmaya başladılar. Mayıs ve Eylül 1917’de Vladikavkaz’da yapılan ve Karadeniz kıyılarından Hazar Denizi kıyılarına kadar tüm Çerkes halklarından delegelerin özgür iradeleriyle katıldığı iki ulusal kurultay, Kasım 1917’deki Bolşevik devrimden bu yana mücadele ettiği Çerkes ve Dağıstan halklarına kanlı kayıplar verdiren Sovyet Hükümeti ile tüm ilişkilerini keserek Kuzey Kafkasya’yı yöneten bir hükümetin ortay acıkmasını sağladı.
Cumhuriyetimizin orduları Ocak 1919’un sonlarına doğru Bolşeviklerin eline geçen Vladikavkaz ve Grozni şehirlerini geri almıştı. Bu arada, ordusu Bolşevizm’e karşı ortak mücadele için Müttefikler ve ortakları tarafından organize edilen General Denikin, bir buçuk yıldır Sovyetlerle savaşan Cumhuriyetimize karşı, tüm Kafkasya’nın barışı tehlikeye atan, özgürlüğümüze ve irade hürriyeti ilkelerine açık bir saldırarak kan dökülmesine neden olan tarifsiz ve açıklanamaz askeri operasyonlara başladı. Barış Konferansının General Denikin’i gerçek görevi olan Bolşevizm’e karşı mücadeleye geri çağıracağını umuyoruz.
11 Mayıs 1918’de Birlik Hükümeti, Çerkes Halkları ve Dağıstan Birliği Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tüm güçlere bildirmiştir.
Ulusal güçleri yeniden örgütleyen mevcut Çerkes Halkları ve Dağıstan Birliği Cumhuriyeti Hükümeti, tüm partilerin temsil edildiği ve Kozak azınlıkların üç sandalyeye sahip olduğu bir birlik hükümetidir. Ana hedefi Çerkes halklarının ve Dağıstan’ın ulusal özlemlerinin gerçekleştirilmesi olan bir siyasi programı vardır ve tüm örgütlü siyasi partiler ve tüm nüfusun geniş kesimlerinin görüşü tarafından güçlü bir şekilde desteklenmektedir.
TOPRAK TALEPLERI
Antik ve Ortaçağ’da Çerkes halkları, kıyıdan Don ve Volga nehirlerinin ağızlarına, Kırım yarımadasına, başkenti Kutais şehri olan ve MS 7. yüzyılın ikinci yarısında Abhazya Kralı I. Leo tarafından kurulan İmereti’ye kadar uzanan geniş bir bölgeyi işgal ettiler. Ancak Çerkes halkları 18. ve 19. yüzyıllarda Moğol, Tatar ve daha sonra Rus istilaları karşısında güneye doğru çekilmek zorunda kaldıkça, atalarımızın tartışmasız mirası olan toprakların çoğu yüzyıllar boyunca kontrolden çıktı.
Çerkesya’nın kuzey sınırı, Gürcistan’ın Rusları Kafkasya’ya çağırdığı 1783 yılında Kuban nehriyken, İngur nehri Abhazya’yı, yani Çerkesya’nın güneybatı kısmını Gürcistan’dan ayırdı. Bugünkü iddialarımızda, diğer pek çok halkın yaptığı gibi antik çağlardan ya da Orta Çağ’dan kalma tarihi nedenlere başvurmak istemiyoruz; Don ve Volga nehirlerinin ağızlarını ve Gürcistan’ın Megrelya ve İmereti gibi vilayetlerini kendimiz için istemiyoruz.
Asyalı istilacılara ve Doğu Avrupa ve Asya’nın tüm emperyalizmlerine karşı onlarca yüzyıl boyunca savaşarak özgürlük ve insanlığın hizmetinde akıttıkları kan seline dayanarak, 18. ve 19. yüzyıllarda Rusların elinde uğradıkları emsalsiz adaletsizlik ve şiddeti etnografik ve ekonomik nedenlere dayandırarak, Geçmişte Doğu Avrupa ve Yakın Doğu’nun yegane demokrasilerini oluşturabilmiş olan Çerkesya ve Dağıstan halkları, bugün Karadeniz’in batısında kalan tüm il ve ilçelerin; Kuban nehrinden İngur nehrine kadar ve doğuda Hazar Denizi tarafından, Kuma nehrinin ağzından Bakü-Petrovsk demiryolu hattı üzerindeki Kiliazi istasyonuna kadar, kuzeyde Kuban ve Kuma nehirlerinin alt kolları, Güneyde, İngur nehrinin ağzından itibaren tüm yatağı, daha sonra Kiliazi istasyonuna kadar Kafkas silsilesinin tüm zirveleri ve istisnai olarak zincirin güney yamacında yer almalarına rağmen etnografik nedenlerden dolayı iki bölge, Güney Osetya ve Zakatala bölgeleri kendi birliklerinin toprakları olduğunu iddia etmektedirler.
