‘Satranç tahtasında tüm denizlerdekinden daha fazla macera vardır.‘ Pierre Mac Orlan

Satranç Felsefesi
64 kareden oluşan 8’e 8 bir tahtanın üzerinde iki tarafın benzer taşlarla gerçekleştirdiği strateji kapışmasına satranç denir. Elbette bu oldukça genel bir tanımdır, fakat yazımız için yeterlidir. Basit göründüğü halde ustalaşması yıllar alan bu asil oyunun kökenine inmek oldukça keyif verici ve ilginçtir.
Satrancın kökeni hakkında pek çok rivayet vardır. Bu rivayetlerden en çok bilineni Hint Kralı ve Arpa efsanesidir. Efsaneye göre, bundan 1600 yıl kadar önce Sissa ibn-i Dahir isminde bir brahma rahibi muharebelere doyamayan dönemin Hint kralına bir oyun tahtası ile iki farklı renkte onar piyon, ikişer fil, ikişer kale, ikişer at, birer vezir ve birer şah hediye eder. Bu tahta günümüzdeki satranç tahtasının aynısıdır. Bu oyun günümüzde chaturanga diye de bilinir ve bir nevi satrancın atası olarak sayılır. Efsanenin devamında ise muharebelere doyamayan kral hediyesini çok beğenir ve krallığındaki her tapınağa birer tane chaturanga koydurur. Sissa’yı ödüllendirmek isteyen kral ona ne istediğini sorar. Sissa mütevazi bir istekte bulunur: “Armağanım olan oyun tahtasının her bir karesinde bir önceki karenin iki katı olacak kadar arpa.” Yani ilk karede bir, ikinci karede iki, üçüncü karede dört, dördüncü karede sekiz olacak şekilde son kareye kadar arpa taneleri. Kral başta bu sözde mütevazi isteği alçaltıcı bulsa da yeni oyunun getirdiği heyecanla bu isteği kabul eder ve yaverlerine Sissa’nın dileğinin yerine getirilmesini emreder. Ancak bu mümkün değildir, çünkü 64. -yani sonunca- kareye gelindiğinde, toplam arpa sayısı Hindistan’ın üretebileceği arpa sayısının kat ve kat fazlası olmuştur (20+21+22+…261+262+263 kadar).
Peki chaturanga oyunu olarak doğan ve günümüzde satranç olarak anılan bu oyunun özünde barındırdığı düşünce nedir? Başta bir Hint kralının isteklerini tatmin etmek amacıyla icat edilmiş bu oyunu bu denli ilgi çekici ve eğlenceli kılan şey nedir? Satrancın günümüzde ne gibi bir önemi vardır?
Satranç daha çok bir zevk işidir. Ya bayılırsınız ya da ilgilenmezsiniz. Bunun altında yatan sebeplerden belki de en önde geleni hiçbir satranç maçının öncekilere benzememesidir. Satranç bir tür olasılıklar silsilesidir. Aynı satranç maçına denk gelmeniz oldukça düşük bir ihtimaldir ve bu öngörülemezlik oyunu oldukça ilgi çekici kılar.
Satranç oyununu önemli kılan bir başka şey de kazandırdığı özellikler ve geliştirdiği becerilerden çok oyun tahtasının altında yatan felsefedir. Bir çoğumuz satrancı beyin gelişimine katkı sağlayan bir oyun olarak görebiliriz, bu yanlış değildir fakat her şeyden önce, satranç bir feda etme sanatıdır. En az taşı kaybetmeye çalışmaktansa doğru taşları doğru zamanda kaybetmeyi bilme ve oyunu buna göre şekillendirebilmek gerekir. Aynı gündelik hayatta karşılaştığımız pek çok olay gibi… Doğru dili doğru zamanda öğrenmek o dile olan ilginiz arttırır. Yanlış zamanda öğrenilmeye çalışılan bir dil kadar itici ve yorucu gelen bir şey yoktur. Veya doğru insanı doğru zamanda satranç tahtanızdan atmak beceri gerektirir. Aksi taktirde kaybetmeye kıyamadığınız o ‘taş’, ileride gerçekleştirmek isteyeceğiniz hamleler için ya bir engel teşkil eder ya da vakit kaybına sebep olur. Çıkarcılık anlayışı ile oldukça örtüşen “fedakârlık” kavramı, hatırı sayılır bir sebebe dayanır: Ne olursa olsun şahı, yani kendinizi korumak ve bununla birlikte ne pahasına olursa olsun istenilen hedefe ulaşmak. Unutmamak gerekir ki, şah hariç hiçbir taş feda edilemez değildir. Nitekim, şahı korumak ve amaca ulaşmak uğruna her taş feda edilmelidir.
Satrancın içinde barındırdığı bir başka anlam ise en değerli taş olan şah yerine en değersiz taş olan piyonla alakalıdır. Sanılanın aksine, piyon en değerli taşlardan biridir, zira bir satranç maçının nereye gideceğine yön veren ilk taştır. Bir piyonla yapılan doğru açılış veya piyonu tahtanın doğru karesine koymak beş hamle sonrası için olmasa da kırk hamle sonrası için oyunun kaderini değiştirebilir. Ayrıca şu da unutulmamalıdır ki, her piyon içinde vezir olma umudu ile oyuna başlar (bir piyon dümdüz önünde bulunan son kareye geldiğinde fil, at, kale veya vezire dönüşmeye hak kazanır). Ünlü satranç ustası Paul Keres’in “Yaşım arttıkça Piyonlara da daha çok değer vermeye başladım.” lafı kesinlikle sebepsiz değildir.
Şu bir gerçektir ki herkesin kendine ait bir satranç tahtası vardır. Birinin satranç tahtasında vezirken bir başkasının satranç tahtasında piyon olabilirsiniz. Piyon olarak başladığınız oyundan vezir olarak ya da rezil olarak çıkabilirsiniz. Vezir olduğunuz bir tahtadan ansızın kopabilir, artık istenmeyen bir taş haline gelebilir ya da kendi vezirinizi kaybetmiş olabilirsiniz. Unutmayın ki vezirsiz galip gelebileceğiniz gibi en beklemediğiniz anda tek bir piyona da mat olabilirsiniz.
Satranca başlamak veya kendini geliştirmek isteyenler için:
https://lichess.org/?fbclid=IwAR2syNyK-z9jg1vow3TDi8W-pzoUdXdFEP0rCObNvvLagZZgUzoyt7JKUnU
































