KÜLTÜR ve SANAT Söyleşileri:Müzisyen Özhan Bulakoğlu

Bu söyleşi Gürcü Haber Portalı / ქართული ამბების პორტალი için yapılıyor. Amacımız Kürt müziği yapan arkadaşlarımızla tanışmak, sitemiz okurlarına Kürt müzisyenlerimizi ve yaptıkları çalışmaları aktarmak.
Tahir Ayne: Özhan Bulakoğlu, mehaba. Önce sizi tanıyarak devam edelim.Nerelisiniz? Hangi okullarda okudunuz? Mesleğiniz nedir ve ne zamandan beri müzik yapıyorsunuz.
Özhan Bulakoğlu: 1988 yılında Van’da doğdum. Celal Bayar Üniversitesi Dış Ticaret ve Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Okuduğum bölümle ilgili Proje Operasyon Yöneticisiyim ve müzisyenim. Yaklaşık 20 yıllık bir müzik hayatım var.
Tahir Ayne: Nerede yaşıyorsunuz? Çalıştığınız gruplar var mı ya da kendi grubunuz?

Özhan Bulakoğlu: Şu an İstanbul’da yaşıyorum. Aslen İranlı Kürdüm. Yıllar önce yaşanan politik ve sosyolojik olaylardan dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmışız. Müzik hayatıma annemin çaldığı vurmalı enstrümanlar sınıfından olan bir Mezopotamya kürt enstrümanı Erbani (Daf) ile başladım. Çocuk yaşlarımda Türk Sanat Müziği eserlerini okumaya merak sardım. İlkokul 5.Sınıfta okullar arası ses yarışmasında birinci olarak ilk hediyem olan bağlama ile tanıştım. Lise döneminde kaval ve mey çalımı ile ilgilendim. İlk enstrüman yapımı denemesi ise o yıllarda başladı. Her evrenin yeni devinimlere yol açtığını keşfetmiştim ve ona göre enstrümanların ruhlarının farklı yansımaları ve dinamiklerini arıyordum. Bu bağlamda Üniversite hayatım boyunca hep bir arayış içinde farklı müzisyenlerle müzik yapma imkanı buldum. Türkiye’nin önemli perküsyonistlerinden olan Bünyamin Olguncan ve Raquy Danziger’den ritim kompozisyonları dersi aldım. 2016 yılında enstrüman yapımı için kendi atölyemi kurdum. Bu atölyede Hangdrum, Kabak Kemane, Cajon, Orff Aletleri ve Balta Saz yapımı ile ilgili çalışmalarım oldu. “La Cajon Percussion” adı altında Cajon, Snare Cajon vb perküsyon aletleri yapımını hâlâ devam ettirmekteyim. Profesyonel sahne tecrübelerimin yanı sıra sahnede çaldığım enstrümanlarımı kendim üretmeye özen gösteriyorum. Ritmin arayışlarının sonsuzluğuna inanıp o yolda yol almaya devam ediyorum.Bir çok müzisyen ile çalışma imkanım oldu. İcra etmeye çalıştığım ana enstrümanım olan percussion(vurmalı sazlar) bir çok müzik tarzının temel altyapısını oluşturduğu için hem geleneksel hem de modern müzik yapma imkanı buldum. Bengi u Berhem adı ile kurduğum grupta da klasik kürt müziği eserleri icra ettim. Şu anda da aktif olarak Tahir Ayne’nin kurduğu ve yönettiği Kalpa^dem müzik grubunun bir üyesiyim.
