Sosyalizm mi Kapitalizm mi?
Sosyalizm, en azından “teoride de olsa”, insana başka bir dünyanın da mümkün olabileceğini anlatma girişimiydi.
Sanayi devrimi sonrası altüst olan üretim ilişkileri ve biçimi, kısa sürede yeni toplumsal formasyonları zorunlu kıldı.
Marksist teoride her ne kadar birey’in (Individuum) önemi vurgulanmış olsa da, pratiğinde “bireyin boğulmasına” tanık olduk.
Bireyin “ıskalanması” aynı zamanda yaratılmak istenen yeni insan düşüncesini de kadük kıldı.
Sosyalizmin en büyük hatası, insanı idealize edererek, onun “esas”ını görememek olmuştur.
Oysa insan ruhu, kurgusu “esas”ta kapitalizmle daha fazla örtüşmektedir.
Güçlü olanın ayakta kaldığı evrimsel sürecin taşıyıcısı olan insan, ona dışarıdan müdahaleyle bir “ara forum” denecek boyuta dönüştürülme çabaları karşısında kimyasını kaybetmiş ve zorla sokulduğu kalıplara sığamamış ve o kalıpları çatlatmıştır.
Sosyalizm insan gerçeğine kapitalizm kadar yakın ve uygun değildir.
Günün birinde insanlık belki kendiliğinden sosyalizmi benimseyecektir. Bilinemez.
İnsan, Nietzsche’nin de deyimiyle içindeki hayvandan henüz kurtulamamıştır. Belki de hiçbir zaman kurtulamayacak.
İnsan hırsına sosyalizmle birlikte takılan tasma onu daha da hırçınlaştırmış, insanlar dağılan Doğu Bloku’nun ardından, hızla hırslarına geri dönmüş, hatta aradan geçen zamanın acısını çıkarmak için daha da hırslanarak, kapitalizme büyük bir coşkuyla geri dönüş yapmıştır.
Sonuç olarak, sosyalist bir dünya tasarımı en azından şimdiki insanlığın yapısına ters bir müdahaledir…



























