Ne mi düşünüyorum ? Mezarcıyı, mezarları ve mezardakileri….!!!! Hasan Çelik
Mezarcı / მესაფლავე
Mezarcı sen her ölenin anısının bu dünyada
Herkesce unutulduğunu mu savlıyorsun anında?
Eh… inanamam hiç buna… bıktırdın da artık kendini
Ve Tanrı aşkına kes şu canyerinden vuran yergini!
Gül ayıdır, Mayıs ayıdır ! Körpe çimleri efildetiyor rüzgar,
Bembeyaz çiçek demetleri serpilmiş ağaçlara tıpkı kar,
Güneşin narından ışıklarıyla sarmalanıyor ovalar dağlar,
Albenili çiçeklerle bezenmiş her yan.
Görmüyor musun nasıl hıçkırdığını şu mezarda öksüz bir dulun?
Nasıl da yakıştığını gencecik kadına bu ilahi hüznün!
Bu kadın değil miydi daha dün kederinden ölen,
Sevgilisi soğuk mezarla selamlaştığında gözyaşı seli döken?
Bugün de o mezarda canevinden vurulmuş hıçkırmakta,
Ne gündüzleri dingin ruhu ne de geceleri uyku tutmakta.
Hep gelir böyle soğuk mezarın yayvan taşına oturur,
O insafsız güzelliği elem ile nakşolmuştur.
Mezara abanıyor saçları tarumar, gözyaşı döküyor,
İçim daralıyor hıçkırıklarından, yüreğim sızlıyor, yüreğim sızlıyor!
Fakat ne gelir ki elimden? Mezarcı sus da kulak ver, onu dinle,
Duyuyor musun, duyuyor musun nasıl inliyor bitkin ve biçare?
“Darmadağın olayım sis gibi, bir kabus gibi yok olayım,
Şaşmış yolumda ne bir dirlik, ne bir sükun ne de huzur bulayım.
Her hal ve karda ve her mekanda çehren dağlasın yüreğimi,
Bir gün hatırlamasam ya da bir gün unutursam seni!”
Mezarcı sen hala der misin ki bu dünyada
Ölenlerin hayali hepimizce unutuluyor anında?
Bak istersen, yine açıyor mezarcı duvarların kapılarını;
Genç bir delikanlı daha defnediyor aşkını,
Değerli tabuttan kopamıyor, ayrılmıyor, canevinden vurgun,
Böyle bir sevgi bir daha tekrarlanır mı ki bir gün?
Sınırsız hüznünden, sınırsız kederinden
Bu canevinden vurgun delikanlının
Kaynar yaşlar fışkırıyor gözlerinden.
And içiyor feryadında: “Ah, mezarımda kemiklerim sızlasın,
İlkyaz güneşinin ışınları kabrimi ebediyen ısıtmasın,
Darmadağın olayım sisi gibi, kabus gibi yok olayım,
Şaşmış yolumda ne bir dirlik, ne bir sükun ne de huzur bulayım.
Her hal ve karda ve her mekanda çehren dağlasın yüreğimi,
Bir gün hatırlamasam ya da bir gün unutursam seni!”
Mezarcı sen hala der misin ki bu dünyada
Her ölenin hayali hepimizce unutuluyor anında?
Saçlarını çözmüş geliyor yine demin anlattığım kadın
Ve bir hayalet gibi dikiliyor başına unutamadığı mezarın,
Elinde bir gül demeti, derlemiş güllerin goncasını,
Süslemek için getirmiş o mezarın ak haçını.
Ah bu kadın, kederinden olsa gerek, çiçek misali solmakta,
Hüzün kaplamış yüzünü de yavaş yavaş sararmakta.
Uykusuzluğunu resmediyor zavallının gözleri,
Böyle oluyor, duygular anılarını çağırdığında geceleri!
Şimdi? Şimdi hala der misin ki bu dünyada
Her ölenin hayali hepimizce unutuluyor anında?
Ve önceki gün aşkını mezara teslim eden o delikanlı
Ayrılmıyor o kasvetli kabristandan, yüreği yaralı;
Balmumuna benziyor çehresi, mum gibi erimekte, erimekte,
Dalmış gitmiş gözleri, sevdiğine yas sözcükleri söylemekte,
Uykusuzluğunu resmediyor onun da gözleri,
Böyle oluyor, duygular anılarını çağırdığında geceleri!
