“O şiiri neden yazdın?”*
“Şair büyük anlamsal çağrışımları olan imgeler verir okura. Okurdan, o imgeler yoluyla hayatı anlayıp değiştirmesini bekler.”
Böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa şiirin değiştirici gücünden söz edilemez. Ne yazık ki bu bile anlaşılmış değil.
Tabi ki bir şiiri yazma sürecinde önce şair değişmeli. Bir sözcükle özgün bir bağdaştırma yaptığında, şairin az da olsa değiştiği düşünülebilir. Böyle böyle özgün dizeler gelir, özgün bir şiire varılır. Özgün bir şiir de şairi bir yerden alıp yepyeni bir yere götürür. Bu işleyiş okur için de geçerlidir.
Ne denli güçlü bir istek olursa olsun, şair okurun popülist isteklerini karşılayan bir özne olup popülizmin tuzağına düşmemelidir. Oportünist olmamalıdır, Makyavelist olmamalıdır.
Elbette şiirin görevi, önce şiir olmaktır. Şairin görevi de bunu gerçekleştirmektir. Bir şiir kendi bütünlüğü içerisinde bir önemi yoksa başkaları için de önemli olamaz. Bu anlaşılmadığı için şiir çöplüğü de her saniye büyüyüp duruyor.
Bir şiiri okuduğunuzda ağzınız burnunuz kırılmış gibi hissetmiyorsanız, ciddiye almayın o şiiri.
O şiirde insani derinlik, özgünlük yoktur. Sözcükler bir jilet gibi kullanılmamıştır.
Ülkü Tamer “Yanardağın üstündeki kuştur şiir” demişti. Bana kalırsa yanardağın kendisidir şiir.
30 Ekim 2022, Pazar, saat 03.33
* Veysel Çolak, O Şiiri Neden Yazdın (Şiir sanatı üzerine düşünce uçları), Akdoğan yayınları, 2021























