
Konuk Yazar
Kaktüs, çölde büyüdüğü için çölü sever ve ona dua eder mi?
Cemal Süreya’nın dizesi geldi aklıma bunu yazarken: “Ne demiş uçurumda açan çiçek / yurdumsun ey uçurum.”
Yurt sevgisi zorunluluğun yarattığı zorlama bir sevgi olmakla birlikte, zamanla insan bu ayrımı yapmadan sevmeye devam eder.
Burada belki şu söylenebilir: Her canlı içinde var olduğu ortama alışır, orada kök salar ve oralı olduğu için şükreder.
Ama insanı biraz ayırmak gerekir. İnsan doğrudan doğa şartlarına bağlı değildir. Dağda da, deniz kıyısında da, ormanda da, çölde de yaşayabilir. Kültürünü kendisi yaratır. Yani insan kendi kaderini kısmen de olsa belirleme özgürlüğüne sahiptir.
Benim için yurt sevgisinin anlamı, sevmek zorunda olmakla bağlantılı değildir.
Hiç kimse yurdunu sevmek mecburiyetinde değilse de öyle olmalıymış gibi bir baskılanma yaşar.
“Ben yurdumu, doğup büyüdüğüm şehrimi sevmiyorum!” demek çok yadırganabilir, ayıplanabilir ve hatta insan dışlanabilir. Bunu söyleyenlere iyi gözle bakılmaz.
O zaman kaktüsten ya da o çiçekten farkı kalır mı insanın?
Yurt sevgisi içinde çok şey barındırır. O topraklar çöl bile olsa senin ruhuna işler ve sen çölde büyüdüğün için kendini şanslı bile hissedebilirsin. Bazı sevgiler çok derindir, öyle kolay kolay kopartamaz insan bağlarını. Ana sevgisi, çocuk sevgisi hataları da içinde barındırarak derinleşen sevgilerdir.
Yurt sevgisi de böyle olmakla birlikte kutsanmamalıdır. Hepimiz çocuktuk, hepimiz sevgimizi hiç sorgulmadan sevdik anamızı, babamızı, yurdumuzu.
Ama yurt sevgisine zorlanmak kaktüsü değilse de insanı bozar. Sistem bu bozulan insandan her şey yapabilir sonra. Yurt sevgisi “ne pahasına olursa olsun vatanı koruma” mertebesine çıkarılır, insanlardan asker yapılır ve bu asker insanlar birbirlerini öldürürler. Aradaki ayrımı çok iyi fark etmek gerekir.
Kaktüsler diğer kaktüsleri çölleri uğruna asker edip birbirlerine kırdırtamazlar ama insanlar bunu çok rahat ve haklıymış gibi yapabilirler…