NÜFUS.
Çerkes ve Dağıstan Halkları Birliği topraklarında, 1 Ocak 1918’de, 3,228,529’u Çerkes ve Dağıstanlı, 892,362’si Büyük Rus, Ukraynalı ve Kozak ve 100,969’u Ermeni, Yunan, Alman, İsrailli, Estonyalı vb. olmak üzere 4.221.860 kişi yaşıyordu ve bu da Çerkes ve Dağıstan Halkları Birliği topraklarını Avrupa’nın en büyüklerinden biri haline getiriyordu. Sonuç olarak, Birlik topraklarında %76,47 Çerkes ve Dağıstanlı, %21,14 Rus, Ukraynalı ve Kazak ve %2,39 oranında diğer halklar bulunmaktadır. Ruslar arasında çok sayıda devlet memuru, subay ve Çerkes Sahili’nin iklimsel tatil beldelerinin ve büyük Kafkas dağ silsilesinin kuzey yamacının hemen ortasına bitişik olan Pyatigorsk (Beştav) ve Kislovodsk (Narzan)’un kuzey platolarının çektiği insanlar olduğu belirtilmelidir.
Yukarıdaki istatistiklere göre, Çerkes Halkları Birliği’nde Büyük Ruslar, Ukraynalılar ve Kozaklardan oluşan 892,362 Rus nüfusu bulunmaktadır; bunlar, emperyalizmin ve Rusya’nın kasıtlı olarak uyguladığı etnik temizliğin vahşice yurtlarından ettiği 750.000 talihsizin silah zoruyla sürgününden hemen sonra Rus hükümetinin yerleştirdiği ilk askeri yerleşimcilerin torunlarıdır.
Bu Ruslar Birliğimizde kalmak zorundadırlar. Bu, Rusya’nın ve Ukrayna’nın içini boşaltan, nüfusu Rus bakış açısından zorlama ve milli kimlikleri yok edilen ülkelere karşı insanlık dışı bu yapay kolonizasyonla yok edilen ve yeni fethedilen bölgelere aktaran Moskova emperyalizminin doğrudan sonucudur. Aynı mantıksız ve temelsiz Rus emperyalizminin bir sonucu olarak, çok sayıda Rus kaçınılmaz olarak Polonya, Litvanya, Besarabya, Kırım ve eski Rus İmparatorluğunun diğer Rus olmayan bölgelerinde kalacaklardır.
Benzer hatalar yüzünden 3 milyon Alman, Bohemya’nın eteklerinde olmalarına rağmen Çek-Slovak çoğunluğu içinde yaşamaya zorlanacak; milyonlarca Macar ve Alman Transilvanya’daki Romen nüfusu arasında kalacak ve milyonlarca Türk 40 yıldır Bulgaristan, Romanya ve diğer Balkan ülkelerinde yaşıyor.
Rus sömürgeciliğinin esas olarak Çerkeslerin 1884’te acımasızca sürülmesinden sonra yayıldığı Kuban Oblastı’nın güney kısmından vazgeçmek mümkün değildir. Çerkeslerin, bağımsız Çerkesya’nın bağımsız insanları olmaları ve hiç de isyankâr bir bölge olmamaları hasebiyle, ulusların tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir şekilde zorla sürgün edilmeleri, onlara vatanlarının bu parçasını kendilerine iade etme konusunda daha fazla ahlaki hak vermektedir. Aksi takdirde, Asya ordularının dehşetine ve Avrupa uygarlığı özlemlerine karşı mücadelemize bakılmaksızın, Karadeniz’e erişimimizi elimizden alarak ülkemizin verimli kısımlarını mahrum ederek, güçlü ulusların zayıflara karşı şiddeti teşvik ettiği ve bizi geri dönülmez ve insanlık dışı bir şekilde kuşattığı görülecektir.
