Şenol Morgul’ un “Hep O Şarkılar Geliyor Aklıma” kitabı 3. baskıya giriyor…
“Hep O Şarkılar Geliyor Aklıma” 3. baskıya giriyormuş. Bu kıtlık günlerinde sevindirici bir haber oldu.
Sevgili Şeref Bilsel’in ilk baskıda bir talihsizlik sonucu bilgisayarının çöp kutusuna giden tanıtım yazısının aslını, 3. baskının “Şeref”ine paylaşmak istiyorum.
Şeref Bilsel
Hep O Şarkılar Geliyor Aklıma*
“Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma”
(Melih Cevdet Anday)
İnsan niye yazar? Binlerce karşılığı var bu sorunun. Hangi cevabı verirsek verelim, kalıcı bir metnin içinde bulunması elzem olan unsurlardan belki de ilki ‘şahsi tarihi’ olduğu içindir. Tarih, yanında tanıklığı da taşır. İnsan gördüklerini göstermek, duyduklarını duyurmak ister. Şenol Morgül, Hep O Şarkılar Geliyor Aklıma adlı kitabının girişinde şunları söylerken aynı zamanda kitabın sebeb-i telifini de açıklar: “Belleğim gri, soğuk ve boş bir levhaya dönüşmeden; ağaçların, kuşların, denizin, toprağın ve duvarların hafızasından silinip gitmeden yazmak istedim.” Bu ifadelerde kabaran ‘duvarların hafızası’ kitapta yerini buluyor.
Verili kimlikten ‘kişiliğe’ geçişte ağırlıklı yeri olan nice kumanya sıralanır: Kitaplar, mizah dergileri, devrimci- demokrat öğretmenler, eylemler, grevler, ‘devlet dersinde öldürülenler’, aşk taktikleri, çay mitingleri… bütün bunlarla omuz omuza akarken birçok enstrümanın tellerini sızlatıp geçen halk şarkıları elbet.
Sadece düz bir güzergâh izlemez hâtıralar; beraberinde tanıklıkları, yürünen yolda karşılaşılan hüzünlü, sevinçli ‘zaman kırıntıları’nı da taşır. An yoksa, zaman yoktur. Zamanın namlusuna sıkıştırılmış nice hâtıra uğultuyla yürür kâğıtların arasında. Mürekkebine su katmamış samimi, dikkatli birinin elinden çıkan bu tür metinler, geçilmiş zamanın kültürel, politik, sanatsal izlerini de samimi biçimde bize aktarır. Şenol Morgül’ün “Hep O Şarkılar Geliyor Aklıma” bu tür metinlerden. 1970’lerden ’90’lara doğru vefalı bir yolculuğa çıkartıyor bizleri. Rize merkezli ‘ kasaba irisi’ coğrafyada devrimci hareketin almış olduğu renkler, paylaştığı duygular ve mücadele mahfilleri etkileyici bir dille anlatılıyor. Böylece henüz evlere TV’lerin girmediği; , iletişimin kitaplar, kalpler üzerinden kurulduğu içten bir ortamı adımlıyoruz. Yaptığı müziği, çaldığı enstrümanları itina ile tecime elverişli ortamlardan uzak tutmuş Şenol Morgül’ün kitabında ‘müzik’ gerçek özne olarak kararlı yerini alıyor.
