Sen yokken yalnızdım,
Sen varsın, şimdi başka yalnızım.
Yazmak istediklerim öylesine çoğaldı ki yazamaz hâle geldim. Yazdıkça zehirlenmek gibi bir şey bu. Gövdenize saplanmış bir bıçağı biraz daha derine itmek, sonra iyice parçalasın diye bıçağı çevirmek gibi bir şey.
Ağızınızdan çıkan sözcükler kimseye ulaşmadan yere düşüyorsa, bazıları birilerine çarpıp geri dönüyor ve size saplanıyorsa boş verirsiniz yazmayı ve konuşmayı. Evde, Vincent van Gogh’un kapı arkasındaki sandalyesine oturur; nasıl delirdiğinizi anlamaya çalışır; çınlayan yalnızlığınızı dinlersiniz.
Siz seçmişseniz yalnızlık yormaz sizi. Hatta, yalnız olduğunuzu bile fark etmezsiniz. Eğer yalnızlık size dayatılan bir şeyse; sizi kuşlardan, kedilerden, sokaklardan, dostlarınızdan, sevdiğiniz kadından, yaşamak istediklerinizden soyutluyorsa buna dayanmanız çok zor.
“Sen yokken yalnızdım. Sen varsın, şimdi başka yalnızım.” demiş şairin biri. Onu çok iyi anlıyorum.
Bazen insanın insana sunduğu bir armağandır yalnızlık. Bazen de insanın insana dayattığı çekilmez bir cezadır. A. Kadir’in Çile adlı şiirini bu bağlamda okuyun:
Bizim hiç bir hürriyetimiz yok,
Hiç bir hürriyetimiz,
Ne çalışmak, ne konuşmak, ne sevişmek,
Sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi,
Ben burda en büyük çileyi doldurayım,
Ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç.
Sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur,
Ben burda zerdalisiz bir dal gibi durayım.
Verdiğiniz siyasi kavga nedeniyle bu duruma düşürülebilirsiniz. Bilirsiniz bunu. Hüznünüzde bir isyan büyütürsünüz. Ama sevdiğiniz insan; içinizde, düşüncelerinizde, duygularınızda yeşermiş, çiçeğe durmuş o dalı kırarsa yalnızlığınız ölümcüldür.
Bilirsiniz onun bir yerlerde olduğunu. Siz burada başka türlü yalnızsınızdır.
23 Eylül 2023, Cumartesi, saat 04.53





























