Fehmi Uzal Ustiaşvili: Bu söyleşiyi ქართულიმბებისპორტალი / Gürcü Haber Portalı için yapıyoruz. Özellikle Genç Gürcü Müzisyenler‘in hak ettikleri oranda sahiplenilmediği düşüncesindeyiz. Yıllardır Türkiye’de, İberya Özkan Melaşvili, Erol Alkan Vaketeli, Bayar Şahin gibi belli isimler tarafından Gürcü müziği yapılıyor ama sonuçta sayıları bir elin parmaklarından az. Son on yıl içinde ise genç müzisyenlerin yetişmeye başladığını ve kendilerine yer açmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu durum müziğimiz açısından sevindirici. Bu söyleşinin amacı da dernek gecelerinde, festivallerde ve farklı etkinliklerde görüp dinlediğimiz fakat daha sonra takip edip destekleme noktasında eksik kaldığımız gençleri, önce camiamıza sonra da bütün halkımıza tanıtmak.
Önce sizi tanıyalım: Nerede doğdunuz? Eğitim durumunuz nedir? Ne zamandan beri müzik yapıyorsunuz? Ne tür müzik yapıyorsunuz? Hangi müzik aletlerini çalıyorsunuz?
Mikail Yakut Himşiaşvili: Ben Bursa ‘da doğup Yalova´da büyüdüm, ortaokul yıllarından itibaren ise İstanbul´da yaşamaya başladık. Liseyi bitirince önce Boğaziçi Üniversitesi´nde Sosyoloji eğitimi aldım. Sonra o yıllarda müzikle ilişkim iyice ilerleyince müzik okumaya, daha doğrusu akordeon okumaya karar verdim ve Almanya`ya gelip burada klasik akordeon ve müzik pedagojisi eğitimi aldım.
Müziğe onüç yaşında, İberya Özkan’dan (Melaşvili) akordeon dersi alarak başladım. O zamanlar ortaokuldaydım, başlarda hevesli olmakla beraber çok çaba sarf etmiyordum ve yavaş bir ilerleme söz konusuydu. Daha sonra ufak ufak Kafdağı Müzik Grubu ile çalmaya başlayınca motivasyonum arttı ve daha fazla çalışmaya başladım. Belli bir noktadan sonra ise enstrümanla bütünleşip, kendimi adama noktasına geldim. Konservatuvara hazırlık sürecinde ise piyano çalmaya başladım. İkinci bir enstrüman zorunluydu ve ben de zaten yıllardır piyano öğrenmek istiyordum. Özetle akordeon ve piyano çalıyorum.

Tarz konusuna gelince, durum biraz karışık. Sınırlamak çok zor ama geleneksel müzik ya da halk müzikleri ağırlıkta kesinlikle. Zaten içinde yetiştiğim tarz bu; İberya Özkan’ın yanında en başından itibaren Gürcü müzikleri çalmaya başladım, Kafdağı ile de bu durum iyice pekişti, bir yandan da Anadolu türküleri repertuvarı oluşmaya başladı. Sonrasında İstanbul’da çaldığım diğer gruplar da, dünyanın başka diyarlarından da olsa hep geleneksel müzikler icra ediyordu. Ancak akordeonla özdeşleşmiş vals ve tango gibi daha çok klasik batı müziğine yakın olan eserler de çalmaya başlamıştım. Bu durum ilerleyerek devam etti ve zamanla hem teknik olarak hem de akordeonun ses kapasitesi açısından bu yönde daha fazla çalışmaya ve araştırmaya başladım. Nitekim bu sürecin sonunda da klasik müzik okudum. Öte yandan en başından beri doğaçlamaya ve caza yoğun bir ilgim sözkonusu ve bu alanda da sürekli ilerlemeye çalışıyorum. Özetlemek gerekirse; köklerim halk müziklerinde ama yüzüm klasik müziğe ve caza dönük. Şu an yaptığım işler de bu tarzların arasında dönüp dolaşıyor.
Fehmi Uzal Ustiaşvili: Hangi guruplarla çalıştınız? Şu an Almanya´da yaşadığınızı biliyoruz, geliş nedeniniz nedir? Ve orada yaşamanızın müziğinize kattıklarını anlatabilir misiniz?
Mikail Yakut Himşiaşvili: Grup isimleri saymakla bitmez herhalde ama benim hayatımda en çok iz bırakanlar “Kafdağı” ve “Khalkedon” olsa gerek. Bunlar zaten çaldığım ilk gruplar ve benim için okul niteliğindeler. Daha sonra Sumru, Ağıryürüyen ve Ayşenur Kolivar’ın da yer aldığı “Sonbahar Kumpanya” ile çaldım, hem çok keyifliydi hem de gene müzik adına çok şey öğrendim. Almanya’da yaşamaya başladıktan sonra da çeşitli gruplarla çaldım; eğitim sürecinde zamanım kısıtlı olduğundan bu grupların ömrü çok uzun olamadıysa da bu zaman zarfında repertuvarımı Balkan ve Yunan müzikleriyle genişletme imkanı buldum.
