GALATA KULESİ: 1348’DE YÜKSELDİ… AMA HİKÂYESİ DAHA ESKİYE UZANIYOR!
İstanbul’un kalbinde, yüzyıllardır şehrin silüetine eşlik eden bir yapı düşünün…
İmparatorluklar değişti, şehirler dönüştü, yangınlar çıktı, depremler yaşandı; ama Galata Kulesi, bütün bu değişimlerin ortasında İstanbul’un en tanınmış simgelerinden biri olmayı sürdürdü.
Bugün önünden geçenlerin fotoğraf çektirdiği, tepesinden İstanbul’u seyretmek isteyenlerin ziyaret ettiği bu tarihî yapının hikâyesi, yalnızca taş duvarlarından ibaret değil. Onun hikâyesinde ticaret, fetihler, yangınlar, uçuş efsaneleri ve aşk rivayetleri de var.
Peki, Galata Kulesi’nin hikâyesi nerede ve nasıl başladı?

KULEDEN ÖNCE DE BU BÖLGEDE BİR TARİH VARDI
Galata Kulesi’nin bulunduğu çevrenin geçmişi, bugünkü kulenin inşasından çok daha eskiye uzanıyor.
Bazı tarihî anlatımlarda, bölgede Bizans döneminde, 6. yüzyılda bir kule ya da fener yapısının bulunduğundan söz edilir. Ancak bu bilgi, bugün gördüğümüz Galata Kulesi’nin o tarihten beri kesintisiz biçimde ayakta olduğu anlamına gelmez.
Bugünkü kulenin tarihindeki önemli dönüm noktası ise 1348 yılıdır.

1348: CENEVİZLİLERİN İNŞA ETTİĞİ KULE
Galata, Orta Çağ’da Karadeniz ve Akdeniz arasındaki ticaret yolları bakımından önemli bir yerleşimdi. Burada yaşayan Cenevizliler, bugünkü İtalya’nın kuzeybatısında bulunan Cenova kentinden gelen, deniz ticaretinde etkili bir topluluktu.
Cenevizliler, Galata’daki varlıklarını ve savunmalarını güçlendirmek amacıyla 1348 yılında bu kuleyi inşa etti.
Yapı, kaynaklarda Christea Turris, yani “İsa Kulesi” adıyla da anılır.
O günlerde kule, yalnızca şehre tepeden bakan bir yapı değildi; aynı zamanda Cenevizlilerin Galata’daki gücünün ve varlığının da bir simgesiydi.
1453: İSTANBUL FETHEDİLDİ, GALATA’NIN TARİHİ DEĞİŞTİ
29 Mayıs 1453’te İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle birlikte Galata’nın tarihinde de yeni bir dönem başladı.
Galata’daki Ceneviz kolonisi, çatışmaya girmeden Osmanlı yönetimine geçti. Böylece kule de zaman içinde farklı işlevler üstlendiği Osmanlı dönemine girdi.
Yüzyıllar boyunca değişen ihtiyaçlar doğrultusunda kullanılan Galata Kulesi, kimi zaman gözetleme, kimi zaman da şehrin güvenliğiyle ilgili görevlerle anıldı.

1509: KÜÇÜK KIYAMET DEPREMİ
İstanbul, 1509 yılında büyük bir depremle sarsıldı. Tarihe “Küçük Kıyamet” adıyla geçen bu deprem, şehirde çok sayıda yapıya zarar verdi.
Galata Kulesi de depremden etkilendi ve onarımdan geçirildi. 1510 yılına gelindiğinde kuledeki tamirat çalışmaları tamamlanmıştı.
İstanbul’un tarihi boyunca depremlerle, yangınlarla ve başka felaketlerle mücadele ettiğini düşünürsek Galata Kulesi’nin geçirdiği değişimleri daha iyi anlayabiliriz.

