AHMED ARİF TURU: BİRİNCİ GÜN
Ölmeden önce görüşmek ve görmek istediğim kişiler ve kentler vardı. Kim ne derse desin, sağ olsun teknoloji. Hemen Watsapp’tan dört kişilik kafa dengi grup kurdum. Herkes çok sevindi ancak birkaç gün sonra “aileden sorumlu bakanlardan” izin alamayan iki arkadaş (isimleri bende saklı) ayrıldı ve yerine başka iki arkadaş ekledim.
29 Mart 2021 Pazartesi sabah saat 08.30’da, tam saatinde dört arkadaş (Klaskurli Şenol Taban, Baginli Hilmi Turan, Sanatisli Erdal Kaya ve Murkivetli İsmail Kocaman) ilk durak Tunceli’ye doğru yola çıktık. Karlı dağları aşarak saat 16.30 gibi Tunceli’ye vardık.
Tunceli’de çok arkadaş vardı görüşülecek, çok yer vardı görülecek ama tek isim vardı hem görüşülecek, hem görülecek. Kim mi? – Yoldaş Pançuni.

Tunceli Belediye başkanı ile saat 17.00 gibi görüşmek için anlaşmıştık. 16.30’da belediye binasına girdik. Yardımcısı durumu bildiği için bizi hemen başkanın ofisine aldı. Daha beş dakika geçmeden maskeli bir delikanlı yıldırım gibi ofise girdi ve bizimle selamlaştıktan sonra koltuğa oturdu.
Biz çay içtiğimiz için maskelerimizi çıkarmıştık. Aramızda mesafe olduğu için başkanın da maskesini çıkarmasını istedik. Derdimiz maske değildi, başkanın bıyıklarını da görmekti.

Bu dünyada bıyıkla ilgili aklıma iki insan gelir; biri Niçe diğeri F.M. Maçoğlu. Sağ olsun maskesini çıkardı ama Covid nedeniyle altı ay çok kötü bir dönem yaşadığını, son üç yılının hafızasından çıktığını da anlatmak zorunda kaldı. Hafıza ile ilgili yine Niçe’den bir aforizma söylemek zorunda kaldım. Niçe, “Belleğinizin zayıf olmasının en iyi yanı, aynı güzellikleri defalarca ilk kez yaşamanızdır.” der.
Başkan Maçoğlu ile hayata, siyasete, kooperatife dair her şeyi konuşuyoruz. Bizi en çok şaşırtan Trabzonspor hayranı olması ve hayranlığının halen devam etmesiydi. Ancak konuşurken başkan bana daha fazla gözlerini dikiyorken, son üç yılın önceki hafızasını yokluyor gibiydi.

Bir ara bana “senle daha önce hiç karşılaştık mı?” diye sordu. 2017’nin Ağustos ayında Tunç Soyer, Fatih Mehmet Maçoğlu ve ben İstanbul Özyeğin Üniversitesi’nin Kırsal Kalkınma ile ilgili programına konuşmacı olarak katılmıştık ve tanışıklığımız o günlere, yani hafızasının silindiği son üç yılın biraz öncesine dayanıyordu. Hatırladı ve malum yasaklar olmasaydı sabahlara kadar muhabbetimiz devam ederdi. Çok ortak arkadaşlarımız vardı. Otingo Matbaasının sahibi Metin Turan’ın Ovacık Kooperatifinde bir ineğinin olması, bunun dışında Halkın Birliği, Halkın Yolu, Alper Taş ve Tayfun Atay gibi ortak yanlarımızın olmasının derinliği Dersim’de birkaç gün kalmamızı gerektirirdi.

Ancak biz Artvin’den götürdüğümüz fındık, yağ, peynir ve yüksek alkollü Chacha (Çaça) verdik ve yakında Borçka’da görüşmek üzere ayrılmak zorunda kaldık.
Dışarıda akşam yemeği Covid yasaklarına takıldı. Saat 20.00 gibi Tunceli Öğretmen Evi’ne yerleştik. Akşam yemeği Sanatisli Erdal’dan, içkiler Klaskurli Şenol’dan. Erdal’ın çantasında kaymaklı ekmek (Hmiyadi), kaymak, konserve, yağ, peynir, benim çantamda rakı, çaça, şarap, likör vardı. Baginli Hilmi ve Murkivetli İsmail’in çantalarında yalnızca donları ve atletleri vardı.





























