Editörün Notu: Şair,Yazar, Çevirmen Nina Kopilova Şahin 21.06.1990 Gürcistan doğumlu, İzmir’de yaşamını sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk annesidir. Edebiyata karşı tutku ve merakı küçük yaşlarda başlayan yazarımız 20 yaşına kadar Eğitmini Gürcistan’da tamamladı. Gürcistan’da yayımlanan aylık ‘Saba’ dergisinde düzenli olarak deneme yazıları ve şiirleri yayımlandı. Türkçe dilinden Gürcüce diline Gürcüceden Türkçeye çevirmiş olduğu şiirler, hikayeler ve kendi deneme yazıları ‘Güncel Sanat’ dergisinde, ‘Mortaka’ dergisinde ‘E- gazete ‘de ve ‘Journo’ Gazetesinde yayımlanmıştır.
Nina Kopilova Şahin‘nin ”Gürcü dil ve edebiyat hakkında” başlıklı yazısını 2 bölüm olarak yayınlıyoruz. 2. Bölümün alt başlığı ” Gürcü Şairler! ”

Gürcü dil ve edebiyat hakkında-1
“Bir insanın vatansever olması için sadece vatan sevgisi yetmez. Vatanı bilmek de gerekir, sadece kalbi ile değil, akılla da sevmesi gerekir; ancak o zaman anavatana karşı duyulan sevgi ve saygı hakikat olur.”
Edebiyat olay, düşünce, duygu ve hayalleri dil aracılığı ile estetik bir şekilde ifade etme sanatıdır: Bizler için de kültür, sanat, ve sosyal hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır.
İnsanoğlunun varoluşundan bu yana dokunmadığı, ilgilenmediği çözmeye çalışmadığı sorunu kalmamıştır: İnsanın mutluluğu veya ıstırabı; varoluşun gizemini çözmeye yönelik sonsuz arayış; insanla Tanrı arasındaki ilişki; sevgi, dostluk, özgürlük, iyilik ve kötülük arasındaki çatışmalar ile geçmişi ve geleceği düşünmek ve çözüme kavuşturma gayreti…
Gerçekten de, insan yeryüzünde o kadar uzun süredir yaşıyor ki, sosyal ilişkilerin temelinde yeni bir şeyleri görmek gerçekten neredeyse imkansızdır.
Olmuş, oluyor ve olacak olan, zaten var olandır: Bu yüzden geçmiş, bugünün ve geleceğin duygusu kadar büyük bir öğretmenimizdir.
Edebiyatın gelişimi hakkında konuştuğumuzda, her gelişme aşamasının bir öncekinden daha mükemmel olduğu anlamına gelmez. Literatür böyle bir düzenliliği tanımıyor.
Baratashvili’nin şiiri Rustaveli’nin şiirinden daha iyi olduğunu veya Galaktion Vaja Pshavela’dan daha fazla olduğunu söyleyemeyiz.
Edebiyatın gelişme süreci kesinlikle tarih ırmağının akışına bağlıdır. Fakat sadece bununla da tanımlanamaz.
Edebiyatta asıl mesele kendisinin ne olduğu değil, aynı zamanda yazarın yazdığı konunun ne olduğu ve nasıl yazdığı olmalıdır. Bu durum yaratıcı olan yazarın yeteneğinin kalitesini ortaya koyar.
Yaratıcı yetenek, bir kişinin kesinlikle hangi yüzyılda doğduğuna bağlı değildir. Çünkü, zaman yeteneği belirlemez.
Gürcü şiirine girmeden önce size kısaca Gürcü dilinden bahsetmek istiyorum:
Gürcücenin Oluşum Tarihine Genel Bir bakış
Tarih boyunca Güney Kafkasya, Karadeniz ve Hazar Denizi arasında bulunan bölgede yaşayan Gürcü halkı, değişik millet ve topluluklar adı altında anılmıştır:
İberi, Kolhi, Zani, Cani, Lazi, Svani, Kartli, Heri, Taohi ve Meshi bunlardan bazılarıdır. Kimi tarihi ve arkeolojik verilere göre, Gürcüler söz konusu bölgede yaşayan ilk insanlar olarak kabul edilmektedir. Bu tespit bizi Gürcü tarihi ve Gürcülerin ulusal bilinç ve kültürünün de söz konusu mekânlarda oluştuğu sonucuna götürür.
