UNUTMANIN YATAĞINDA UYUYARAK ŞİİR YAZILMAZ
1980 darbesinden sonra devrimci şairlerin yazabileceği dergi yok gibiydi. Yeni yayımlanmaya başlayan dergiler de yaşananı eksen almaktan çok uzaktı. Bu anlayışı benimseyen birçok şair 1960’lı, 1970’li şiirden uzaklaştıkları oranda övgü alıyordu. Oysa ’60’lı, ’70’li yıllarda yazılan şiirler hayata bağlı, hayatı gözeten şiirlerdi. Bu yıllarda yazılan şiirler, şiir sanatı bakımından elbette eleştirilebilir, aksaklıklarının giderilmesi için uğraşılabilirdi. Bu yapılacağı yerde yaşananı dışlayan, bireycileşen şiir yönelimleri sonuna kadar desteklendi. Şiirin içini boşaltan bu politik sapmanın açmazları 2019’da da varlığını sürdürüyor.
Hayat deyince kendi yaşadıklarını anlayanların büyük çoğunluğu oluşturduğu görülüyor şimdilerde. Sıkılarak okuduğum onca şiir kitabında Türkiye’de ve dünyada olan bitenle ilgili bir tek imgenin olmamasını anlamak olanaksız benim için. Ortada dipdiri, ısıran gerçeklikler varken, olan bitenler nasıl görmezden gelinebiliyor? Sanırım unutmanın yatağında uyuyarak şiirler yazılıyor. Ölüdür o şiirler. Hayat çizgisini izlemeyen, bir şiir düşüncesinin ürünü olmayan marjinal aranışların bir saniye bile kalıcılığı olamaz.





