Tahir Ayne: Bize biraz da proje ve yeni çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Özhan Bulakoğlu: Projesini hazırladığım ve yapım aşamasında olan ”QİRÎN”(Haykırış) adı ile Mezopotamya’nın bilinen en eski kadim halklarından biri olan Kürtlerin eserlerini, bu müziğin en köklü halini ifade eden M.Ö. 4000 yıllarında tapınaklardaki dinsel yakarışlar ve şiirsel(Dengbej) biçimde sergilenmesinden esinlendiğim Kürtçe eserleri bağlamından koparmadan modern müzik ile ifade etmeyi düşünüyorum.Bunun yanı sıra Ritmik Çocuklar Atölyesi adı ile okul öncesi ritim ve orff aletleri yapımı, çalımı ve ritmin hayatımızdaki rolünün doğaçlama ile keşfedilmesinin sağlanmasını amaç edinen bir anlayışla anaokulu ve kreşlerde ritim atölye derslerini yürütmekteyim.
Tahir Ayne: Türkiye’de müzik yapan Laz, Gürcü, Kürt, Çerkes vd. hemen herkes en az iki dilde müzik yapıyor. Müzik, evrensel sanatlardan. Sizin Kürtçe ve Türkçe dışında müzik çalışmanız var mı?
Özhan Bulakoğlu: Müziği, yaşam tarzı ve ilkesel bir bakış açısından bir halkın kültürel öz savunması, dışarı aktarımı olarak düşünüyorum. Bu değerleri kendi özgün dinamikleri ile özgür bir şekilde kültürel-müzikal anlamda her zaman korumaya, yaşatmaya ve icra etmeye özen gösteriyorum. Farsça, Arapça, İspanyolca, Kırgızca, Ermence, Hintçe, Peştuca(Afgan) vs. dilde beslendiğim bir çok müzik kültürü var.
Tahir Ayne: Bir halkın bir kültürün müzik ile arasındaki bağı nasıl ifade edersiniz?
Özhan Bulakoğlu: Müzik, bir toplumu ifade etmede belki de diğer sanat dallarından bir adım daha ileridedir. Çünkü ses, bir bedenden ayrı düşünülemez ve toplumu bir beden olarak kabul edecek olursak ses de o bedenin bir ifadesidir. Ancak bu bedeni sadece fizikî bir varlık olarak değil, onu hâfızasıyla, değerleriyle, hayat tarzıyla, sosyal ilişkileri ile bir “insan” olarak düşündüğümüz zaman o bedene ait ses bir anlam ve değer kazanacaktır. Kastettiğim ses veya müzik, böyle bir varlığa ait bir şeydir. O varlığın çıkardığı ses veya daha müzikal bir ifadeyle melodi, varlığı oluşturan kültürel, sosyal ve inanç değerlerini, hayat tarzını, hâfızasındaki birikimi de yansıtan bir melodi olacaktır. Bir kürt eserini ele alıp incelediğimiz zaman bu eserin ait olduğu dili, hayat tarzını, kültürel, sosyal ve inanç değerlerini yansıttığını görürüz. Bazen yaşanmış bir olayı, bir hüzünlü hikâyeyi dillendirir. Ayrıca Kürt halkın merkezi Mezopotamyada Kürt mûsikîsi, bu medeniyetin yansımasıdır. Bir dengbeji dinlediğinizde bu medeniyetin melodiye sindiğini duyabilirsiniz. Müzik, kesinlikle insan ve toplumun kalitesini ortaya koyan en önemli alanlardan biridir.Müzik, böylesine önemli bir alan teşkil ederken bize düşen çok kültürlük de, çok sesli olmaktır. Bu değerler boyutunda temel amacımız kültürel farklılıkları onure etmek, var etmek ve korunması için çaba göstermek olmalıdır.
Tahir Ayne: Biz zaman ayırdığınız için teşekkür ediyor, başarılar diliyoruz.

Bulakoğlu: Asıl böyle değerli söyleşiyi benimle yaptığınız için ben teşekkür ederim. Çok kültürlü bir coğrafyada olmaktan ve yine kendine has bir kültürü, değeri olan sizler ile bu değerli söyleşide bulmaktan mutluluk duyuyorum. Bundan dolayı ayrıca teşekkür ederim.



























