İranlı bir düşünürü okuyorum. Ali Şeriati. Ne olmuş akıbeti? Diğer düşünürlerin akıbeti ne olmuşsa o. Çünkü Isaac Newton, nasıl fizik çalışarak yer çekimini bulduysa Ali Şeriati de gök çekimini bulmuş düşünce olarak. Yani matematikçi, biyolog ve astrolog olursanız bu bilimler pek ziyan vermez dünya gaddarlarına. Sosyal alanda bilim yaparsanız insanları laboratuvara taşımadan ayıltmanız mümkün olabilir ki bu dünya gaddarları bakımından oldukça tehlikeli. Böyle bir tehlikeyi göğüsleyerek demiş ki Ali Şeriati, “…ve sonra ‘ilahi adalet’ diye adaleti göklere çıkardılar ki yeryüzünde ondan söz edilmesin.” Ya! Gel de dünya gaddarı olarak bu adama tahammül et. Tahammül etmediler zaten. Hele Jean-Paul Sartre ile de tanışınca dediler bu adam sonumuzu getirir. Katletmişler. Şaşırdık mı? Hayır. Ama Şaşırdık mı? Hayır. Ama şaşırdığım bir şey var. Aşk üstüne söyledikleri, “aşk, görme engelli bir coşku, görmezlikten kaynaklanan bir bağdır. Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ; apaçık, duru bir görmenin sonucudur. Aşk genellikle içgüdüden su içer.”
Evet, yılın en kısa gecesini içimden gelen birkaç dizeyle uğurlayalım. “sabaha kadar başak dersem / nergis dersem / kanat kanat kuş dersem / emekten / aşktan / özgürlükten gelirsin diye dermiyorum / çağ çürüdü / deliremiyorum”
Şuraya eşi Puran’la birlikte İranlı düşünürün fotoğrafını bırakayım, anılarına saygıyla…





























