AHMED ARİF TURU: DÖRDÜNCÜ GÜN
Borçka’da yerel yöneticiler birçok festivale sponsorluk ve ev sahipliği yaptılar. Oysa Borçkalılar’ın en iyi bildiği oyun (kumar) kâğıdı ile oynanan oyunlar konusunda festival yapılması gerekirdi. Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilen şimdiki belediye başkanımız, arkadaşımızdır. Borçka için 7’den 77’ye herkesin bildiği “Kumar kâğıdı oyunları festivali” önereceğim. Ya tutarsa.
Yola çıkarken hiç kullanılmamış bir deste oyun kâğıdını torpido gözüne atmıştım. Belki Covid-19 yasaklarından dolayı odaya kapandığımız gecelerde bu “Batak” denen oyunu bir nebze geliştirme şansım olurdu. Taşrada herkesin bildiğini hiç değilse biraz bilmelisin yoksa “cahile” sayarlar seni. Birçok oyun gibi izlediğim bütün Batak oyunları gergin geçiyordu ve bu gerginlik beni acayip geriyordu. Arkadaşlar arasında oynanan “oyun” değil, sanki savaştı. Yine de bu “savaşı” geliştirmek istiyordum.
Kaldığımız yerler kahvaltı vermeselerdi utanmasak üç öğünü, yanımıza aldığımız kumanya ile geçirecektik. Siverek’ten sonra kendimize Tatvan’da kebap ısmarladık. Gevaş’ta kalacağımız otele tok gittik ve otele yerleşince içkilerimizi yanımıza alarak, yolculuğun ilk ve son “batağına” battık. Daha kâğıdı dağıtır dağıtmaz ikinci konuşma, çok bilen bir arkadaşın “vaazı” ile başladı. Ben o anda oyundan koptum. Gerisinin bir önemi yoktu. Anladım ki bütün kötülüğün anası “kazanmak” için her yolu mubah gören insanı, insanlıktan çıkarma hissi imiş. “Aklı başında” insanlardık ve arıza anında giderildi.

Van’da istediğimiz üç şey vardı. Van Denizi, Ah Tamara Kilisesi’ni görmek ve Van Kahvaltısı yapmaktı. Vanlı Cemal Aldemir’in sayesinde “üçü bir arada” gerçekleşti. Geçmiş yıllarda Borçka’da Saniye-Burhan-Erhan ailesinin ağırladığı Cemal arkadaşa; deniz kenarında Van Kahvaltısı ve Van Kalesi için buradan teşekkürlerimizi gönderiyoruz.
Van’da otellerin, restoranların vb gibi çoğu işletmenin adı Ah Tamara’dır. Akdamar adının konması bir hafızayı silmekten başka ne olabilirdi? Hikâyesi ise güzel Ermeni kızı ile yoksul çobanın sonu kötü biten aşkıyla ilgili idi.
Ah Tamara’ya ekonomik olması için en az on kişilik tekneler ile gitmek gerekiyordu ama biz dört kişiydik. Sabit fiyatı, mecbur, kabul ettik. Tekneye bizimle birlikte genç bir kadın bindi. Kaptanın kızı veya misafiri sandık. Adaya varınca genç kadın bizden önce tekneden indi ve anahtarla küçük bir kulübenin kapısını açtı. Elinde bilet dışarı çıktı. Oldukça samimi yarım saatlik yolculuktan sonra bize bilet uzatması şöyle bir cümle kurmamıza neden oldu: “Bunu yapacağını bilseydik denize atardık.”
Son geceyi geçirmek için Doğu Beyazıt üzerinden Kars’a yola çıktık.

Tamara; Gürcistan’ın “altın çağı” olan 1184-1213 yılları arasındaki dönemde Gürcistan Krallığını yönetmiş ve “Kral Tamara-Mepe Tamar” olarak tanınmış Gürcü kraliçesidir. Özellikle Kafkasya’da çok yaygın olan Tamara ismi Türkiye’de tanıdığım ve çok sevdiğim iki ailenin (Mihriye–Bayar Şahin ve Sema-Metin Turan) kızlarına verdikleri isimdir aynı zamanda, bunu da yazayım istedim.



























