ABD’nin 3 Ocak 2026 gece yarısı düzenlediği “Mutlak Kararlılık” operasyonuyla Nicolas Maduro’yu sarayından alıp New York’ta, kendi “adalet”i önüne çıkarması, sadece bir rejim değişikliği değil; 400 yıllık “ulus devlet egemenliği” döneminin cenaze törenidir. Bu yeni gerçeklikte, sınırların dokunulmazlığı bitmiş, “küresel güvenlik ve kaynak yönetimi” dönemi başlamıştır.
Egemenliğin Sonu ve Yeni “Gerçeklik”
Venezuela’da yaşananlar, ABD’nin artık “iç işlerine karışmama” ilkesini rafa kaldırdığını gösteriyor.
Trump yönetiminin bu hamlesiyle öngörülen yeni dünya gerçekliği şu üç ana eksende şekilleniyor!
Hukukun Yerini Alan Operasyonel Güç:
Uluslararası hukuk ve BM Şartı, küresel finansal sistemin ve enerji güvenliğinin önüne geçtiği anda devre dışı kalıyor.
Liderlerin “Vekalet” Statüsü:
Artık devlet başkanları halklarına karşı değil, küresel ağlara (enerji, teknoloji, finans) karşı sorumlu tutuluyor. Uyum sağlamayanlar “terörist” ilan edilerek nokta operasyonlarla tasfiye ediliyor.
Kaynakların Küresel Kontrolü: Venezuela’nın devasa petrol rezervleri üzerindeki ulusal kontrolün “küresel enerji güvenliği” adına ABD konsorsiyumlarına devredilmesi, ulus devletlerin kendi kaynakları üzerindeki mutlak yetkisinin bittiğini kanıtlıyor.
Orta Doğu, Kafkasya ve Türkiye İçin “Domino Etkisi”
Bu yeni doktrin, Venezuela ile sınırlı kalmayacak bir jeopolitik fırtınayı beraberinde getiriyor:
- Orta Doğu: “Doğrudan Müdahale” Dönemi: Venezuela modeli, Orta Doğu’daki vekalet savaşlarının sonunu getirebilir. Trump’ın İran ve Suriye üzerindeki baskısı, artık bölgesel aktörlerle değil, doğrudan liderlikleri hedef alan “Karakas Tarzı” operasyonlarla sonuçlanabilir.
- Kafkasya: Enerji Koridoru mu, Terminal mi?
- Hazar enerjisinin dünyaya açılan kapısı olan Kafkasya, artık sadece bir geçiş güzergahı değil, “küresel ağın” bir parçası olarak görülüyor. Gürcistan ve Azerbaycan için “egemenlik”, Batı’nın güvenlik ve enerji ağlarına ne kadar entegre olduklarıyla ölçülecek.
- Türkiye: Stratejik Denge Sınavı: Ankara, Venezuela operasyonunu sessizlikle takip ederken, aslında kendi “denge politikası”nın en büyük sınavıyla karşı karşıya. Uluslararası hukukun sağladığı korumanın zayıfladığı bu düzende Türkiye, hem Batı ittifakı içindeki yerini sağlamlaştırmak hem de bölgesel liderlik iddiasını bu yeni “agresif müdahale ilik” ikliminde yeniden tanımlamak zorunda kalacak!
Gürcü Haber Ajnası



























