Şartlı pozitif gündem:
“şartlı pozitif gündem” ya da Zirve bildirisinde yansıyacağı şekilde: ”AB Türkiye ile kademeli, orantılı ve geri dönülebilir şekilde işbirliğini geliştirmeye hazırdır!”.

Yazdı
25/26 Mart AB Zirvesi Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden doğru raya oturtulması için büyük önem taşıyordu. Uzun süredir negatif algıyla değerlendirilen ilişkilerdeki kara bulutların dağıtılması her iki taraf için de büyük önem taşıyordu.
26 Mart beklenmeksizin, Zirvenin ilk gününde en azından Haziran ayına kadar geçecek 3 aylık dönemin ismi konuldu: “şartlı pozitif gündem” ya da Zirve bildirisinde yansıyacağı şekilde: ”AB Türkiye ile kademeli, orantılı ve geri dönülebilir şekilde işbirliğini geliştirmeye hazırdır!”.
Doğal olarak bu cümlenin pek çok açıdan incelenmesi gerekir.
Önce kademeli kelimesini açalım. Beklenti neydi? Gümrük Birliği’nin güncellenmesi müzakerelerinin hemen başlaması, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize serbestisinin tanınması, Suriyeli sığınmacılar için yeni bir mutabakatın hazırlanması, üst düzey siyasi diyaloğun tekrar başlatılması.
Bunlardan son iki sıralanan için kademeye ihtiyaç yok gibi. Suriyeli sığınmacılar için Komisyon yeni bir mali destek paketi çalışması yapacak, zira AB’nin en korktuğu şey Türkiye ile bu alanda işbirliğinin yokuşa sürülmesi. Üst düzey siyasi diyalog da zaten zımnen başlamış gibi.

Ama gümrük birliğinin güncellenmesi tam olarak kademeli hale getirilmiş vaziyette. Diğer ifadesi ile mevcut gümrük birliğinin kapsamına tercihli tarım ürünleri ticaretinin, hizmetlerin serbest dolaşımının ve nihayet kamu ihalelerinin dahil edilmesi için Haziran Zirvesine kadar beklenecek. Bu çerçevede Komisyon’a müzakere yetkisi değil, ön çalışma yetkisinin verildiğini anlıyoruz. Esasen Türkiye’den ziyade AB’nin çıkarına olan gümrük birliğinin güncellenmesi konusunun ön koşula bağlanması, aslında AB’nin Türkiye’ye karşı duyduğu güvensizliğin bir işareti olarak gözüküyor. Türkiye’nin bu güncellemeden kazanacağı tek ve belki de en çok ihtiyaç duyduğu olgu belirsizlik algısından çıkmak olacak. Bu noktaya aşağıda tekrar döneceğim.
Vize serbestisi ile ilgili olarak, Zirve’nin bu satırları kaleme alırken sessiz kalmayı tercih ettiği anlaşılıyor.
Gelelim ikinci önemli kelimeye. “Orantılı” kavramına…
Anlaşıldığı kadarıyla AB’nin klasik sopa/havuç yaklaşımıyla karşı karşıyayız. Atacağın adım kadar adım atarız, diğer ifadesi ile attığın adım hoşumuza giderse senin için iyi şeyler yaparız (havuç), hoşumuza gitmez ise yapacağımız şeyler hoşuna gitmez (sopa). Aslında bu yaklaşımı daha da pekiştiren “geri dönülebilir” kavramını da hemen bu noktada değerlendirmek gerekiyor. AB sopasını gösterirken, eğer dediğimiz istikamette adımlar atmazsan, negatif gündeme geri döner, müeyyideleri tekrar tartışmaya açarız eğilimini sergiliyor.
Kıscası tek cümleden vardığımız sonuç, Haziran Zirvesine kadar arafta kalmaya devam edeceğiz. Tabi bu arada tam üyelik müzakereleri kapsamında yeni başlıkların açılması bir hayal.
Peki bunlar söylenenler. Arka planda başka şeyler yok mu?
Kuşkusuz var. Öyle bir paradigma değişimi yaşıyoruz ki; artık Türkiye olarak tarafımızı belirtmek zorundayız sonucu, aslında yukarıdaki tek cümleden çıkartabileceğimiz bir diğer sonuç.
ABD Başkanı Biden’ın telekonferans yoluyla AB Zirvesine katılması, NATO şemsiyesi altında adetayeni bir Soğuk Savaş mesajının güçlü bir tonla verilmesi, eski düşman Rusya’nın yanına Çin’in eklenmesi günümüzün bir gerçeği. Türkiye’ye verilen mesajlar da tamamen bu gerçekle bağlantılı duruyor: “tarafını belirle!” Bizle misin? Rusya, Çin ekseni ile beraber karşı cephede misin?
Zirve gerçekleşirken Çin Dışişleri Bakanı’nın iki günlük Ankara ziyareti sizce de manidar değil mi?
Eğer yeni müttefiklerimiz Çin ve Rusya ise, o zaman demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi değerler anlamsız. Ama yok Batı ittifakı içinde kalacak ise, tekrar bu değerleri hatırlamakta fazlasıyla yarar var. Reel politik asla değerleri yok sayarak düşünme sanatı değildir. İçine girdiğimiz günlerde bu gerçeklikle fazlasıyla tanışacağız.
Taraf olmak ve bertaraf olmak sözünü bir yerlerden hatırlar gibiyim…
































