Artvin bir Gürcü kentiydi ve beyleri “çokha” giyerdi: Bir fotoğraftan daha fazlası!
Erdoğan Şenol: Sn. Eyüp Uzun’un Sn. Yunus Gökyiğit arşivine ait olduğunu belirterek sayfasında 19 Nisan 2021 tarihinde paylaştığı ve 1903 yılına ait olduğu söylenen fotoğraf sıradan, bakıp geçilecek gibi değil, Artvin kentinin kimlik ve kültürüne işaret eden tarihi belge niteliğindedir.
Kalabalık fotoğraf Artvin’in Çarlık Rusya’sı işgâlinde olduğu yıllarda, Artvin’in ileri gelenleri yani bey/tavadi/aznauri diye adlandırabileceğimiz kişilerin Tbilisi’de katıldıkları bir toplantı sırasında çekilmiş. Tbilisi de o dönemde tüm Gürcistan toprakları gibi Çarlık Rusya’sı içindedir. Bu dönemde Gürcistan adı da idari açıdan Rusya tarafından ortadan kaldırılmış, tüm Gürcistan toprakları Çarlık Rusya’sına bağlı Tbilisi Valiliği ve Kutaisi Valiliği adlı iki yönetim birimine ayrılmıştı. Bilmeyenler için Gürcü topraklarının 1801 yılında Rusya tarafından işgâl edilip son Gürcü krallıkları ve prensliklerinin ortadan kaldırıldığını hatırlatalım. Rusya, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki “Osmanlı Gürcistan’ı” ve tarihi “Güney Gürcistan” diye bilinen toprakları da 1828 ve 1878 yıllarında kademeli olarak işgâl etmişti. Artvin de bu topraklar arasındaydı.

1903 tarihli ilk fotoğrafın mirasçıları tarafından, fotoğraftaki kişiler numaralandırılarak isimleri belirtilmiş ve uzun zaman sonra yazıldığı belli olan ikinci görseldeki notta Artvin beylerinin Tbilisi’de görüştüğü kişilerin Rus olduğu açıklaması düşülmüş. Ancak ben buna pek ihtimal vermiyor, Tbilisi’de görüşülen kişilerin Gürcü olduğunu, onların bir kısmının Tbilisili, bir kısmının da tıpkı Artvinliler gibi başka yerlerden Tbilisi’ye bu toplantı için gelmiş Gürcüler olduğunu düşünüyorum. Tbilisi’den toplantıya katılan bazı kişilerin etnik Gürcü fakat Rus devlet görevlisi veya subayı olduğunu ise göz ardı etmiyor, bu konudaki sürprizi sonraki paragraflara saklıyorum.
Bu toplantının detayları hakkında yazılı kaynaklara dayalı bilgimiz yoktur. Fotoğraf Eyüp Bey tarafından paylaşıldığında, yine Artvinli Sn. Ömer Kamil Sayın ‘toplantıya katılan Artvinlilerin hepsinin Gürcü olduğunu, aralarında kendi dedesinin de olduğunu’ ifade etmiştir. Ömer Kamil Sayın’ın “Bu toplantıdan sonra uygulanan baskılar, yaşananlar buralara sığmaz.” diyerek detay vermediği İfadesinin altını çizmek isterim.
Günümüzde bazı Artvinlilere ithaf edilen ‘O toplantıda Gürcüce konuşmanın yasaklanması istenmiş, Müslümansanız Türkçe konuşun gibi telkinlerde bulunmuşlar derler eskiler’ şeklindeki anlatımlar pek de mantığa uygun gelmemektedir. Bu durumda; Rusların veya Gürcülerin, kendi yönetimlerindeki topraklarda yaşayan Gürcülerden Türkçe konuşmalarını neden isteyeceklerinin de izahı gerekir.
Fotoğrafta ayaktakilerden 7 ve 8 numaralı kişilerin ortasındaki gözlüklü ve sakallı askeri üniformalı kişi dikkatimi çekmiştir. Benzerlik mi diye düşünerek araştırdığımda, Giorgi Kazbegi’nin fotoğraflarıyla bu fotoğrafı karşılaştırıp, bahsettiğim kişinin Giorgi Kazbegi olma ihtimalini tespit ettim. Bu kişinin net olarak Giorgi Kazbegi olduğunu söylemek için daha fazla veriye ihtiyaç var. Peki kimdir Giorgi Kazgebi? Rus ordusunda general olan Kazbegi aynı zamanda coğrafyacıdır. Osmanlı Gürcistan’ı denen bu topraklara 1874 yılında yaptığı gezide topladığı coğrafi ve etnografik verilerle bilinir. Giorgi Kazbegi’nin eseri, 2019 yılında “Bir Rus Generalinin Günlükleri, Türkiye Gürcistan’ında Üç Ay” adıyla Türkiye’de yayımlanmıştır.