OSMANLI DÖNEMİNDE ZİNDAN VE YANGIN GÖZETLEME KULESİ
Galata Kulesi, Osmanlı döneminde farklı amaçlarla kullanıldı. Bir dönem zindan olarak da kullanılan kule, ilerleyen yıllarda İstanbul’un yangınlarla mücadelesinde önemli bir görev üstlendi.
O dönem İstanbul’unda ahşap evler, dar sokaklar ve birbirine yakın yapılar yangınların hızla yayılmasına neden olabiliyordu.
Yüksek bir noktadan şehri gözetlemek, yangını erken fark etmek ve haber vermek hayati önem taşıyordu. Galata Kulesi de bu amaçla kullanılan gözetleme noktalarından biri hâline geldi.
Bugün İstanbul’un manzarasını seyretmek için çıkılan bu kule, bir zamanlar şehrin güvenliği için çevresini dikkatle gözleyenlerin görev yaptığı bir yerdi.
HEZÂRFEN AHMED ÇELEBİ VE UÇUŞ HİKÂYESİ
Galata Kulesi denildiğinde akla gelen en ünlü anlatılardan biri de Hezârfen Ahmed Çelebi’nin uçuş hikâyesidir.
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme adlı eserinde aktardığına göre Hezârfen Ahmed Çelebi, kendi geliştirdiği kanatlarla Galata Kulesi’nden havalanmış ve Boğaz’ı aşarak Üsküdar tarafına ulaşmıştır.
Bu anlatı, yüzyıllardır İstanbul’un en dikkat çekici hikâyelerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Ancak olayın bağımsız tarihî kanıtlarla kesin biçimde doğrulanamadığını da belirtmek gerekir. Bugün Hezârfen’in uçuş hikâyesi, Galata Kulesi’nin tarihî kimliğiyle iç içe geçmiş ünlü bir anlatıdır.
YANGINLAR, FIRTINALAR VE DEĞİŞEN KULE
Galata Kulesi, yüzyıllar boyunca çeşitli yangınlar ve doğal afetlerle karşılaştı.
1794 ve 1831 yıllarında yaşanan yangınlar, kulenin tarihinde önemli izler bıraktı. Her onarım ve değişiklik, yapının görünümünü de etkiledi.
Ancak kulenin geçirdiği en dikkat çekici değişimlerden biri 1875 yılında yaşandı.
O yıl meydana gelen şiddetli fırtına, kulenin tepesindeki külah biçimli çatının yıkılmasına neden oldu. Kule, bu olayın ardından uzun süre bugünkü görünümünden farklı bir biçimde kaldı.
Kulenin üstündeki taş bölümün üzerine iki ahşap oda yapıldı ve burası yangın gözetleme hizmetlerinde de kullanıldı.
Tarihî fotoğraflarda, tepesinde bugünkü sivri çatısı bulunmayan, üst bölümü farklı bir görünüme sahip Galata Kulesi’ni görmek mümkün.
Bu fotoğraflar, İstanbul’un geçmişini anlamak açısından son derece kıymetli. Çünkü bazen tek bir fotoğraf, bir yapının geçirdiği değişimi sayfalarca anlatımdan daha etkili biçimde gözler önüne serebiliyor.
1964–1967: KULE YENİDEN ONARILIYOR
Galata Kulesi’nde 1964 yılında başlayan kapsamlı restorasyon çalışmaları 1967 yılına kadar sürdü. Kule, 28 Eylül 1967’de düzenlenen törenle yeniden açıldı.
Bu çalışmalar sırasında kulenin üst bölümü yeniden düzenlendi ve konik çatısı, geçmişteki görünümünden yararlanılarak yeniden yapıldı.
Bugün gördüğümüz Galata Kulesi, tek bir dönemin eseri değil; yüzyıllar boyunca yapılan onarım ve değişikliklerin sonucudur.
2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Galata Kulesi, tarihî ve kültürel değeriyle İstanbul’un önemli miraslarından biri olmayı sürdürüyor.