Mezarcı şimdi de der misin ki bu dünyada
Her ölenin hatırası hepimizce unutuluyor anında?
Kadının gözleri bugün, canevinden vurgun delikanlıya takıldı istemeden,
“Benim gibi ağlıyor o da gözyaşları kurumadan” dedi içinden;
İnsanın hüznü engindir, fakat hem dipsizdir de kalbi,
Aşkın coşkun aydınlığından nelere dayanmıyor ki !”
Böyle diyor gök mavisi bakışları yaslı kadının,
Bu sessiz bakışlar da yüreğini hoplatmış olmalı delikanlının…
Duygudaşlık böyle olur her zaman, sen ise gülüyorsun manidar
Sahiden kuruluyormuş gibi sanki bağlar aralarında
İki yüreği kuvvetle birleştirecek sonsuza kadar…
Eh inanmıyorum buna, öyle olmuyor ki bu dünyada,
Merhumu mezarına kadar uğurladıklarında and içerek
Ettikleri o yemini bozmuyorlar….
O yemini bozmuyorlar yaşadıkları son güne dek.
Dinle ey mezarcı, bilmiyorsun adamın derdini, kulak ver bana,
Hiçbir anlam veremiyorum bu hezeyan tüten kahkahana!
Neyleyim ki o delikanlı körpe gül getirdi kadına,
Üzgün bir edayla “aşık oldum sana” dedi fısıldayıp kulağına:
“Birleştirelim ruhlarımızı, hem acılarımız da ortak,
Gel evlen benimle ey kadın, benim sevgim derin bir aşk!
Eski aşklarımız da yok artık, ikimizin ki de yaşamıyor,
Onların hatıraları da ıssız mezarları aşamıyor,
Unutalım geçmişi, hüznümüzü, yasımızı,
Gel karım ol, yeniden kuralım hayatımızı!”
Kadının vereceği cevabı bekle mezarcı,
Ahdına sadık kalmadı diye delikanlı
Kadın da öyle davranacak mı diyorsun? Hayır diyorum sana!
Daha dün değil miydi ki aşkını vermişti toprağa?
Kim güler merhumun anısı önünde,
Kim şakalaşır anısıyla merhumun?
Nasıl savacak ısrarlı delikanlıyı, bak şimdi görürsün!
Fakat kadın… Aman Tanrım..
Başını eğip fısıldıyor utanarak:
“Kabulümsün, beni yalnız gelecek ayakta tutuyor zaten,
Unutalım tatsız anılarımızı, hem acılarımız da ortak,
Ben seninim ebediyen, götür beni nerelere dilersen…”
İşte şimdi mezarcı, dilediğini söylemeye hakkın var,
Mezartaşı yok ediyor insanın anısını sonsuza kadar.
Birleştirmiş olmalılar evlerini… Görüyorum geçiyor zaman
Ve hiç birinin yolu da geçmiyor artık kabristandan,
Temizlemiyor şimdi mezarları ne otlardan ne de tozlardan
Ve bakımla birlikte rengi de gasp edilmiş gülçiçeklerin,
Dinlenin ey unutulmuş varlıkların kemikleri dinlenin…
Varlığınıza karışmıyor dünyevi fikriyatı dirilerin…
Kudretli ve ölümsüzdür uykunuz, dinlenin, dinlenin…
Artık ne yararı var ki mezarlarınıza güllerin, çiçeklerin?..
Fanilerin ebedi gözyaşı selinden size ne fayda?
Uyandıramaz sizi hiçbir güç, hiçbir tesadüf dünyada…
Herkes doğuyor, herkes ölüyor, dünyanın kanunu böyle
Ve henüz yaşıyorken ölümü unutanın vay haline.
Çanlar çalıyor… Unutmuşlardı hani acı kaderi
Mezarcı gümüş sırmalı bir tabuta sığdırmakta ikisini,
Yerleştiriyor ve acı bir fikre vahşice gülümsüyor –
Biliyor mezarcı, nasıl olmalı, nasıl olduğunu biliyor…
Dinlenin, unutulmuş varlıkların kemikleri dinlenin…
Kederli anımda şahsınıza imrenecek çok şeyim var benim !
1912
Galaktion TABİDZE
Türkçesi: Hasan Çelik





























