Kötülüğün Şeffaflığı:
Nisan 1915 sonrasında Osmanlı Devleti’nin Küçük Asya’sında olup bitenleri onlarca kaynaktan okudum ama sürgün sonunda Arap topraklarına ulaşabilen Ermeni toplumunun orada neler yaşadığını hiç okumamıştım.
Arapların 1915’i kitabını okuyunca kafamda eksik kalmış bazı şeyleri tamamlamış oldum. Bir toplum,bir devlet veya bir grup bir karar verdiğinde o kararın sonuçları bütün coğrafyayı etkiliyor. Sonuçlar ağırsa eğer yüzyılları aşan bir etki alanı yaratıyor.
Toplumlar birbirinden kopuyor, düşmanlık başlıyor. Ötekileştirme ortaya çıkıyor. İnsanlar kimliklerini kaybediyor, kendileri olmaktan çıkıyorlar.
Karar alan egemenler ise kazandıklarının yanında çoğunlukla kaybediyorlar, çünkü kazandık dedikleri şey tartışmaya açık ve güvensiz hale geliyor.
Arap tarihini çoğunlukla bilmiyoruz. Okumak isteğimiz zaten az.Örneğin Bulgar,Yunan vb.milliyetçiliklerinin varlığını az çok biliriz ama Osmanlı devletinin son yıllarından başlayan Arap milliyetçisi aydınların varlığını pek bilmiyoruz.
Şam, Beyrut, Halep gibi kentlerde İttihatçılar’ın Arap aydınlarına karşı tutumlarını, kimi idamları da bilmeyiz. Neyse tarihin bu bölümlerini iyi okumak gerekir.
Çöle sürülen Ermeni toplumundan kadınların Araplar tarafından korunması, evlilikler, kaçırılmalar vb.olaylar, Kral Faysal ‘ın geride kalmış Ermenilere yardımı gibi olaylar kitapta uzun uzun anlatılıyor.
Ben konu üzerinde yazılmış kitapları okurken hep şunları düşündüm. Bu insanlar travmaları nasıl atlatabildi. Biz okuyucular da yaşananları okurken öğrendiklerimizden hissettiklerimizi nasıl aşabileceğiz .Çünkü kötülük bulaşıcıdır. İnsan nasıl bu kadar kötü olabilir?
İnsanları kötülüğe iten şeyler;elindekileri kaybetme korkusu,bölünme, parçalanma korkusu, güçsüz hissetme korkusu, kendine güvenmeme korkusudur.
İnsanları birleştiren ise ezilmişlik duygusu,yok edilme korkusudur. Arapların Ermeni toplumundan kalanlara sahip çıkması da kendisinin de Osmanlı devletinin karşısında olmasındandır. Burada iki taraf olma hali vardır. Kral Faysal ve Arap toplumu bir sürü yanlış yaklaşımlarına karşın Ermenilere kucak açmışlardır .
Bana göre coğrafya bütüncül bir kavramı ifade eder. Bölünme veya pasta gibi kesilme durumu olamaz. Bütün içinde farklı renkler ve kültürleri koruyarak yaşayabiliriz. Buna okyanusta dahil.
Geçmiş için diyebileceğim tek şey onu ayrıntılarıyla öğrenmek ve ders çıkarmaktır.
