Gürcüce, Gürcüler-Svanlar, Megrel-Lazlar dâhil olmak üzere içinde 30 kadar Kafkas Dil Ailesini barındıran İberya-Kafkas grubuna girmektedir. Bu gruba, Gürcücenin kendisi, MegrelLazca ve Svanca gibi diller girer. Gürcüce dışındaki diğer dillerin yazısı gelişmemiştir.
Gürcüce; Kartli, Kahi, Hevsuri, Pşavi, Tuşi, Moxevi, Mtiul-Gudamakari gibi lehçelerden oluşmaktadır. İberya-Kafkas dilleri arasında Gürcüce en çok konuşulan dil olma özelliğine sahiptir. Tarihî kaynaklara göre, Gürcistan’ın altın yıllarını yaşadığı dönemlerde Gürcüce konuşan insan sayısı 12 milyona ulaşmaktadır. Günümüzde ise yapılan bir araştırmaya göre, Gürcüce konuşan insan sayısı 4 milyonu Gürcistan sınırları içerisinde olmak üzere toplamda 5 milyonu bulmaktadır.
İberya-Kafkas dilleri arasında Gürcücenin tek alfabeye sahip dil olması ve günümüze kadar gelen eserlerin sadece Gürcüce olması, Gürcüceyi önemli kılan özelliklerin başında gelmektedir.
Dünyanın aktif 14 alfabesinden birisi olan Gürcüce alfabesini, tarih sahnesine çıkışından itibaren: İki çizgili sistemden oluşan ve çizimlerin yuvarlak yapıya sahip olduğu Asomtavruli veya Mrglovani (yuvarlak) Alfabesi (5-9 y.y); dört çizimli yazılışı ve köşeli çizimiyle dikkat çeken Nushuri Alfabesi (9-11 y.y) ve iki alfabenin geliştirilmiş türü olan ve 11. yüzyıldan günümüze kadar kullanıla gelen Mkhedruli (askeri) Alfabesi olmak üzere 3 ayrı devreye ayırmak mümkündür.
Bugün yaygın olarak kullanılan Gürcücenin fonetik sistemi 5 sesli 28 sessiz olmak üzere 33 göstergeden oluşmaktadır. 6 ünlü, 32 ünsüzden oluşan eski Gürcücedeki Kilise Alfabesi günümüzde kullanılmamaktadır.
Gürcücede büyük küçük harf ayrımı görülmez. Bugünkü Gürcücede: a, e, i, o, u olmak üzere 5 sesli harf vardır. Diğer Kuzey Kafkasya dillerinde olduğu gibi artikülasyon özelliklerine göre Gürcücede sesliler, dudak-diş ön dilliler ve dudak-dudaklılar arka damaklılar olmak üzere 3 tip ünsüz grubu bulunmaktadır.
(Turkçesi: Bkz. Harun Çimke)
Gürcü Alfabesi
Gürcü alfabesinin ortaya çıkışıyla ilgili bilim adamların arasındaki fikir ayrılığının sebepleri arasında tarihi veriler ve yapılan araştırmalardaki bazı sonuçlarda ortak fikir birliğinin oluşmaması yatmaktadır.
Gürcü
Alfabesi’nin günümüze ulaşan örnekleri arasında Hıristiyanlık öncesi döneme ait
hiçbir bulguya rastlanmamasına rağmen Filistin topraklarında yer alan Cvari
(Haç) ve Bolnisi tapınaklarında yer alan eski dönemlere ait kitabelerde
yuvarlak yazı sistemine rastlanması ilk tezi savunan bilim adamlarının kullandıkları
en büyük arguman olarak göze çarpmaktadır.
Gürcüce, kendi içinde birkaç
alfabe değiştirmiş olmasına rağmen 15. hatta 13. yy’da yazılan bir Gürcüce
metni bugün bir üniversite öğrencisi kolayca anlayabilmektedir. Bu durum Gürcü
dilinin ortografik uyumunda ve özelliklerinde köklü bir değişim olmamasıyla
açıklanmaktadır.
Büyük harflerin bulunmadığı Gürcü alfabesinde harflerin yazıldığı gibi okunması ve okunduğu gibi yazılması bu tezi desteklemektedir. Ayrıca kelime oluşumunda fonetik bir düzenin mevcut olması ve diftongların (ikili ünlü) ve türemiş harflerin kullanılıyor olması da önemlidir. (Turkçesi: Bkz. Harun Çimke)
Gürcistanda Şiir türleri hakkında
Şiir– “Gürcü Dilinin Tanım Sözlüğü” nde, kendine özgü bir ritim ve kural olarak kafiye ile karakterize edilen şiirsel bir eser olarak açıklanmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki bir şiir düzyazının karşıtıdır ve ifadelerle birlikte genellikle belirli bir grafik biçimi ima eder. Her kıta yeni bir kıta ile başlar ve kafiyeli bir mısra kıtasındaki hece sayısı belirlenir. Hece sayısı ve ünlülerin ve ünsüzlerin uyumunu ifade eden kafiye ile belirlenen ritim, kompozisyonel, duygusal ve anlamlı bir bütünlük oluşturur.