Bu bizi Batı ile iletişimden ve tüm insanlığa rehberlik eden ışıktan yoksun bir şekilde Asya ile yaşamaya mahkûm edecektir. Bu bizim için ekonomik ve kültürel olarak ölüm demektir. Karadeniz ve Sohum bölgelerine gelince, bunlar eski çağlardan beri dil ve ırk olarak Çerkes kabilelerine ait ülkelerdir. Bu bölgeler, diğer bölgelerde olduğu gibi Rusların zorunlu iskânı için cazibe merkezi olmasına rağmen, iklim, topografya ve Rus yerleşimcilerin beceremediği özel uzmanlık gerektiren ormancılık, şarapçılık, hayvancılık gibi konular Rus kolonizasyonunu durdurdu ve Rus hükümeti bu bölgeden tahliye edilen 400.000 Çerkes’in yerine bölgeye Yunanlıları, Bulgarları, Ermenileri Estonyalıları ve Almanları davet etti. Şu anda bu iki bölgede toplamda %56,03 Çerkes, %28,48 Rus ve %15,4 mübadil halklar bulunmaktadır. Böylece, acımasız etnik temizliğe rağmen, bölge Çerkes karakterini korumuştur.
OSETYA MERİDIONAL VE ZAKATALA BÖLGELERİ.
Osetlerin yaşadığı Güney Osetya, güney yamaçta yer almasına rağmen, çoğunlukla kuzey yamaçta yaşayan ve bizimle bağları olan sakinlerinin iradesi nedeniyle Kuzey Kafkasya Halkları Birliği’nin bir parçası olmalıdır.
Osetler bir bütün olarak ikiye bölünmeyi kabul etmiyorlar ve şiddetle Cumhuriyetimizin bir parçası olmaktan yanalar.
Çoğu Dağıstan kökenli 120.000 nüfusa karşılık sadece 5.000 Ermeni ve 5.000 Gürcü’nün yaşadığı Zakatala bölgesine gelince, sakinlerinin birliğimizde kalmak istediklerinden hiç şüphemiz yok.
Ulusal yaşamlarını bizimle birlikte yeniden kurmak isteyen ve kendiliğinden bize gelen yurttaşlarımızın taleplerini göz ardı edemeyiz. Özellikle bu iki bölgenin Cumhuriyetimizle birleşmesi, bizim gibi bağımsız ve ulusal yaşamına dönmek isteyen güney komşumuz Gürcistan Cumhuriyeti’nin ekonomik yaşamını hiçbir şekilde etkilemeyecektir.
ÇERKESLER ÜLKELERİNDEN SÜRÜLDÜLER
Taşınabilir, taşınmaz tüm mülklerinden mahrum bırakılan ve 1864 yılında Rus Hükümeti’nin resmi kararnamesiyle binlerce yıllık anavatanlarından sistematik ve acımasız bir şekilde vatansızlaştırılarak sürülen 750.000 Çerkes, Rusya’nın bu tarifi mümkün olmayan eylemini kınamaktan asla vazgeçmedi ve böylesi bir zulümle mahrum bırakıldıkları ulusal haklarını her zaman talep ettiler. Halkların tarihindeki bu ciddi dönüm noktasında, yabancı topraklarda yaşayan ve sayıları 1.5 milyonu bulan talihsiz yurttaşlarımız, Barış Konferansı ve duyarlı insanlık önünde, ulusal haklarından asla vazgeçmediklerini yüksek sesle beyan etmekte ve Barış Konferansı’ndan, Rus despotizmi tarafından ayaklar altına alınan en doğal ve sahih haklarını dikkate almasını ve uluslararası bir eylemle vatanlarına ve evlerine geri dönmelerini sağlamasını talep etmektedirler.
Konferans, tüm tarih boyunca bir halka yapılan bu büyük adaletsizliği telafi etmiş ve böylece duyarlı insanlığın minnettarlığını ve hepsinin takdirini kazanmış olacaktır.