Kafkasya’nın ortak erkek kıyafeti çokha Gürcü toplumunda eskiden beri kullanılan bir kıyafettir ve daha çok toplumun üst sınıfı tarafından giyilirdi. Köylü sınıfından insanlar ise bu kıyafeti ancak özel zamanlarında, düğünlerinde giyebiliyordu. Bu geleneksel kıyafetle ilgili Prof. Dr. Roland Topçişvili’nin Gürcüce/İngilizce/Türkçe/Rusça olarak yayımlanmış eserinin Türkçesi “Kafkasya’nın Ortak Erkek Kıyafeti’nin Kökeni” adını taşır ve kitabın 91-137 sayfaları arasını kapsar. Bu eserde çokhanın Gürcüler tarafından üretildiği ve tüm Kafkasya’ya yayıldığı, bu kıyafetin adının Os diline “tsukhikha”, Çeçenceye “çua”, İnguşçaya “çokhi” olarak Gürcüceden geçtiği belirtilmektedir. Kıyafetin Rusça ve Rusçadan başka dillere geçmiş adı “çerkeskadır”. Bunun nedeni de kuzeyden Kafkaska’ya inen Rusların önce Çerkeslerle karşılaşmasıdır. Ruslar ilk olarak 18. Yüzyılda Çerkeslerin üzerinde gördüğünden bu kıyafete çerkeska demiş, Rusçaya yerleşen bu terim daha sonra Rusça üzerinden başka dillere de girmiştir.
Kafkasya’nın ortak kıyafeti çokhanın prototiplerinin Gürcistan coğrafyasında olduğu; Svaneti’deki Lağami Kilisesi’ndeki 14. Yüzyıla tarihlenen feodal bağışçı Şalva Kirkişliani freskinin, Artvin Şavşat’taki Tbeti Kilisesi’ndeki 10. Yüzyıla tarihlenen Prens Aşot Kukhi freskinin üzerindeki kıyafetin çokhanın prototipleri olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, Kvemo Kartli Bölgesi’nde Bolnisi yakınlarında bulunan 5.-8. Yüzyıllara tarihlenen ve üzerinde erkek figürü bulunan taş sütundaki kabartma resimde görülen kıyafetin geç dönem çokhasıyla aynı şablonda olmasına dikkat çekilmektedir.
Tüm bu prototiplerin çokha adlı kıyafetten farkı, samasre denen göğüs kısmındaki süslerinin olmayışıdır. Bunun nedeni de gayet açıktır; samasre fişeklik demektir ve o dönemde henüz tüfek icat edilmemişti. Tüfeğin icadından sonra kıyafete samasre (fişeklik) eklenerek daha da güzelleştirildi.
Gürcü geleneksel kıyafeti çokhanın Artvin’de kullanımı muhtemelen 20. Yüzyılın ikinci çeyreğine kadar devam etmiştir. Bu kıyafetin prototiplerinden birinin Şavşat’ta 10. Yüzyıla tarihlenen bir freskte görülmesi, kıyafetin hem Artvin merkezde hem de tüm Tao-Klarceti’de yüzyıllardır kullanıldığına işaret eder.
Artvinlilerin bir şarkısında “çokha geykhade çokha yelegi mogikhteva/şeni erti danakhva cenneti gimikhdeba” sözleri vardır. Sn. Eyüp Uzun’un seksen küsur yaşındaki annesinin aktardığına göre bu değişime uğramış halidir ve şarkının aslı; “çokha geykhade çokha çakura mogikhdeba/şeni erti danakhva cenneti gimikhdeba” şeklindedir.
Buradan da anlaşıldığı üzere Artvin’de iki erkek kıyafeti vardı, bunlardan biri çokha, diğeri çakura idi. Roland Topçişvili’nin kitabındaki ifadesine göre çakura da pantolonun yaygınlaşmasından sonra çokhanın belden kesilmiş haliydi. Modern erkek kıyafeti pantolon bu coğrafyada ilk olarak Güney ve Batı Gürcistan’da yaygınlaştı ve pantolon yaygınlaşınca eski kıyafet çokha belden kesildi, çokhanın üst kısmı aynı kaldı, altına pantolon giyildi ve böylece çakura üretildi.
Paylaştığı ilk fotoğraftan yararlanarak konuyla ilgili bu yazıyı yazmaya başladığımı belirtip iznini talep etmek için görüştüğüm Sn. Eyüp Uzun, Artvin’de eskiden çokha ve çakuranın yaygın olarak giyildiğini ve başka fotoğrafların da bulunduğunu ifade etmiş, birkaç saat içinde, çokha giymiş iki kişinin bulunduğu diğer fotoğrafı göndermiştir. Yine 1900’lü yıllarda çekilmiş bu fotoğrafta da Artvin merkezde yaşayan Gürcülerden Müfit Güner ve İdris Gökyiğit (Gogitidze) çokha kıyafetleriyle arzı endam etmektedir.