Şu an aramızda olmayan nice devrimci özne olaylar ve olgular içine sevgiyle, özenle yerleştiriliyor. Arkadaşlarının, yoldaşlarının kahramanlıklarına gölge düşünmeden yürüyen bir anlatımı var Şenol Morgül’ün. Sulandırılmamış bir duygu yükü, slogana düşmemiş gerçeklin içinde ‘ acı acı güldüğümüz’ yerler de önümüze çıkıyor. Hayatın bütün katı gerçekleri arasından sızan, yerleşik kayaların içini sızlatarak akan bir mizah anlayışı da eşlik ediyor bizlere “ Şevki Bakırhan, o mitingde kullanılan bütün pankartları toplayıp annesi Fadime Teyze’ye vermiş saklaması için. Fadime teyze de iki çuval bezi yatakların altlarına sererim diye çok sevinmiş. Hepsinin tozunu, çamurunu ıslak bezlerle temizleyip kuruması için de hazır bağlı olan iplerinden gerdirip evlerinin bahçesindeki ağaçlara asmış. Sloganların ışıl ışıl parladığı bir miting alanına dönmüş koca bahçe. Zamanında Rize’nin tanınmış, önde gelen isimlerinden Mataracı Mehmet Efendi’ye ait olan ve Atatürk’ün de misafir kaldığı rivayet edilen koca büyük evde kiracıydı Şevkiler. Evin bahçesi şehrin meydanına bakıyordu…” bu manzaranın devamını okurlar kitaptan izlesin artık. Kitap, kuru bir anlatıma meyletmiyor; sözü gereksiz yere uzatmıyor, zaman ve mekânlar arasında geçişlerle merak duygusunu diri tutuyor.
Rize’nin ilk kadın kemençecisi Zehra Teyze’ye sözü getirmeden önce şunları söylüyor: “Eskiden düğünler bir hafta sürermiş. O tarihlerde kına gecelerine getirilen erkek kemençeciler kadınları görmesin diye gözleri bağlanarak kemençe çaldırlırmış. Kadın kemençeci bulmak ise zaten imkânsızmış. ” Belki de bu yüzden “Oy kemençeci dayı/ soktun gözüme yayı/ Kör ettun gözlerumi/ Göremedum dünyayı” sözlerini taşıyan bir mani şarkılanmış.
Şenol Morgül ( 1959, Rize) 1980- 1989 yılları arasında politik nedenlerle sürgün yaşadı. 1985- 1989 yılları arasında değişik cezaevlerinde kaldı. Grup Göçebe’nin kurucuları arasındadır. Kendini, “Dayanışma Çalgıcısı” olarak tarif ediyor. “Hep O Şarkılar Geliyor Aklıma” siyasî anıları izleyerek yol alırken – arka fonda Şenol Morgül’ün müzikle kopmaz bağı eşliğinde- bir yörenin folklorik unsurlarını, sosyo- ekonomik özelliklerini, iklim ve doğa görünümlerini de resmediyor. Rize merkezli yöre için, ileride yapılacak edebî, sanatsal birçok çalışmaya beslenme kaynağı olacak bir eserdir söz konusu ettiğimiz. Kitabın ‘sunum’ yazısında Sezai Sarıoğlu şöyle der: “ (…) Morgül; dikey ve hiyerarşik dille, siyasi kavramlarla okuru yormadan sıkıcı değil sarmalayıcı, durağan değil akıcı bir dille yazıyor.”
Kendi ait – otobiyografik- unsurları yormadan, ustalıkla akışın içine bırakmış. Bir taraftan öğretici metinler bütünü, diğer taraftan edebî bir yolculuk yan yana akan iki ırmak gibi.
Beni, doğduğum toprakların üstü örtülmüş, yeterince hakkı bilinmemiş birçok öznesiyle yeniden buluşturdu. Aralara serpilmiş dizeler, bir kavuştak gibi görevlendirilmiş ” hatırlıyorum…/ geliyor aklıma” vurguları, anıları ete kemiğe büründürmüş. Önce ses almış; sonra söz vermiş insanlara, derelere, ağaçlara, kuşlara, yıldızlara ve hiçbir zaman sözünden caymamış bir güzel insanın kitabını soluk soluğa, tek celsede okudum. Hâtıraları eskimesin. Ne diyordu Oğuz Atay: “ Yaşamak, aynı zamanda yaşamış olduklarını hatırlamak demektir.”
*Şenol Morgül, “ Hep O Şarkılar Geliyor Aklıma”, İletişim Yayınları ( Anı Dizisi) 2025





























