Bugün bir yazıda okudum, “Bir kere ölüyorsun ama her gün yaşıyorsun ” diyordu.
Ne zamandır bu mektup aklımda, içinde babam, dedem , bir yaşında ben ve o büyük muamma zaman var.
Babam bir kere öldü ama binlerce gün yaşadı. İlk defa yaşam ölümden daha güçlü göründü bana.
Babamın yaşadığı o yıllarda yüzlerce duygu neşe , sevinç , heyecan korku hüzün taşımıştı yüreğinde, bu mektubu aldığı gün gibi…


Mektubu 72 yılında dedem, babamın mektubuna cevap olarak yazmış.
Babamın gurbet mektuplarından geriye kalan tek mektup bu, o da mektubuna verilen cevap.
Muhtemelen dışarıda adam boyu kar, gürül gürül yanan sobanın karşısında, Artvin’in bir dağ köyünden yazılmış bir mektup.
Dedemin inci gibi yazısı günlük hayatı anlatırken, benim yanına gelmem ve dedemin elimi tutarak, kağıda elimi çizmesi ile son buluyor.
Babam satırları okurken çizimi okşamış, gözleri dolu dolu olmuştur eminim.
O da elini benim gibi, elimin yanına koymuş mudur ?
Bir mektup en fazla ne kadar hasret taşıyabiliyorsa o kadar taşımıştır bu mektup da.

- Dağ köyünde küçük bir çocuğun eli
-Almanya’da kızına hasret bir babanın eli.
-Yarım yüzyıldan fazla zaman geçmiş, babasına hasret, bir kadının eli.
Zaman da mekan da değişse değişmeyen tek şey, bağrımızın sol yanındaki, adına hüzün dediğimiz ince sızı.



























