Şiirde uzlaşı yok!
Son kaç yıldır sohbetlerde, söyleşilerde, yazılarda çok sık kullanılmaya başlandı;
“şiirde uzlaşı var”
Kulağa ilk başta çok tatlı, çok makul bir tespit gibi geliyor; şairlerin artık poetik ya da politik ayrışmalar yaşamadığı, ortak bir dil ya da anlayışta buluştukları cincık gibi bir ortam!
Bu ifadenin arka planında yalnızca bir tespit değil, aynı zamanda bir yönlendirme, hatta bir dayatma olduğunu görebilir görmek isteyen. Çünkü bu “uzlaşı” hali kendi kendine oluşmuş -oluşacak doğal bir şey değil. Aksine sistemli bir şekilde oturtulmaya çalışılan bir durum. Yani çok açık olmamakla birlikte bir müdahale var!
Bu müdahale etkinlikler, holding yayınevleri, medya mecraları, belediye destekli festivaller ve benzeri sponsorlu organizasyonlar üzerinden sistemli bir şekilde yürütülüyor. Özellikle son 5-10 yıldır, birtakım “sol” görünümlü kişiler, yayınevleri, gazeteler, web platformları vb. eliyle şiire dair kurulmaya çalışılan bu “normalleşme” yalnızca estetik meseleleri de kapsamıyor üstelik.
AKP dönemiyle birlikte yaşanan sınıfsal kırılmalar, sıçramalar, sermayenin el değiştirmesi, okur profilindeki değişme, genişleme, şiir dünyasında da kendini gösterdi haliyle. Yükselen yeni orta sınıf şiirde çamura, boka, sperme yatmayan, kirlenmeyen, kutsala sataşmayan, suça bulaşmayan estetik konforunu arıyor artık. Bu açıdan politik ve poetik olarak rahatsız eden, sorular soran, zorlayan sesler sistemli bir şekilde giderek daha fazla bastırılmaya çalışılıyor.
Bazıları susuyor, susmayanlar “yokmuş gibi” davranılarak sessizliğe itilmek, motivasyonları ellerinden alınmak isteniyor. ..Çünkü şiirin “korkunç çocukları” artık fazla geliyor bu “sol” görünümlü, şiirin “suçsuz” kişi ve oluşumlarına. Maddi çıkarları ve kariyer hesapları bakımından fazla “yaramaz”, fazla “öngörülemez”, fazla “serseri”, fazla “piç” !
Onlara lazım olan, şiirin düzenli, terbiyeli, kendi mecralarında tanıtımı yapılabilir hali. Onlara lazım olan; organize ettikleri sponsorlu etkinliklerde, belediye salonlarında, fuarlarda “seçkin” buluşmalarda yüzlerini kara çıkartmayacak, utandırmayacak, şiiri ortalama, kendisi ortalama, ortama uygun kardeşler ve de kızkardeşler!
Tam da bu yüzden demiştim; “mını yerim faşizm!” Anladılar mı? Hayır! “ayh, çok cinsiyetçi” deyip…
“Şiirde uzlaşı var” diyen bir başka grup ise, aslında hiçbir zaman çatışmaya girmemiş, hiçbir zaman derdi olmamış, hiçbir zaman şiiri bir direnç alanı olarak görmemiş olan kişiler. Hayatla, sokakla, kimlikle, sınıfla bağı olmayan bir şiir anlayışındaki bu yazıcılar için “uzlaşı” zaten şiirin doğasında var! . . Yani steril, yani nötr, yani sokağın tozunu, bokunu yutmamış, ötekinin acısına dokunmamış, yani bedenini bir işcinin önüne yatırmamış bu kişiler nasıl görebilir ki KÇP’nin 100 kitaplık dip serisini? Böyle kişiler ne anlayacak “AYOL” (LGBTİ +) dizisinden, GRUNGE’dan, GHETTO’dan? Ne anlayacak OKB56’dan?
Bu kişiler ne anlayacak bu saydığım seri ve oluşumlara dahil olmayan bizden de “delilerin” yazdıklarından!
Bu “uzlaşı” söyleminin asıl hedefi tam olarak “rahatsız edici” olanı kenara itmek. Farklı olana yer açmak değil, farklı olanı sessizleştirmek. Bu sessizlik, iktidar tarafından baskılayarak, bunlar tarafından yokmuş gibi davranılarak kurulmaya çalışılıyor. Yani ki sansür artık sadece devlet eliyle değil, duymazlıktan, görmezlikten gelme biçiminde ilerliyor.
Peki başarılı olunuyor mu? Hayır! O kadar kolay değil!
Şiirin korkunç çocukları bildiğini yazmaya, bildiği gibi üretmeye devam ediyor. …
Bunların “uzlaşı” içinde şekillendirmeye çalıştıkları gerçek, onları gün geçtikçe kendi içlerine kapatıyor, daraltıyor. . Farkındalar mı bilmem ama kendi etraflarında dönüp dolaşıyorlar. Ve korkuyorlar… Çünkü dışarıda bambaşka bir damar var: gürültülü, kırılgan, çoğul, öfkeli, gerçek queer, gerçek kolektif, gerçek sınıfsal, gerçek feminist, yer yer örgütsüz ama dayanışmalı, kuralsız ama tutarlı.
Onlar da görüyorlar ki bugün şiirin çekileceği “güvenli” bir alan kalmadı. Çünkü sanat artık güvenli alanlarda var olamıyor… Görüyorlar..
Şiir… yani genel olarak yaşam artık kendini korumakla değil, risk almakla anlam kazanıyor. Dolayısıyla bu uzlaşı halleri sürdürülebilir değil. Sadece zaman kazandırıyor, o kadar.
Gerisi yine bildik hikaye;
Çatışmadan çıkış yok!
Geçmiş olsun.






























