ANILARA YOLCULUK
Yayla kültürünü hep yazdım ama kışla kültürünü hiç yazmadım
Kışlalara, yayla öncesi Mayıs ayı ortalarında çıkılır. Yaylalar kadar rakımı yüksek olmaz. Yaylalarda kar kuruyup hava ısınıncaya kadar 20-25 gün konaklanır. Kışlalar yaylalara yakın ormanlık alanlardır. Havası serin ve akşamları Bulut’un çisenin eksik olmadığı bölgelerdir. Rakımları yüksek olmadığından doğası eşsiz güzelliktedir. Bildiğim bütün kışlaların etrafı yeşillikler ve gür ormanlarla kaplı olan muhteşem manzaraları olan yerlerdir.

Ben bugün bizim köyün kışlası olan lodivake’den söz etmek istiyorum. Bizim kışlayı iki köy birlikte kullanıyordu. Kayalar köyü ve Camili köyü. Yaylaya çıkışta olduğu gibi yayla dönüşü de bu kışlalara inilir bir müddet buralarda konaklanılır. Köy heyeti ve muhtarı inmek için tarih belirler o tarihte inilirdi.

Bu kışlalarda, yaylalarda olduğu gibi komşuluklar ve arkadaşlıklar çok candan olurdu. Her günümüz neşe huzur ve eğlence içinde geçerdi.
Sevgililer yollardaki gürgen ağaçlara ve yoldaki taşlara isimler yazar kalpler çizerlerdi. Bu gelenek her bölgede olmalı ki, Coşkun Sabah “Adını Yoldaki Taşlara Yazdım” türküsünü yazmış.!

Ellerinde pilli küçük radyolar ve ya plak çalarlar olurdu. Her gün gençler topluca gezmelere gider, akşam kışlalara dönerlerdi. Akşamları gençlerin işleri bittiğinde, bir evde toplanır, şarkılar türküler eşliğinde geceyi eğlence ile taçlandırırlardı. Karşılıklı destanlar yazılır birbirlerine sürprizler hazırlanırdı. Arada kılık kıyafet değiştirerek, kimi zaman dilenci, kimi zaman yaşlı yolda kalmış hasta numaraları yaparak konaklamak için kapılarına gider, şaşortilere şakalar yapılırdı. ( en çokta ben yapardım.!)

Lodivake’ye has özel yemekler olurdu. İlkbahar mevsiminde, Yabanmersini (morsvi) meyvesinin taze yaprakları toplanır, barbunya ile karışık cevizli, sarmısaklı ve kinzili lobyophala yapılırdı, tadına doyum olmazdı. Aynı şekilde kuzukulağı (biz o bitkiye kukumjava deriz) ile de yapılırdı. Birde Oncorika vardı, karların yeni kalktığı ırmaklarda olurdu, tazesi ile, Survili yapardık, şimdiler de adı meze olmuş, biz ona survili derdik, lezzetine doyum olmaz bir yemekti. Survilinin tarifini daha önceden vermiştim. Bu yemekler oralara özel değişik lezzetlerdir.
Sonbahar mevsiminde hatırladığım lezzetlerden Yabanmersini ( Morsvi) papası. Yabanmersini meyvesi ve mısır unundan yapılırdı. Muhteşem bir lezzetti. Bunların dışında, lahana yemekleri, cevizli fasulyeler ve süt ürünleri olurdu.
Gürcü mutfağını araştıran bilir, bütün yemekler sağlığa uygun, salçasız, sıvı yağsız, margarin ve benzer yağlar kullanmadan tatlandırılmış muhteşem lezzetlerdir.

Bu güzellikleri birlikte yaşatan, eşime dostuma, yakın arkadaşlarıma, Şaşorti kadınlarımıza ve herkese teşekkür ediyorum. Daha güzel anılarda buluşmak umuduyla…
Fotoğraflar: Hüseyin Paker, Hasibe Özkan

























