Sinan Öztürk
LİVANELİ’YE SALDIRMANIN DAYANILMAZ “YENİKLİĞİ”!
Hayatımda hiçbir zaman tribünlere oynamadım, inanmadığım hiçbir şeyi yazmadım ve söylemedim!
Herkes birbirinin açığını, hatasını bekliyor.
Türkler Kürtleri, Kürtler Türkleri anlamıyor.
Bu durum yalnızca sıradan vatandaşlar arasında yaşanmıyor, aksine politikaya angaje olmuşlar arasında daha belirgin, daha sert ve acımasız yaşanıyor.
Bir taraf, bir Türk olarak Kürtlerin yanında yer almanın ne kadar meşakketli, sıkıntılı bir durum olduğunu kavrayamıyor.
Diğer taraf bir Kürt olarak ötekileştirilmenin, yok sayılmanın, kimliksizleştirilmenin ne olduğunu kavrayamıyor.
Livaneli şu anda işte bu iki kesimin arasında günah keçisi olmuş durumda.
Türkler bir taraftan, Kürtler bir taraftan aralarına almışlar her türlü aşağılama, hakaret, küçümseme hak getire, Livaneli’yi yumrukluyorlar. Çok yazık. İki taraf da aklıyla hareket etmiyor. İki tarafta da şişirilmiş bir milliyetçilik vicdanları, dostluk ve vefa duygularını yok etmiş. İki taraf da devletin dolduruşunda. Devlet her zaman yolunu buluyor, ama geride kaybedenler Livaneli’yi aralarına alıp yumruklayanlar, onu yok etmeye çalışanlar oluyor ne yazık ki.
Yorumları okumaya utanıyorum. Çok rezil ve sahtesiniz!
İki tarafta da, duyulduğu söylenen sevgi ve saygının ne denli sahte olduğu çok pis bir şekilde sırıtıyor.
Livaneli değerli bir kültür insanıdır. Türkiye ve dünyada onun kadar çok ve değerli eserler üreten insan çok azdır. Yaptığı her işte belli bir kalite vardır. Alanlarında çok iyi insanlarla çalışmıştır. Hele de şu an yaşanılan süreç içerisinde bizim gibi toplumlara çok fazla gelen, aransa bulunamayacak niteliklerde bir sanat insanıdır.
Zaman zaman toplumsal ve siyasal olaylarda birkaç kişiyle birlikte hep önde yürümüştür.
Ancak onu tokatlamak ve aşağılamak için o kadar insanın sıraya girdiğini görmek beni utandırıyor. Livaneli’ye saldırmakla ondan daha büyük olamazsın Yılmaz Odabaşı ve diğerleri! Maalesef bu yapılıyor.
Livaneli de diğer insanlar gibi mükemmel ve doğaüstü değildir. Bir insandır. Samimi olduğunu düşünüyorum. Kendisiyle şahsen de birkaç kez sohbet etmişliğim vardır. Tanıdığım birçok insandan daha alçakgönüllü, daha egosuz ama çok daha başarılıdır.
Yaptığı her işi, söylediği her sözü beğenmemiz gerekmiyor. Epey oldu ama Balıkçı ve Oğlu adlı kitabı hakkında sayfamda bir yazı yazmıştım. Livaneli’ye yakışmayan, sıradan, aceleyle yazılmış, zayıf bir çalışma diye değerlendirmiştim.
Demirtaş’ın iki kitabına yaptığım yorumlardan sonraysa linçe uğramıştım. Daha sonra çıkan kitaplarını da okudum ama yorum yazmadım. Niye yazıp insanlara hizmet edeciğimi sanırken linçe uğrayayım? Ama şu kadarını söyleyebilirim: Yazdıkça gelişeceğine, yazdıkça bozmaya başlamış! Rahatsız olan olsun. Umurumda değil.
Amedspor meselesine gelecek olursak; bastırılmış milliyetçiliğin, yıllarca ezilmişliğin karşısında insanların tutunmaya çalıştıkları bir başarı öyküsüne ihtiyaçları vardır. Amedspor şimdi bu işlevi görüyor. Tıpkı Trabzonspor gibi.
Her zaman ezilenin, mağdur olanın yanında olmak, onların yanlışlarına göz yummak değildir. Eleştirirsin ama gene de birlikte yürürsün.
Ne yazık ki bazılarının birlikte yürümek için, eleştirilmeme ön koşulu vardır.
Daha önce de bazı yazılarımda değinmiştim: Çözüm süreciyle ilgili, en azından benim gibi bu konuda samimi davrananları, konuşanları, sürece ve barışa karşı olmakla suçlamak ve susturmaya çalışmak çok acımasız ve ahlaksız bir davranıştır.
Gün gelir devlet aradan çekilir ve biz gene yüz yüze bakmak zorunda kalırız. En azından birbirimizin yüzüne bakacak suratımız olsun.
Ama müthiş bir şımarıklık başladı. Türk solu aşağı, Türk solu yukarı. Türk solu dediğiniz de (Bu arada benim için Türk solu, yaşamını sosyalizme, enternasyonalizme, halkların kardeşliğine adamış, hayatı boyunca kendi toplumundan bile lanetlenmiş, varını yoğunu yaşayacağı iki güzel eyleme, duyacağı iki güzel söze adamış naif, hesapsız kitapsız insanlardır. Bir bakıma kaybedenler kulübüdürler) devletin nazarında en az sizin kadar tehlikeli, hatta daha da tehlikeli görülmüştür. Çünkü düşmanla (Yani Kürtlerle) dostluk kurmuş, dayanışma göstermişlerdir.
Kaçınız Onat Kutlar’ı tanırsınız? Onat Kutlar bir PKK eyleminde öldürülmedi mi? Çok büyük bir yazardı. Livaneli değindiği için bahsediyorum.
Hayatımız boyunca devlete karşı geldik, devletle uğraştık, devlet bizi sevmedi biz de devleti sevemedik. Daha doğrusu sevmememiz için elinden geleni yaptı devlet.
Devleti bile eleştirirken PKK’yi eleştiremeyecek miyiz? PKK ya da Öcalan, sütten çıkmış ak kaşıklar mıdırlar? Halkın özgürlüğü için yola çıktığını söyleyen bir örgüt ve lider kendi içlerinde en ufak bir eleştiriye karşı ne yapmışlardır? Çiçek mi vermişler? Ne iyi ettiniz de bizi eleştirdiniz diye kucaklamışlar mıdır, yoksa anında hain ilan edilip yok mu edilmişlerdir?
Kişisel tecrübelerim sol-sosyalist örgütler olarak siyaseten Türklerin ve Kürtlerin yan yana gelemeyeceği düşüncemi çok kez doğrulamıştır. Halklar bir araya gelebilir ama örgütler asla! Belki de örgütleri, devleti aradan çıkarmak gerekir.
Livaneli’ye dönersek, bu ülkede örgütlerin, partilerin yapamadıklarını tek başına yapabilmiş yaratıcı bir değerdir. Ona saldırmakla kimse kendisini yıkayamaz ve büyütemez.
Sahip olduklarımızı harcamakta üstümüze yok. Ama bu kadar kolay olmamalı. Yoksa kayıplar çok büyük olacak…
Fotoğraf, Livaneli’yle Şubat 1990 / Essen. Almanya’dan






