Almanya’ya geliş nedenime dönecek olursak, az önce kısaca değindiğim konuları biraz açmam gerekecek. Öncelikle hayatımın bir noktasında müziğe yoğunlaşmaya, daha doğru tabirle müzikle yaşamaya ve müzisyen olmaya karar verdim. Bu süreci, kendime ait hissettiğim akordeondan bağımsız gerçekleştiremezdim ama enstrümanda da hem geç başlamanın hem de alaylı olmanın eksikliklerini hissediyordum. Bu sebeple akordeon eğitimi almayı kafaya koydum ve Türkiye’de böyle bir imkan olmadığı da kesinleşince yurtdışı araştırmalarım beni hızlıca Almanya’ya yöneltti. Bu arada eğitim için Gürcüstan’ı da epey düşündüm ve araştırdım ancak akordeon açısından durum orada da Türkiye’dekinden farklı değildi. Almanya’da ise ciddi şekilde oturmuş bir klasik akordeon geleneği ve eğitimi sözkonusu. Az önce bahsettiğim teknik ve müzikal arayışlarım için burası aradığım adresti diyebilirim.
Müzik evrenseldir ve bir müzisyen olarak farklı diyarlarda hem öğreneceğiniz hem de paylaşacağınız çok şey vardır. Bu yüzden tarihte de günümüzde de müzisyenler sık sık yer değiştirir ve çeşitli yolculuklar yaparlar. Benim için Almanya yolculuğunun böyle bir anlamı da söz konusuydu. Bugüne dönecek olursak, burada müzisyen olarak ciddiye alındığımı ve saygı gördüğümü hissedebiliyorum, bu da tabi ki motivasyonuma ve üretkenliğime yansıyor. Ayrıca yaşadığım şehir olan Berlin’in rolü de önemli. Bir kültür ve sanat başkenti olan Berlin’de müzisyen olarak çok iyi müziklerle ve müzisyenlerle tanışma imkanınız var, yani sürekli olarak besleniyorsunuz. Aynı zamanda böyle bir çevrede kendinizi ispatlamanız gerekiyor, bu da hem daha çok çalışmanızı, hem de daha yaratıcı olmak için çaba göstermenizi sağlıyor.
Fehmi Uzal Ustiaşvili: Biraz da projelerinizden bahseder misiniz? Kısa ve uzun vadedeki hedefleriniz neler?

Mikail Yakut Himşiaşvili: Şu anda aynı zamanda kurucusu da olduğum iki ayrı trio ile çalmaktayim. İlki “A.G.A Trio”; Türkiye, Ermenistan ve Gürcüstan’ı bir araya getiren, bu ülkelerin müziklerini buluşturan bir grup. İsmini İngilizce’deki “Anatolia, Georgia, Armenia” (Anadolu, Gürcüstan, Ermenistan) kelimelerinin baş harflerinden alıyor ve grupta benim dışımda gene İstanbul’dan Berlin’e göç etmiş Deniz Mahir Kartal (Kaval) ve Ermenistan’da yaşayan Arsen Petrosyan (Duduk) yer almakta. “A.G.A Trio”, Anadolu ve Transkafkasya olarak adlandırdığımız bölgede yaşayan bu üç halkın ortak müzik dilini ön plana çıkartmayı amaçlıyor ve önümüzdeki temmuz ayı içerisinde ilk albümünü yayınlayacak.
Diğer grubum “Heval Trio” ise daha çok beste üzerine yoğunlaşmakta. Geleneksel olarak ise Anadolu ve Kafkas müziklerinin yanı sıra Mezopotamya, daha detaylı söylemek gerekirse Kürt ve Arap müziklerinin etkisi hissediliyor. “Heval Trio” da önümüzdeki haziranda, grubumuzda buzuk (ya da buzuq, özellikle Suriye’de yaygın olan telli bir enstrüman) çalan Mevan Younes’in albümü için stüdyoya girecek.
Bunların yanı sıra Carlo Domeniconi’nin akordeon için müziklerini bestelediği “Çizmeli Kedi” adlı bir çocuk tiyatrosu ile sahne almaktayım. Ayrıca daha deneysel olarak tanımlanabilecek “Mut” adlı yeni bir grup ile de çalışmalara devam ediyorum. “Mut” elektronik müzik yapan Korhan Erel ile dans müziklerini ve doğaçlamayı bir araya getirdiğimiz bir elektro-akustik tekno ikilisi.