Şavteluri (შავთელური)- Gürcü şiiri türlerinden biridir, Kuruluşu İoane şavteli adıyla bağlantılıdir. (“Abdulmessian” kitabının yazarı, 12. yüzyıl) Şiir dört mısralıdır. Her satırda yirmi hece var. Satır dört kıtaya bölünmüştür. Dış ve iç ritimlerle karakterizedir.
Çahruhauli (ჩახრუხაული)- Kıta ve hece sayısında Şavteluri ile eşlittir. Aradaki fark, dize dört veya beş heceli olmasıdır.İlk dizelerde iç kafiyeler vardır ve sonunda kural olarak kadınsı.
Chakhrukhauli’nin tanıtımı, “Tamariani” nin yazarı olarak bilinen on ikinci yüzyıl şairi Chakhrukhadze ile bağlantılıdır.
Sonnet (სონეტი) İtalyanca bir kelimedir ve şarkı anlamına gelir. Bu ayet formu İtalya’da ortaya çıkmış, özellikle Fransa’da yayılmıştır. Ünlü sone ustaları Dante, Shakespeare, Puşkin’dir. Klasik Avrupa edebiyatında yaygın olarak kullanılmış bulunan, Türk şiirinde ise az görülen, iki dört dizeli ve iki üç dizeli bölüm olmak üzere 14 dizeden oluşan nazım biçimidir.
Rubai (რობაი) – Doğu şiirinde çok yaygın bir lirik şiir biçimidir. Sosyal ve felsefi öneme sahiptir. Dört dizeden oluşur. Üçüncüsü hariç hepsi kafiyelidir. Rubai, aruz ölçüsüyle yazılır. Birimi dörtlüktür. 4 dizelik (mısralık) bir Divan Edebiyatı nazım biçimidir.
Kazalı (ყაზალი) Arapça-Fars şiirinde iki dızelık bir kıta veya bu tür kıtalardan oluşan bir şiirdir.
Tanka( ტანკა ) Japonca bir kelimedir ve kısa şiir anlamına gelir. 31 heceden oluşur. Taeplerdeki tane sayısı şu şekilde dağıtılmalıdır – 5:7:5:7:7.haku ölçüsünde yazılır
Haiku (ჰაიკუ) bugün tüm dünyada meşhur olan geleneksel bir Japon şiir türüdür. Dünyanın en kısa şiir türü sayılır. Amacı bir dünya görüşündeki anlık duyguları iletmek olan, sembolik bir yüke sahip kısa duygusal bir şiirdir. Klasik bir haiku üç taepten oluşur ve 17 heceden oluşur. Geleneğe göre, yılın zamanını ifade eden bir kelime ile karıştırılmalıdır. Ancak klasik Japon yazarlarda bile haiku yapısı çoğu zaman bozulur. Japon Haiku’ları çoğunlukla 5-7-5 ölçülü üçlü kelime öbeklerinden oluşup kelimeler sütun halinde yan yana sıralanır.
Türkü (ბალადა)- lirik-destansı türün bir eseridir, şiirin, müziğe uyarlanmış halidir. Bu müzik türü, tamamen efsaneler hakkında veya önemli olaylar hakkında olabileceği gibi, aşk veya sevgiyi konu alan bir şiir de olabilir. Orta çağ Fransa’sında ortaya çıkmış, ancak mükemmel şeklini İtalya’da almıştır. Mükemmel biçimiyle 19. yüzyıla kadar Gürcü edebiyatında pek rastlanmiyor. Gürcü halk Türküleri çok daha önce oluşmuş olmalıdır.
Eski Gürcü edebiyatında benimsenen bu üç tür Gürcü şiiri şu şekildedir:
1. Hece şiiri (eski Gürcü klasik şiiri)
2. Eski Gürcü ilahileri hece sıralı bir şiiri. (Eski doğu şiirinde bir geleneğe sahiptir.)
3. Eski Gürcüce serbest şiiri.
Gürcü şiirinin tarihi çok eskiye dayanmaktadır. Gürcü dilinin tarihi incelenirken Gürcü şiirinin 12. yüzyıldan kalma en eski örneklerini görebiliyoruz. Bu noktada Gürcü şiirinin Gürcü nesri kadar uzun bir geçmişi olduğunu söylemek yanlış olmaz.
5. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar olan eski
Gürcü Yazı Tarihi boyunca, Gürcü yazısındaki edebi eserler incelendiğinde,
ölçülü-ritmik yapıları bakımından Gürcü şiirinin temelde birbirinden farklı
olan üç türe ayrıldığını söyleyebiliriz. Bu yaklaşım da bizi Gürcü edebiyatında
şimdiye kadar düşünüldüğü gibi tek bir şiir türü/ kompozisyonu değil, üç şiir
türü/kompozisyonu olduğu gerçeğine götürür…
1. Hece
şiiri (eski Gürcü klasik şiiri)
Bu Şiirin türü zamanımıza bizlerle ulaşan en eski örnekleri beşinci-sekizinci yüzyıllara aittir. En
mükemmel yüzü ŞOTA RUSTAVELİ’NİN “KAPLAN POSTLU ŞÖVALYE” adlı ölümsüz
eserınde görmekteyiz.
(Kaplan Postlu Şövalye (Gürcüce: ვეფხისტყაოსანი,
veph’istq’aosani “kaplan postlu”), Gürcistan’ın ulusal şairi Şota
Rustaveli tarafından 12. yüzyılda yazılan Orta çağ epik şiiridir. Gürcistan’ın
Altın Çağı’nın karakteristik bir çalışması olan şiir, 1.600’den fazla kafiyeli
dörtlükten meydana gelir ve Gürcü edebiyatının başyapıtı kabul edilir. Şiirin
bir kopyası, 20. yüzyılın başına kadar gelinlerin çeyizine konurdu)
2. Eski Gürcü ilahileri hece sıralı bir şiiri. (Eski doğu şiirinde bir geleneğe sahiptir.)
Hece düzeni veya eski Gürcü serbest şiiri – ilahilerin hecesi, beşinci – on üçüncü yüzyılların eski Gürcü hymnografik şiirinde benimsenmiştir. Hymnografik şiire ek olarak, bu ikinci tür eski Gürcü şiiri – aynı zamanda diğer eski Gürcü yazı türlerinde de bulunur (dokuzuncu yüzyılın hiyografik Nesir, Abukurai).
3. Eski Gürcüce serbest şiiri.
İçerik-dize ritmik ile hecesiz serbest bir şiir. (dizilmiş sözcukler,
(Bir dize, bir şiirin ritmik-tonlama sürecinin, sözdiziminin uyduğu, metrik olarak belirlenmiş fonetik ve grafik bir normdur. Dizeler birbiriyle ilişkili ve orantılı birimlerdir, bu nedenle metinsel bir çalışma düzyazıdan farklıdır.) (eski doğu şiirinde bir geleneğe sahiptir.)
Görüldüğü gibi Gürcü şiirinde aynı anda üç tür nazım şekli vardı ve ayni zamanda aralarında harika bir ilişki vardı… Birbirleriyle çelişmediler; birbirleriyle savaşmadan var olmayı sürdürdüler.
Gürcü edebi ve toplumsal yaşamında XIX. Yüzyılı.
Gürcü edebi ve toplumsal yaşamında XIX. yüzyılın yeri oldukça önemlidir. XIX. yüzyıl Gürcü edebiyatı/yazını, eski Gürcü edebiyatının/yazınının devamını temsil eder. Bu yüzyılın başlarında Rusya`nın egemenliğinde kalan Gürcistan’ın toplumsal yaşamda olduğu kadar şiir ve düz yazıda da önemli çabaların olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
1860´lar Gürcü edebiyatı tarihinde çok verimli bir zamandır. Altmışların ünlüleri (İlya Çavçavadze, Akaki Tsereteli, Niko Nikoladze Giorgi Tsereteli vb) yeni türden kamusal kişilikler ve çok yönlü yazın adamlarıydılar. Hem Gürcü yazınının ufkunu zenginleştirme ve genişletme, hem de halklarının önderliğini de üstlendiler.
19. yüzyılın Gürcü toplumsal yaşamında, şiirinde ve düz yazısında, aynı öneme sahip iki isim daha vardır. Bunlar: İlya Çavçavadze ve Akaki Tsereteli’dir. Bu yazarlar yeni Gürcü Edebiyat Tarihinin kurucuları sayılırlar. Akaki Tsereteli, İlya Çavçavadze ile birlikte 60´lı yılların şafağında Gürcü halkının milli bilincini, gerçek halk şairinin vatanına bağlı milletinin acısını ve sevincini, onların hayalini ve umutlarını tasvir etti.