TÜM KAFKASYA İÇİN EN UYGUN SİYASİ YAPI
İki deniz ve iki kıta arasında coğrafi bir birim oluşturan Kafkasya, aynı zamanda ekonomik bir birimdir. Kuzey Kafkasya’nın tarım ürünleri, yeterli tahıl ve hayvancılık üretimi olmayan Kafkas-Ötesi’nde Pazar imkânı bulurken, Kafkas-Ötesi’nin şarapları, ipekleri, pamukları ve halıları da Kuzey’de satılmaktadır. Böylece Kafkasya’nın bu iki parçası birbirini tamamlayarak ekonomik bir bütün oluşturmaktadır. Dünyadaki genel durum ve Kuzey ve Güney’deki büyük siyasi kümelenmelerin varlığı, bu coğrafi ve ekonomik bütünlüğün siyasi birlikle tamamlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu önemli hususlara dikkat çekmek ve Kafkasya’da kurulan farklı devletlerin sınırlarının belirlenmesini kolaylaştırmak için, 1 Nisan 1918’de Kuzey Kafkasya Hükümeti, Kafkasya’da kurulan tüm devletlerin hükümetlere, her bir konfedere devletin kendi sınırları içinde tam bir özerklik içinde kalacağı, her bir halkın hususi menfaatlerini ve Kafkasya’nın tamamının umumi menfaatlerini koruyacak bir Kafkas konfederasyonunun kurulmasını önermiştir.
Tüm Kafkas halklarının asıl ihtiyaçlarını karşılayan bu siyasi yapı, 1 Nisan 1918’den bu yana çeşitli vesilelerle ilgili tüm taraflara sunulmuştur.
Prensip olarak hiçbir Kafkas hükümeti Konfederasyon fikrini reddetmemiştir. Bu konuda Kafkasya’daki çeşitli hükümetler ve Paris’teki Kafkas delegasyonları arasında görüşmeler devam etmektedir. Güneydoğu komşumuz Azerbaycan Cumhuriyeti hükümeti, Kafkas konfederasyonu ilkesini kabul etmiş ve bu cumhuriyetle ortak sınırlar meselemiz daha az sorunlu hale gelmiştir. Konfederasyon fikri sadece hükümet çevrelerinde değil, her şeyden önce Kafkasya’nın tüm halkları arasında taban kazanmaktadır. Kaderleri bizimkiyle bağlı olan Gürcüler ve Ermenilerin, en hararetli destekçisi olmaya devam ettiğimiz Kafkas Konfederasyonu’nun bu siyasi şeklini yakında benimseyeceklerini umuyoruz.
SONUÇ
Sayısal olarak daha güçlü ulusların, insanlığın umumi akıbetini pek umursamadan uyguladıkları şiddet nedeniyle bazı ulusların yok olmasının tüm insanlık için bir felaket olduğuna inanarak; sayısal zayıflığına ve topraklarının küçüklüğüne bakılmaksızın bir halkın ulusal yaşamına saldırmanın bir insanlık suçu olduğunu göz önünde bulundurarak; Çerkes halklarının yüzyıllar boyunca özgürlüklerini korumak için mücadele etmek zorunda kaldıkları Doğu Avrupa ve Asya’nın tüm emperyalizmlerinin ilerlemelerini durdurduğuna ve sonuç olarak insanlığın en iyi ve yüce hedefe doğru yukarı ve görkemli yürüyüşüne ellerinden gelen en iyi şekilde katkıda bulunmalarını engellediğine ikna olarak; Etnografik ilkelere göre büyük Rusya’nın bağrına geri dönmelerinin imkansız olduğu ve böyle bir geri dönüşün Kafkasya’da küçük demokrasilerimiz ile merkezi Rus gücü arasındaki asırlık kanlı mücadeleleri tekrar başlatacağını göz önüne alarak; Çerkesya’nın bazı bölgelerinde, şimdiye kadar kaydedilen en şiddetli ve acımasız ulus-devletleştirmeye rağmen, Ukraynalılar, Kazaklar ve Büyük Ruslardan oluşan Birlik topraklarında sadece %21 Rus bulunduğu gerçeği göz önüne alarak; Ülkemizin iki deniz arasındaki coğrafi konumunun, muazzam tarım, ormancılık ve madencilik zenginliği ile birlikte, büyük bir ekonomik kalkınma, yaşayabilirlik ve sonuç olarak devlet istikrarına yol açtığı gerçeğini göz önüne alarak;