Yukarıda saydığım bütün bu gruplar, buradaki eğitimimi tamamladıktan sonra temelleri atılmış, yani oldukça yeni gruplar. Ancak her biri farklı tarzda ve benim için müzikal anlamda oldukça besleyici. Şu an için en önemli hedefim bu çalışmaları ilerletmek ve derinleştirmek. Bireysel olarak ise yakın zamanda gerçekleştirmek istediğim bir hedefim var: “The Shin” grubunun gitaristi Zaza Miminoşvili’nin öğrencisi olmak. Kendisi Almanya’da yaşıyor. Onunla tanışmak, Gürcü müziği ve caz alanında çalışmak istiyorum.
Fehmi Uzal Ustiaşvili: Gürcü müziğinin bütün çabalara rağmen geniş halk kitlelerine ulaşmadığı düşüncesine katılıyor musunuz? Ve bu doğru ise nedenleri nedir sizce?
Mikail Yakut Himşiaşvili: Bu düşünceye katılabilirim, ama böyle bir şeyin gerekliliğine de emin değilim. Yani böyle bir çaba harcanmalı mı ya da böyle bir hedefle yola çıkılmalı mı ondan emin olamıyorum. Bir müziğin geniş halk kitlelerine ulaşması için –aşırı yüzeysel pop müzik vb. sürekli pazarlanan, tabiri caizse zorla sevdirilen müzikleri saymazsak– çok çok iyi olması gerekiyor. İşte Gürcü müziği alanında çalışma yapanların da, diğer tüm müziklerde de olması gerektiği gibi öncelikle buna yoğunlaşması gerektiğini düşünüyorum. Tabi ki böyle bir başarıda rol oynayan çok sayıda faktör var. Örneğin yaratıcılık ya da yenilik, yani hem çağa ayak uydurup hem de özünü inkar etmeyen bir ilerleme sağlamak da bana şart gibi geliyor. Bunun dışında sanatçının kişiliği ve duruşu, yani karizması da kitleleri etkilemek açısından çok önemli.
Bence bu duruma en iyi örnek Kazım Koyuncu. Onun müziğinde ve duruşunda, bahsettiğim bütün noktaları görebiliyoruz ve bir azınlık kültüründen gelen çok az insan bu ülkede böyle büyük kitlelere ulaşıp kendini sevdirebildi! Müziği gerçekten çok kaliteliydi ve her zaman arayış içerisinde olduğunu, sanatını ilerletme çabasını çalışmalarında çok net görebiliyoruz. Üzerine bir de duruşu, yani samimiyeti ve cesareti eklenince, başarısının sırrı ortaya çıkıyor bence. Son olarak şunu da söylemek isterim: Türkiye’de Gürcüce ya da Gürcüler hakkında belki hiç bir fikri olmayan insanlar, Kazım Koyuncu sayesinde “Mohevis Kalo”yu dinlediler ve sevdiler. Ben de diyorum ki; onu taklit etmeyelim ama ondan feyzalalım, kültürümüze ve müziğimize dört elle sarılalım.
Fehmi Uzal Ustiaşvili: Söyleşinin sonuna geldik: Son soruyu siz sorun ve cevabı da sizden gelsin!
Mikail Yakut Himşiaşvili: En zor soru buymuş : ) Kendime soru yöneltmek zor gerçekten ama belki müzik dinleme konusunda bir iki kelime edebilirim. Ben çocukluktan itibaren evde Gürcistan’dan gelen plakları ve eski Kafdağı Müzik Grubu’nun kasetlerini dinleyerek büyüdüm.
Bu durum bende hem müzikal gelişim anlamında hem de Gürcü müziğine duyduğum ilgi anlamında çok önemli rol oynadı. Aynı zamanda çocuklarla da çalışan bir müzik pedagogu olarak dinlenilen müziklerin çocuğun gelişiminde –daha sonra bir enstrüman çalmasa dahi– ne kadar belirleyici olduğunu biliyorum. O yüzden kültürümüze, müziğimize ve hatta şarkılar aracılığıyla dilimize sahip çıkmak istiyorsak çocuklarımıza bu müziği dinletelim. Tabi ki sadece Gürcü müziği değil, mümkün olduğunca farklı tarzı ve dili dinlemek/duymak çok önemli ama Türkiyeli Gürcüler olarak gelecek nesiller müziğimize ve dilimize ilgi duysun istiyorsak çocuğumuzla beraber Gürcü müzikleri dinleyelim, söyleyelim ve hatta onlarla bu müzikte dans edelim.
Fehmi Uzal Ustiaşvili: Bize zaman ayırdınız, teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.
Mikail Yakut Himşiaşvili: Ben de çok teşekkür ederim.





























