Anne Annedir, Acı Herkes İçin Aynıdır!
2013 yılında, İstanbul’da faaliyet gösterdiğim dönemde “Kafkas Gençlerinin Buluşması” adlı bir haftalık proje düzenlenmişti. Projenin organizatörlerinden biri Türk tarafıydı; diğer tarafın kim olduğunu bilmiyorum. Gürcüler, Osetler, Çerkesler, Çeçenler, Ermeniler, Azeriler, Abhazlar… Kısacası Kafkasya’nın neredeyse bütün halklarından 16-18 yaşlarında gençler katılmıştı.
Ne kadar şaşırtıcı olsa da en çok Gürcü, Abhaz ve Oset gençleri birbirleriyle yakınlaştılar. “Biz birbirimize çok benziyoruz; karakterimizle, geleneklerimizle, dünyaya bakışımızla, yaşam biçimimizle…” diyorlardı.
Birbirlerinden gözyaşları içinde ayrıldılar. “Sessiz sedasız da olsa iletişimimizi sürdüreceğiz” dediler. Gürcü gençler Abhaz ve Oset arkadaşlarını Gürcistan’a davet etti: “Hiçbir şeyden korkmayın, gelin.”
Onların bu dostluğunun bir gün güzel bir sonuca ulaşabileceğine dair içimde umut doğmuştu.
Bizim kuşağımızın yaşadığı o korkunç ve adaletsiz savaşı unutması kolay değil. Ama çocuklarını kaybeden, evlatları öldürülen, işkence gören insanların acılarını biraz olsun dindirebilmeliyiz.

Gürcü olsun, Abhaz olsun, Oset olsun… Anne annedir; acı herkes için aynıdır.
Savaşı yaşamamış gençlere ise anne babaları o korkunç hikâyeleri anlatıyor. Çocuklar onların acılarını, kapanmamış yaralarını görüyor. Bunun yanında propaganda mekanizması da insanları zehirliyor, Gürcülere karşı nefret aşılıyor.
İşte tam da bu yüzden birbirimizle yakın ilişkiler kurmamız gerekiyor.
Biz de onlara kendi acımızı anlatmalı, yaşananların kirli siyasetin bir sonucu olduğunu anlatabilmeliyiz. Bizim de babalarımızı, evlatlarımızı, kardeşlerimizi öldürdüklerini; kızlarımızın gözlerini çıkardıklarını, tecavüze uğradıklarını, işkence gördüklerini; insanların çocuklarını gözlerinin önünde öldürdüklerini anlatmalıyız.
Orada binbir türlü halktan insanın savaştığını ve herkesin kendi çıkarının peşinde olduğunu da anlatmalıyız.
Ama aynı zamanda birbirini kurtaran Abhaz ve Gürcü dostlarımızdan, komşularımızdan da söz etmeliyiz. Birbirlerini kaçırıp güvenli yerlere ulaştıran, hayatlarını büyük bir riske atarak evlerinin bodrumlarında saklayan, sahip oldukları ekmeği birbirleriyle paylaşan insanlardan…
Çünkü insanlık, her türlü acımasız savaşın ve siyasetin üzerinde durur.
Ne yazık ki sonraki yıllarda buna benzer başka bir proje düzenlenmedi. Elbette birilerinin böyle bir yakınlaşmadan hiç hoşlanmadığı açıktı.
Daur’la iki kez yazışmıştık. Bana Türkiye’deki Abhaz diasporasını soruyordu. Diğer ilginç konuların yanı sıra, bu yaşadığım olayı da kendisine anlatmıştım.




























