
“EN İYİ TEDAVİ; TEDAVİ OLMAMAK”
“Gabardin Atları”nın seyisi ile Sovyet veteriner arasındaki tartışmada geçen bir söz bu…
Uzun zaman önce televizyonda ama hangi kanalda izlediğimi anımsamıyorum. Veteriner, seyise hasta atın birisi için bir iğne veriyor. Seyis bu iğneyi yapmıyor. Veteriner, bu seçkin atların yaşadığı Hara’nın sorumlusu ya, sanki ordudaki “siyasi komiserler” edası ile ısrar ediyor:
“Niye yapmıyorsun iğneyi?”
Seyis direniyor:
“Hayır, o iğneyi yapmayacağım! Çünkü en iyi tedavi, tedavi olmamak!”
“Gabardin Atları”…
Arap Atları, İngiliz Atları gibi cins atlar…
Kafkasya bölgesinde vahşi koşullarda var olmuşlar… Vahşi koşullarda, yanızca o koşullara direnen genlerin bireşimi olan şahane varlıklar… Koşullara yenilenler yok oluyor… Ayakta kalanlar en güçlü ve en sağlıklı olanlar…
Seyisin söylemek istediği; hasta atları tedavi ederek bu koşullara dayanamayacak olan genlerin dayanıklı genlere karışmasına neden oluyoruz ve bu nedenle de bu cins atların soyunu tehlikeye atıyoruz…
Yani “doğal seçilimin” türün devamı için en iyi yol olduğunu söylüyor…
İnsan soyunun hastalıklara karşı bunca dayanıksız hale gelmesinin nedeni acaba her derde derman arayışı olabilir mi?…
Bir eve misafir oldunuz ve sizin için ayrılma vakti geldi örneğin… Ancak ev sahibi sizi bırakmıyor. Ha bire size ikramlarda bulunuyor ve ikram ettiği her bir “nane” için sizden yüksek miktarda para talep ediyor. Orada ne kadar kalabilirsiniz?…
İslam Mitolojisine göre, Eyüp Peygambere atfedilen bir hikaye vardır. Yaralarına kurtlar üşüşür. Kurtlar yere düştükçe Eyüp Peygamber onları yerden alıp alıp yarasının üstüne koyar. Çünkü yara da yaraya gelen kurtlar da Yaratan’dan gelmektedir ve Yaratan’a karşı gelmek onun inançlarına aykırıdır. Eyüp Peygamber ibadetini yapamaz duruma gelinceye değin şikayetçi olmaz. Çünkü ölüm onun için “vuslat” (Tanrıya kavuşma) demektir…
Bir materyalist olarak, dindar bir insan kadar olamayacak mıyız yani? 🙂
Yani ölümü “tevekkül” içinde kabullenmek acaba ölümsüzlüğün gerçek yolu mudur?…
Ölümsüzlük belki de ölümün içindedir…

Virüsler ile düşman olmaktansa onlar ile arkadaş olmakta yarar var… Evrimsel biyolojiye göre “hücre pillerimiz” olan mitokondriler, vücudumuza virüs olarak girmişler ve vücudumuz bu kahramanlar ile savaşacağına, onlarla işbirliği yoluna gitmişler. Düşmanın iyisi dostun kötüsünden iyidir! Rakibiniz olan bir savaşçıyla dövüşmektense onunla kardeş olmak, her ikiniz için akıllıca olan bir yoldur… Sineği böceği her şeyi öldürme ve yok etme gayretinde olan insan, ekolojik zincirin hangi halkalarını yok etti ki bu virüs salgını devreye giriyor? Çekirge sürüleri iş başı yapıyor?…

Yeryüzündeki yaşamın virüslere de gereksinimi olduğunu ve onlarla uyum içinde yaşayan canlıların ayakta kalacağını düşünüyorum. Beyninizin en derinlerine bu mesajı ilettiğiniz zaman, vücudunuzun virüsleri karşılayacak güce ve hazırlığa erişeceğini düşünüyorum…

Komik geliyor değil mi?!…
Bu benim tamamen içimden gelen bir ses. Bir kaç kilo soğan ve bir iki paket sabundan başka hiç bir hazırlığım yok. Onu da virüs salgınına karşı değil, stok salgınına karşı aldım. İhtiyacım olduğunda bulamam diye…
Başka bir tedbir düşünmüyorum…


