2020 yılında müze olarak yeniden ziyarete açılmasıyla birlikte kule, yalnızca dışarıdan seyredilen bir yapı olmaktan çıkıp tarihini daha yakından tanımak isteyen ziyaretçilerin de uğrak noktalarından biri hâline geldi.
GALATA KULESİ VE KIZ KULESİ: İSTANBUL’UN AŞK RİVAYETİ
Galata Kulesi’nin hikâyeleri yalnızca tarihî olaylarla sınırlı değil. İstanbul’un en sevilen romantik rivayetlerinden biri de Galata Kulesi ile Kız Kulesi arasında anlatılan aşk hikâyesidir.
Rivayete göre Galata Kulesi, Boğaz’ın karşı kıyısındaki Kız Kulesi’ne âşıktır. Aralarındaki deniz, kavuşmalarına engel olur. Hezârfen Ahmed Çelebi’nin Galata’dan Üsküdar’a yaptığı söylenen uçuş da bu romantik anlatıya eklenir; kimi hikâyelerde kulelerin birbirlerine duydukları sevginin mektuplarla taşındığı söylenir.
Elbette bunlar tarihî belgelerle kanıtlanmış olaylar değil, İstanbul’un hayal gücünde yaşayan romantik anlatılardır.
Ama belki de İstanbul’u İstanbul yapan şeylerden biri de budur: Tarihin yanında, insanların yüzyıllar boyunca anlattığı hikâyelerin de şehrin hafızasında yer bulması…
GALATA KULESİ’NE İLK KEZ KİMİNLE ÇIKTINIZ?
Galata Kulesi’yle ilgili günümüzde de merak uyandıran bir başka rivayet daha var.
Derler ki Galata Kulesi’ne ilk kez kiminle birlikte çıkarsan, bir gün onunla evlenirsin!
Rivayetin bazı anlatımlarında, çiftlerden biri daha önce kuleye çıkmışsa bu tılsımın bozulacağı bile söylenir.
Bu inanışın tarihî bir kanıtı yok; İstanbul’da kuşaktan kuşağa aktarılan romantik rivayetlerden biri. Buna rağmen Galata Kulesi, bugün de sevgililerin, eşlerin ve birlikte güzel bir anı biriktirmek isteyenlerin buluştuğu yerlerden biri olmayı sürdürüyor.
Kimi kuleye İstanbul’un manzarasını seyretmek için çıkıyor, kimi sevdiği insanla bir fotoğraf çektiriyor, kimi de bu romantik rivayetin gerçekleşmesini umut ediyor.
Peki, siz bu rivayeti daha önce duymuş muydunuz? Galata Kulesi’ne ilk kez kiminle çıktınız? Yoksa hâlâ birlikte çıkacağınız o özel kişiyi mi bekliyorsunuz?
GEÇMİŞTEN BUGÜNE GALATA KULESİ
Bugün Galata Kulesi, İstanbul’un en tanınmış ve en çok ziyaret edilen tarihî yapılarından biri. Çevresindeki sokaklar, tarihî binalar ve hareketli şehir yaşamı, kuleyi hâlâ İstanbul’un canlı hafızasının bir parçası yapıyor.
Yüzyıllar önce savunma amacıyla inşa edilen bu yapı; zaman içinde gözetleme noktası, yangın kulesi ve farklı işlevler üstlenen tarihî bir eser olarak varlığını sürdürdü. Bugün ise İstanbul’un simgelerinden biri olarak şehrin geçmişini bugüne taşıyor.
Kimi için bir tarihî eser, kimi için İstanbul’un simgesi, kimi içinse aşkın ve güzel anıların hatırası…
Galata Kulesi yalnızca taşlardan yapılmış bir yapı değil; İstanbul’un yüzyıllara yayılan hikâyesinin sessiz tanıklarından biri.
Geçmiş zamana dönemeyiz ama fotoğraflar sayesinde geçmişe dokunabiliriz.
Şenol Kara































