TÜRK GÖÇÜNDEN,GÜRCÜ GÖÇÜNE KÖYLERİMİZ. (BULANCAK)
Birol Üstündağ: Şu karşıki dağlara baktığınızda en uçta Karaağaç ve Tepeköy’ü bile görürsünüz. Aşağıda Küçükada, Büyükada köyleri, diğer fotoğrafta Kuzköy ‘ün batısı ve Damudere köyleri görünüyor.
Damudere,Karaağaç,Tepeköy ile Hacet ‘in Yoma kısmı aslında eski Rum köyleri, o köylerde Rumlarla Türkler birlikte yaşadılar. Sonra tüm ülkeyi saran fırtına bizi de sardı. Rum ahali bildiğimiz bütün sonuçları yaşadı.
O süreçte Rus Çarlığının baskısı altında yaşayan Müslüman Gürcü nüfus, Türkiye ‘ye göçtü. Bu dört köyde yaşayan Gürcü nüfusunu oluşturdular.
Bu köyler o yıllara bakılırsa en uzak,yoksul ve koşulları çok zor olan köylerdi. Gürcü toplumu bu köylerin yol, su, elektrik yoksunluğunu uzun yıllar çekti. İcilli, Bostanlı, Cindi, Küçükada gibi bir sürü köy de onlardan farklı değildi.
Örneğin Hacet’e elektrik direkleri 1979 yılında dikildi. Su boruları da o yıllarda döşendi. Anayol Bulancak‘tan Erdoğan’a kadar stabilize, Erdoğan Hacet arası balçıklı köy yoluydu.
Dönemin iktidarları nüfusları genelde muhafazakar yapıya sahip bu köylere hiç yatırım yapmadılar. Nasılsa oylar çantada keklikti. Okulların neredeyse tümü birleştirilmiş sınıftı.
O zamanlar gelişen devrimci hareketler bu köylerde de faaliyet gösterdi. Genel olarak köylerin okumuş gençleri bu hareketler içindeydi. Ama ebeveynler kendi çocuklarına karşı çıkıyorlardı.
Gürcü köyleri Türk köylerine göre daha muhafazakardı.Bana göre sebebi Ruslar tarafından sürgün edilmeleri, Hristiyan dünyasına mesafeli olmaları ve geldikleri buralarda da içe kapalı yaşamalarıydı. Bunlar anlaşılabilir durumlardır. Bütün göçen toplumlarda bu gözlemler yapılabilir.
Türkler ise rahatlardı.Her zaman göçen, geldikleri yere uyum sağlayan, yerleşen ve kimlik olarak kendine güvenen, egemen durumdaki Türk aileler, yüzyıllardır geldikleri son yer olan buralarda, bu hisleriyle yaşadılar.
Fındık, Mısır, tarla işleriyle uğraşan bu köylerin halklarının yaşamı 12 Eylül sonrasında uygulanan tarım politikalarıyla değişti.
Demirel Fındık orman ürünü dedi,fındıkla geçim ortadan kalktı, Mısır tarlaları söküldü, yerine Fındık ekimi yapıldı. Köylüye bir sebze tarlası kaldı, neredeyse bütün meyve ağaçları ortadan kaldırıldı.
Köy nüfusu arttıkça, büyük kentlere göç başladı. Bizim gençler İstanbul’un varoşlarında işçileştiler.O işlerin de bir garantisi yoktu tabii. Köylerde nüfus azalınca okullar kapatılmaya başlandı. Ucube bir taşımalı eğitim sistemi uyguladı hükümetler. Köylerin gelişimi neredeyse durdu.
Türkiye tam da ABD’nin istediği gibi tarımı bitmiş, sanayisi zayıf, eğitimi zayıf bir ülke haline getirildi.
Bizim köylerin kaderi,ülkenin kaderidir. Herkes yaşadığı hayatın kendi hayatı olduğunu zanneder, oysa öyle değildir. Bizim hayatımız herkesin hayatıdır, herkesin hayatı da bizim hayatımızdır.


































