Almanyalı Yarim ve Memleketim filmleri milliyetçiliğin yorumlanışı açısından önemli filmlerdir. Almanyalı Yarim ‘in yönetmeni Orhan Aksoy,Memleketim ‘in yönetmeni ise Yücel Çakmaklı’dır.

Her iki film de 1974 yapımıdır.Ecevit hükümeti 1974 yılında ABD’nin koyduğu haşhaş yasağını kaldırır.ABD ise Türkiye ‘nin Kıbrıs çıkarmasını fırsat sayarak yeni ambargolar peşine düşer.
Türkiye’de hem toplumsal,sınıfsal gelişmeler hızlanır hem de Kıbrıs ve haşhaş meselesi üzerinde yükselen milliyetçi bir hareket oluşur.
Tabii emperyalizm bu hareketleri kendi halinde bırakmayacaktır.
Sanat da bu gelişmelerden nasibini alır. Sol sinemanın dışında ulusal ve milliyetçi sinema akımları ortaya çıkar. Yücel Çakmaklı milli sinemaya önderlik eder.
Millî Sinema yaklaşımında,İslamiyetin Osmanlı kültürü üzerindeki etkisi vurgulanmıştır.Yücel Çakmaklı Milli Sinema’nın köklerinin Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarına ait inanç ve değerler sisteminde ve yaşam biçiminde bulunduğunu belirterek yabancı kültürlerin sömürgeci politikalarına dikkati çeker. Onun bu konuda çektiği Türkan Şoray ve İzzet Günay ‘ın oynadığı Birleşen Yollar ile Tarık Akan ve Filiz Akın’lı Memleketim filmi açık örnekler sayılabilir.
Ulusal sinema kavramını savunan Halit Refiğ’in filmleri ise Türkiye’yi,Türk toplumunu milli kavramla anlatırken, toplumsal ve siyasal yapıya da değinir. (Haremde dört kadın, Bir Türk’e gönül verdim,Yorgun Savaşçı, Karılar Koğuşu ve sonrası)
Bir zamanlar Yücel Çakmaklı Orhan Aksoy ‘un yönetmen yardımcılığını yapmıştır. Orhan Aksoy ,Almanyalı Yarim’de daha popüler bir konu üzerinden filmini çeker. Bu kez bir Türk işçisine aşık olmuş Alman kız çıkar karşımıza. Türk genci milliyetçi bir genç değildir. Çalışan bir işcidir yalnızca. Burada sorun Alman ailedir. Alman baba Nazi sempatizanıdır.Doğu toplumlarını aşağılar ve kızını her biçimde engellemeye çalışır. Film bu karşıtlık üzerinden sürer.
Bugün rahatlıkla “giderse gitsinler” diyerek atıp tutanların milli düşünce kavramından bihaber olduklarını hatırlatarak, sonuçlarının ağır olacağını bile anlamadıklarını ekleyelim. Burada Sultan Vahdettin’in anlaşarak Şerif Hüseyin’in Arabistan’ına yerleşmesini hatırlatayım. Bu anlamda tutarlı bir İslamcılık ve millilik durumu görülmüyor. Burada gerçek İslamcıları ve milliyetçileri hariç tutalım.
Memleketim filminde Leyla, ailesinin eksik ve yanlış eğitiminin sonucu, kültürüne yabancı bir kişi olmuştur. Viyana’daki müzik eğitimi sırasında kökenlerine bağlı Mehmet’le tanışır ve bir ilişki yaşamaya başlar. Ancak Leyla’nın ölçüsüz batı hayranlığı bu ilişkiyi bitirecektir. Yani Leyla ta o zamanlarda gitmiş ve kaybolmuştur. Memleketin onun için bir anlamı yoktur artık.
Sanırım toplumun milliyetçilik ve geçmişe bakışında da sorun vardır. Bizde her şey ya hep ya hiç olarak yaşanır. Ortası bulunmaz ve yaşanmaz.
Milli veya Ulusal sinema toplumsal mücadelenin artmasıyla,sinemada toplumsal gerçekçi akımın öne çıkmasıyla geride kalmıştır.
Batı emperyalizmi Türk sinemasının yolunu keser,salonlar yabancıların tekeline girer.Yeşilçamın yapısal sorunlarının yanısıra sansür de sinemacıları boğar. Kısacası toplum bu kadar,sanat bu kadar durumu vardır.
Milli sinema yetkin örnekler yapamazken toplumsal gerçekçi sinema da bildiğimiz çoğu nedenlerden dolayı çok daha güçlü filmleri çekememiştir.































