SÖZCÜĞÜN YAŞAMSAL, KÜLTÜREL KARŞILIĞI OLMALI!
“Tanrım ona sonsuza kadar huzur ver.” anlamına gelen “Reguiem aeternam dona eis, Domine” cümlesinin ilk sözcüğü olan ‘requiem’ (Latince) katolik kilise kültüründe, ‘ölüm’ olgusunun ardından seslendirilmesi gereken gelenekselleşen Latince sözlü esere karşılık kullanılıyor. Kültürel gerçek bu olmasına karşın onlarca (belki de yüzlerce) şairin yazdıkları şiire ‘requiem’ adını vermesini hiçbir zaman anlamadım, anlamam da.
“Requeim” (İlhan Berk), “Morötesi Requiem” (Ece Ayhan) ve “Ars Requiem” (Azad Ziya Eren) örneklerinde olduğu gibi kitap adlarında da yer almaya başladı bu sözcük. “Edip Cansever İçin Requiem” (Enis Batur) başlıklı şiirler de yazıldı. Bu yönelişin tersine Anna Ahmatova’ın (1889-1966) “Requiem” adlı şiir kitabını “Yaban Balı Özgürlük Kokar” adıyla Türkçeye çevirme gereği duyanlar da oldu
Anadolu insanı acısını içine gömer, acı biriktirir. Bunu da her yüreği kanatan sözlerle dile getirir. Saguları, ağıtları, bozlakları düşünün. Sahi Türkçede yaşamsal, kültürel karşılığı olmayan ‘requiem’ sözcüğü ‘sagu, ağıt, bozlak’ sözcüklerinden daha mı güzel, daha mı etkili?




























