İLK AŞK MEKTUBUM
NOT: 2017’de paylaşmıştım bu yazıyı. Bugüne uyar diye yine paylaşıyorum.
Ama öncesinde söylemem gerekir ki kalplerin havada uçuştuğu günde aşk gibi, ayrılık acısı gibi, kavuşma sevinci gibi insani duyguları paylaşmaktan utanır hale geldik, aç gözlülüğün yıktığı hayatlar, para hırsının yok ettiği kentler kasabalar, bile bile yaşatılan iş kazaları, işçi ölümleri, tonlarca siyanürlü toprağın doğaya karışacak olması, canı isteyen herkesin Dingo’nun ahırına girer gibi herhangi bir üniversiteye girip amfi olsun, kantin olsun bahçe olsun istediği yerde kafasına göre gezmesi için çıkarılan izin; hiçe sayılan yaşam hakkımız derken, sorunları dile getirmenin dahi yasak olduğu kederli coğrafyada isyan etmiyorsak suçun büyüğü yine bizimdir.

İLK AŞK MEKTUBUM
Kavak yelleri estiği yaşlarımızdayız. Türkçeye takıntı derecesindeki vurgunluğumuz başlamış. Zaten ezelden varmış da yeni yeni fark ediyoruz. Gerçi fark etsen ne olacak ki? Sersem sepelek çağların işte. Mahalleden, sokağımızdan her fırsatta geçen, geçerken baktığım; onun bana baktığı, böyle boş boş bakıştığımız bi delikanlı var. (Çıkmak, birlikte olmak falan ne demek? Uzaktan bakışıyoruz, bu da aşkın bir çeşidi işte. Sesinin tonu nasıldır, onu bile bilmiyoruz tam olarak.)
Yatılı okula gitmişiz. Dışardan, gündüzlü arkadaşlardan bir adres edinmişiz. Okul idaresinin okumasını istemediğimiz mektuplar oraya geliyor. Bir gün, bu bakıştığımız elemandan bir mektup geliyor. Adresi arkadaşların birinden almış bi şekil. Gözlerimiz yuvalarından fırlaya fırlaya, inanamayarak okuyoruz mektubunu. Neden gözlerimiz böyle bir mesai içerisine girmiş; söyleyelim, mektup “ruhum” diye başlıyor.
İlk yumruk…
Devamı aklımda kalmamış ama “ruhum” yeterince açıklayıcı bir kelime zaten. İnanamaz inanamaz okuduk. Kâh, “ulan bu çocuk bu mektubu yazmış olamaz” diyor, şüpheler denizinde boğulayazıyoruz. Kâh “ama yazmış işte, helal olsun!” diye salakça kibirleniyoruz.
Cevap bile yazamadım şaşkınlığımdan.
Gel zaman git zaman, okul tatil oluyor ve kasabaya dönülüyor. Salı günleri kasabanın pazarı kurulur. Salı pazarında sersem sepelek dolanırken, bir adam destanlar, türküler ve eski kitaplar satıyor. Meraklıyız ya, mektup kitabı alıyoruz elli kuruşa.
Kitap, birçok mektup örnekleriyle dolu. Askerdeki oğula mektup, sıladaki anaya babaya mektup vs. şeklinde nadide örnekler var.
Inınının!..
En son örnek şu: UZAKTAKİ SEVGİLİYE MEKTUP
Sıkı duralım lütfen. “Ruhum” diye başlıyor. Ve bana gelen mektubun noktası virgülüne kadar aynısı. Tıpkısının aynısı
Ne aynısı be! Noktalama işaretleri bunda var, bana gelende es geçilmiş…
Bi yumruk da o zaman…
Ne ruhum’u ya, nerden çıktı şimdi bu? Yaş on beş, on altı; ruh ne? Ruhsar ne? Gönlümüz kırlarda papatya toplamaktan kıpır kıpır… Deliyiz, delikanlıyız, kanı deliyiz, kaynıyoruz, ne ruhu?
Aşk o dakka bitiyor.
The soN
**
NOT 2: Fotoğraflar, bu mektubun tarihlendiği yıllardır.






