İki deniz arasında karayla çevrili Kafkasya ve Kafkas-Ötesi’nin hammaddelerinin çeşitliliği ile birbirini tamamladığı; Kuzey Kafkasya halkları ve Gürcüler açısından köken birliğinden, Çerkesler ve Güney Tatarları açısından dini inanç topluluklarından kaynaklanan tüm Kafkas halklarının ahlaki birliğinin olduğu göz önüne alındığında, Kafkasya’nın coğrafi açıdan bir bütün olarak, insanlığın rezervuarları olan Doğu Avrupa ve Batı Asya ovaları arasında doğal bir bulvar oluşturduğu, dönüşüm sürecinde olduğu ve hayata yeniden dönmesi için mutlak ve uzun süreli sükunete ihtiyaç duyduğu göz önüne alındığında;
Bazıları diğerlerinden daha önemli olan tüm bu hususlar ışığında, Çerkes ve Dağıstan halkları, insanlığın yüksek menfaatleri adına, seçkin Başkan Wilson tarafından çizilen ve herkes tarafından kabul edilen adil ve yüce ilkeler adına Dünyayı mateme ve ıssızlığa boğan son büyük yangının ve bağımsızlıklarını korumak için çok eski zamanlardan 19. yüzyılın ikinci yarısına dek döktükleri kan adına tüm insanlığı ezen evrensel bezginliğin nedenlerinin dikkatli ve vicdanlı bir şekilde incelenmesi, Özgürlükleri ve Avrupa’nın beyaz ırklarının ve Akdeniz uygarlığının öncüsü olarak, Orta Asya’nın derinliklerinden gelen yıkıcı orduların tüm akınlarına ve istilalarına karşı, güney komşularıyla bir Kafkas konfederasyonu oluşturmak isteyen Çerkes ve Dağıstan halkları, kendi hayatlarını yaşamak, doğal çerçeveleri içinde, özgürlük ve düzen içinde gelişmek ve emeklerinin meyvelerini tüm halkların ortak çalışmasına katkıda bulunmak istiyorlar.
Barış Konferansı’nı, belirtilen sınırlar dahilinde tam bağımsızlıklarını yeniden tanımaya, Delegasyonu Konferansa kabul etmeye, Çerkes Halkları ve Dağıstan Birliği Cumhuriyeti’nin Milletler Cemiyeti Devletleri arasına kabulünü onaylamaya, daimi tarafsızlığını garanti etmeye ve son olarak Çerkesya ve Dağıstan’ın güney komşularıyla birlikte dünyanın bu bölgesinde barışçıl gelişimine zarar verebilecek her türlü engelleme veya hizmetten kaçınmaya çağırır. Çerkes Halkları ve Dağıstan Birliği Cumhuriyeti dünyanın bu bölümünde dünya halklarına mümkün olan en iyi korumayı sağlayabilir, Milletler Cemiyeti’nin hukuka, adalete ve halkların duygularına karşılıklı saygıya dayalı demokratik yaşamının bir örneğini oluşturabilir ve böylece eski dünyanın iki ana parçasını evrensel İsviçre gibi birleştirerek dünyanın bu bölümünde insanlığı sayısız felaketten kurtarabilir ya da en azından Avrupalı kardeşi Helvetik (İsviçre) Cumhuriyeti gibi insan doğasında var olan sefilliklerin etkisini hafifletebilir.
Barış Konferansı’nın, Çerkesya ve Dağıstan halklarının adil ve hakkaniyetli taleplerini kabul ederek, Asya ve Avrupa emperyalizminin ellerinde çağlar boyunca uğradıkları büyük haksızlıkları tanıyacağından ve telefi edeceğinden, Avrupa ile Asya arasındaki çatışmaları önleyebilece4k bir bulvar ve maddi engel teşkil eden Kafkasya halklarının devlet örgütlenmesine imkân sağlayarak ve yardımcı olarak insanlığın geleceğine büyük bir hizmette bulunacağından eminiz.
İmzalar;
Abdülmecid Çermoy
Heyet Başkanı
Haydar Bammat
Dışişleri Bakanı
İbrahim Haydar
Delege
Hasan Hadzarag
Delege



























