Atatürk’ün başarısı ya da başarısızlığı…
Türkler, her ne kadar ulusal bilinci güçlü bir şekilde ön plana çıkarsalar da, çoğunlukla kimliğini bulamamış bir toplumdur. Tıpkı ülkenin coğrafi konumuna benzer bir ruh hali taşımaktadırlar.
Yüzeyde bir yandan Batı hayranlığı, bir yandan ümmet ve bir yandan da Turan ülküsü etrafında kümelenmiş gruplar gibi görünseler de; aslında biraz daha kazıyınca altta ağırlıklı olarak Batı hayranlığının açık ara fark attığını söyleyebilirim.
Ancak birebir sorulsa bu inkâr edilecektir. Bu inkâr da yine sahte bir ulusal bilincin ve hakiki bir kimlik kompleksinin dışavurumudur.
Denemesi çok kolay:
Türkiye’nin dört yönünde sınır kapıları açılsa sizce ezici çoğunluk Batı kapısına yönelmeyecek midir?
O zaman şöyle bir çıkarsama yapabiliriz sanırım: Ümmet hikâyesi ve Turan ülküsü etrafında toparlandıklarını düşünenler bu toplumun en sahtekâr kesimidirler. Batı hayranları ise zaten durumlarına denk davranacakları için en azından dürüst sayılabilirler!
O halde Atatürk’ün bu milleti etrafında topladığı mayanın da tuttuğunu söyleyebiliriz. Atatürk’le başlamamış olsa da onunla özdeşleşmiş sayabileceğimiz “Batılılaşma”, “muasır medeniyete ulaşma” hedefi, her ne kadar yukarda yazıldığı gibi görünüşte çoğunluk reddediyor gibi görülse de, toplumsal bilinçaltında hemen herkesin buluştuğu tek ortak noktadır..
Ama insanları rahat bırakmayan aslında kompleksleridir.
Elbette batılılaşma bu yazının konusu değildir…





