Akaki Tsereteli, İlya Çavçavadze ile birlikte yeni Gürcü edebi dilini oluşturan ve eleştirel gerçekçiliğin büyük bir bayraktarıdır. Şota Rustaveli’den sonra Akaki Tsereteli Gürcistan’da en popüler şairlerden biriydi. Bütün hikâyeleri ve şiirlerinin her satırı halk ruhuyla işlenmişti. Bundan dolayı Gürcü halk onun şiirlerini benimsemişti. Ayrıca 19. yüzyılda Gürcü halkına büyük bir sanat kültürü aşılamıştı. Akaki Tsereteli; Şota Rustaveli’nin, Davit Guramişvili’nin ve Nikoloz Barataşvili’nin şairlik yönünü devam ettirerek yeni toplumsal koşullarda yenilikler ortaya koymuştur.
19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarından bahsedecek olursak; bu dönemde “Üçüncü Grup Yazarlığı” -edebiyat grubu- ortaya çıkmıştır. Bu grup, yeni toplumsal yaşamın ortaya çıkan Marksizim prensiplerinin kullanımıyla ortaya çıkmıştır. Bu tamamiyle 19. yüzyılın büyük klasik yazarlık geleneğini devam ettiren yeni tip yazarlıktı ve aynı zamanda bu dönemde yeni bir edebiyat akımı da ortaya çıkmıştı.
Şiir, varoluşu süresi boyunca sürekli değişime uğradı. Çağlar değişti, her çağ kendi deyimlerini ve ölçülerini yenilikleri getirdi. Her çağın şairi, olayları farklı düşünmüş, nesneyi farklı gözlerle algılamıştır.
Zamanımızda
şiirsel doğayı dolduran ve yenileyen
süreçler yaşanmaktayız. Zamana ve
çağa uygun şiirsel düşüncede, toplumsal varoluşta ve bilinçte
zemin kaymaktadır.
Her nesil, görünüşünü ve
içeriğini kendi isteklerine göre değiştirerek bir tür düzeltmeler ve
yenilikler getirmektedir.
Şiir bir sanat dalıdır ve değişkenliğine rağmen, yeniden canlanması şiirsel kalıbın yapısını tamamen değiştiren dogmatik köklü yasalara sahiptir. Aynı zamanda toplum için değerli olan gelenekle de savaşır.
Gürcü şiirine çok zor ulaşan ve zar zor yer edinen serbest ölçü, yeniliğe karşı bu tür bir tutumdur.Yurt dışında ise serbest ölçü kolayca yer bulmuştu. Dahası, geleneksel mısralara göre öncelikliydi.
Bu süreç kısmen Almanya, Avusturya, İngiltere’de gerçekleşti ve en güçlü şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nde kendini gösterdi. Serbest ölçü, Gürcistan’da sağlam olarak tutunamadı. Bunun böyle olmasının çok çeşitli nedenler vardı:
Bugün bile bazı yazarlar edebî tartışmalarında sanki serbest ölçünün ritmi yokmuş gibi, sanki bu bir şiir değil de bir nesir unsuruymuş, yani şiir nesirmiş gibi yanlış bir görüş ifade etmektedirler. Aslında serbest ölçüde şaşırtıcı derecede duygusal bir içsel ritmi vardır. Okuyucuyu daha en başından yakalayarak iç katmanlarındaki yoğunluk ve dinamiklerle sanki zaman ve mekan elle tutulur hale geliyormuş gibi hissediliyor. Ayrıca bu şiirin, geleneksel bir şiirin ritmine benzemeyen, ancak varlığı tartışılmaz bir dış ritmi vardır.
Şiirde, dizeler ve kıtaları oluşturan parçalar geleneksel şiirde olduğu gibi sayısal olarak birbiriyle örtüşmez, ancak burada iki tür ritim birleşir ve ritmin dinamik akışına katkıda bulunan bir ritimler zinciri oluşturmuş; klasik nazımlarda olmayan iç ve dış ritim yan yana dizilmiştir. Bu yüzden serbest ölçüde ritim daha yoğundur. Klasik şiirin de kendine özgü yansıma özellikleri vardır… Yeteneklı bir şair ikisini de mükemmel şekilde yazar. Açık olan bir şey var ki, eksiklik kafiyeler getirilerek daha geleneksel bir dize tarafından kapatılıyor.
! devam edecek!



























