Sinan Öztürk
UĞURCAN ÇAKIR’A SALDIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ!
Peter Handke’nin “Kalecinin penaltı anındaki endişesi” adlı bir romanı vardı. Endişe ve kalecilik birbirini tamamlayan sözcüklerdir. Benim de bir dönemler kalecilik yapmışlığım vardır. Futbolda her mevkide hata yaparsın ama üzerinde çok durulmaz. Ancak kalecilik böyle değildir.
Kalecilik, biletin doğrudan kesildiği yerdir. Hatanın telafi olmadığı yerdir. Ve bu yüzden, mevki olarak en çetrefilli bölgedir.
Uğurcan, şüphesiz dünyanın en iyi kalecisi değil; ama ayaklarını iyi kullanmaya başladıktan sonra çıtasını epey yükseltti. Kalecilik notunu bir hoca olarak 90’ın üzerinde rahatlıkla veririm. Hiçbir kaleci yüzde yüz olmaz zaten.

Üç yıl evvelki şampiyonluktan sonra önünde sürekli değişen savunma bloklarıyla oynadı. Bu durum onun formunu da olumsuz etkiledi. Ancak iki yıl içerisinde ayaklarını da kullanmayı başararak bıraktığı yerin daha da üzerine çıktı.
İki hafta önce astronomik rakamlarla GS’ye transfer oldu. Rakamın bu kadar yüksek oluşu, Uğurcan’a biçilen bir miktardan daha çok TS kamuoyunun tepkisini bastırmak içindi. Transferin kdv ile birlikte açıklanarak daha yüksekte tutulmasının açık ve net nedeni de gene tepkileri bastırmaya yönelikti. Bu paranın bir kısmı belki de el altından bir şekilde gene GS’ye gidecektir.
Ancak bu kadar yüksek transfer rakamı hem çok tepki çekti hem de Uğurcan’ın sırtında büyük bir kambur oluşturdu.
Peki burda Uğurcan’ın ne suçu var? TS, tarihinde hiçbir zaman böylesine büyük bir satış gerçekleştirmemişti. Türkiye futbol tarihinde, ülke içindeki gelmiş geçmiş en yüksek transfer ücreti oldu bu. (35 Milyon Dolar)
TS cephesinde çok geçmeden küfürler, aşağılamalar başladı. Uğurcan hainlikle suçlandı. Daha dar bir kesimse, gelişmeleri normal ve iyi karşıladı.
Mevzu sadece TS ile sınırlı değil. Astronomik transfer GS’ lileri de oldukça rahatsız etti ve zaten transfere oluk oluk para akıtan GS’ de bu transfer bir heyecan yaratmadığı gibi, çok iyi oldu diyen de olmadı. Çoğunluk burun büktü.
Bu tepkilerin büyük bir kısmı elbette ödenen paranın çok olmasındandı.
FB cephesi de boş durmadı ve kendilerinin de istediği kaleci rakibe gidince, Uğurcan bu sefer de onların saldırı kapsamına girdi. Sosyal medyada her gün binlerce hakaret, küfür, aşağılama gırla gidiyor.
İspanya ve Frankfurt maçlarında Uğurcan’ın toplam on bir gol yemesi alay konusu oldu. Sanki sahadaki tek oyuncu oymuş gibi. İki maçı da izledim. Kalede Buffon da olsa, Neuer de olsa hiçbir şey değişmeyecekti. İki maçta da takımlar döküldü. İşleyen hiçbir mevki yoktu. Rakip takımlar orta sahayı, defansı her atakta delip geçtiler. Hele Frankfurt maçında yenilen üç dört gol GS’li oyuncuların kendi kalelerine attıkları goller oldu.

Uzatmayalım; Uğurcan’ı tanımam etmem. TS’de en beğendiğim oyunculardandı. Son iki maçtan sonraki linçler karşısında susamadım, düşüncelerimi yazmak istedim.
Bu transferde Uğurcan’ın suçu ne? İki kulübün böylesine yüksek bir transfer ücretinde anlaşmalarında Uğurcan’ın suçu ne? Oyuncular, kulübün de taraftarın da malı değildir. Para karşılığı emeğini ortaya koyan kişilerdir. Endüstriyel futbol, transferlerdeki astronomik fiyatların sorumlusudur. Sadece onlar mı? Futbolcuları arenalardaki savaşçılar gibi görmek isteyen yığınlar tüm bu gelişmelerden ayrı tutulabilir mi?
Benim mevzum Uğurcan’ın TS’ den ayrılması değildir. Her oyuncu gibi ayrılabilir. Daha düne kadar taraftarlarınca omuzlarda taşınırken bu denli aşağılaştırılmaya çalışılması çok büyük bir iki yüzlülüktür. Aynı şeyi yapan FB liler de aynı iki yüzlülük içindeler. GS lilerde de aynı aşağılama hakim.
FB daha yüksek bir fiyatla kaleci aldı ve Uğurcan anında tü kaka oldu. TS de epey yüksek bir fiyata kaleci kiraladı, onlar için de Uğurcan anında tü kaka oldu.
Siyaset denilen lağım çukuru neyse futbol da, taraftarlar da o duruma geldi. Hakaretler, küfürler, sahtekarlıklar siyasette de futbolda da ülke tarihinin en yobaz en lümpen seviyesinde.
Zenginin malı züğürtün çenesini yorarmış. O zaman susayım! Ama hangi cepheye baksam rezalet ve tutarsızlık, ilkel davranışlar almış başını gidiyor. Hepsi “en temiz biziz!” rolünde, oysa aynı lağım çukurunun içinde debeleniyorlar. TS, GS ve FB tarafları ve taraftarlarının yüzde doksan beş böyle olduğunu düşünüyorum: Lağım… Ama sorsan temiz!
Uğurcan’a tüm bu hengâme içinde sabır ve güç diliyorum. Olmuyorsa bıraksın gitsin.



























