Hüseyin Aktaş
Oyalanırsam üşüyeceğim
Uzun zamandır sabahları yürüyüş yapmıyordum. Biraz yürüyüş olsun diyerek simitçi fırınını hedef seçip çıktım evden.
Sabah henüz Mart ayından kalma bir serinlik içinde. İnce giyinmiştim. Oyalanırsam üşüyeceğim. Adımları açtım. Hızlıca fırına geldim. Her seferinde en az iki simit yerdim ama şimdi biri bile fazla. Fırıncı da “Bir tane mi?” diye şaşırdı. Evet bir tane… Artık hamur ürünlerinden uzaklaşıyorum…
Yolda gelirken yürüyüşü ve sabahı özlediğimi fark ettim. Aslında sabahtan akşama kadar ayaktayım ama yürüyüş için ayağa kalkmak başka bir şey… Yürümek için hareket etmekle; hareket etmek için yürümek aynı şey değil. Çalışırken de hareket ediyorsun ama bu hareket yürüyüşün sağladığı yararı ve huzuru sağlamıyor.
Yürürken dinleniyorsun! Dinlenirken dinliyorsun!
Sabahın kendine özgü bir senfonisi var. Kumrular ötüyor. Serçeler bir yandan. Daha bilmediğim bir yığın kuş. Seslerden anlıyorsun ki biri diğerine bir şeyler soruyor. Öbürü ona yanıt veriyor. Bir diğeri “yok öyle değil” diye araya giriyor. Başka biri itiraz edeni onaylıyor. Daha bir başkası hepsine itiraz ediyor. Sonra çok usul bir ses araya giriyor ve hepsini yatıştırıyor… Galiba o türkü böyle bir zamanda söylenmiş olmalı:
“Sabahın seherinde ötüyor kuşlar
Bal ilen mi yoğrulmuş o sırma saçlar”
Kuşlar ötüyor
Kalkın dinleyin
Kuşlar ötüyor…
Kağıt poşet içindeki simit, simidi tuttuğum elimi sıcacık yapmıştı. Diğer elim boşta. O üşüyordu. Boş kalmasaymış o da… Demek ki eller boş kalmayacak! Boşluk üşütür insanı…
Benim bunu birisine anlatmam gerek.
Elbette;
Önce kendime anlatmalıyım
İnsan kendine anlatamadığını
Kime anlatabilir ki?…
Nisan bir hoş oluyor
Nisan birde insan bir hoş oluyor!…
H.AKTAŞ 01/04/2023-Antalya
