Günümüzdeki Artvinlilerin çoğu belki önceki kuşakların çokha giydiğini unutmuştur. Onlara başka şeyler de unutturuldu… Artvin merkezin Gürcülüğüne dair tek gösterge bu kıyafetler değildir; Gürcüce bilenleri bir tarafa bıraksak bile Türkçe konuşanların dillerinde Gürcüceden kalmış birçok kelime vardır. Oradaki tüm tarihi eserler de Gürcü eseridir. Cumhuriyet döneminden daha geriye gidecek olursak; Roma, Bizans, Selçuklu veya Osmanlılar tarafından yapılmış bir tane tarihi eser bulmakta zorlanırsınız. Dilin kemiği yoktur ve birileri çıkıp Artvin’deki herhangi bir eserin bu yönetimler tarafından yapıldığını söyleyebilir, fakat bunu ispat edecek hiçbir delileri yoktur. Tüm tarihi eserlerin Kartli (İberia) Krallığı, Tao-Klarceti Krallığı ve Birleşik Gürcistan Krallığı dönemlerinde yapıldığı bellidir. Bu krallıkların adı size yabancı mı geliyor? Normaldir, çünkü bunlar hiçbir zaman anlatılmadı. Artvin merkezi Tao-Klarceti’nin Klarceti kesimindeydi. Tao-Klarceti dediğimiz bu tarihsel bölgeyi kapsayan yerler için bir dönem kullanılan diğer adlar Zemo Kartli ve Meskheti idi. Meskheti/Mesheti denen alan Speri, Tao, Klarceti (Doğu Çaneti de dâhil), Samtskhe ve Açara’dan oluşan geniş bir alanın adıydı.
Ayrıca Artvin’deki toponimler, hidronimler çoğunlukla Gürcüce veya Lazcadır. Çok sayıda örnekten sadece ilginizi çekecek bir tanesinden bahsedip yer adları konusunu kısa tutacağım. Hepimizin adını iyi bildiği Artvin merkezine yakın Kafkasör denen dağ ve yaylanın eski adının ne olduğunu bilir misiniz? Hemen söyleyelim, Kafkasör’ün eski adı da Gürcüce bir kelime olan Triala’dır [ტრიალა] (Roland Topçişvili, İnga Ğutidze, Şavşeti ve Klarceti Yer Adları, Gamomtsemloba Universali, Tbilisi:2019, s. 102).
Tabii bugün başka bir çağda, başka bir ülkenin vatandaşları olarak yaşıyoruz ve yaşadığımız çağın ve ülkenin gereklerinin farkındayız. Ancak bu durum, modern bir bakış açısıyla geçmişi analiz edip şimdiki ülkemizin değerli vatandaşları olarak kendi geçmişimizi ve kültürümüzü öğrenip donanımlı olmamıza ve bazı değerlerimizi geri kazanmamıza engel teşkil etmemelidir. Aksine, bunları bilip farkında olursak, bizim bu ülkede binlerce senelik kendi öz/ata topraklarımızla birlikte var olduğumuzun, Gürcüler olarak kimsemin bizi vatan veya toprak sahibi yapmadığının, bizim zaten her zaman burada olduğumuzun, bundan sonraki yaşamımızı da birlikte, özgür ve eşit yurttaşlar olarak sürdüreceğimizin manifestosuna imza da atmış olacağız. Bu konuları konuşmamız hiçbir kesimi, hiç kimseyi rahatsız etmemelidir.
Geçmişte, Artvin ve çevresinde kadim Gürcü kültürüne karşı ilan edilmemiş örtülü bir savaş verildiği inkâr edilemez. Bölgede Gürcü kimlik ve kültürüne karşı uygulamalar Atatürk döneminde başladı, İnönü zamanında başka formlarda devam etti ve günümüzde de bitmiş değildir. Cumhuriyet döneminde bir halkın kendi anadilinde konuşmasını yasaklamaya Artvin’den başladılar. Türkiye’de yer adlarını değiştirmeye de buradan başladılar. Bunun adına “uluslaşma” dediler.
Sonra sahte tarihçiler devreye girdi, Artvinlilerin tarih algısını değiştirmeye çalıştılar, onlara yakıştırmadıkları geçmiş kalmadı. Neler demediler ki? Sonuçta hiçbiri tutmadı, çünkü gerçek dışıydı. Şimdi de Ahıska Türkü, Kıpçak ve İskit diye yalanlar uyduruyorlar. Dünyada kaç Türk boyu olduğunu bir türlü anlayamadık (!) Bunların hepsi yalan olduğu için tutmayacak. Yaklaşık 5-6 sene önce devlet televizyonu TRT’de tesadüfen bir belgesel izledim. Artvin’deki kiliselerin Gürcü eseri olduğu inkâr ediyordu. Bu eserleri Kıpçaklar yaptı diyordu. Bunu yalanı söylerken yüzleri kızarmamış olabilir ama bizi halâ aptal yerine koymaya çalıştıklarının farkındayız. 1930’larda veya 1960’larda mı yaşıyoruz? Bu hususta kolay kandırılacağımız zamanları geride bırakmadık mı? Kıpçakların asıl yaşadıkları Kuzey Kafkasya ve ötelerinde bile Artvin’dekilere benzer bir tane eserlerini gösteremezsiniz. Onlar ne zaman nerede bir eser bırakmış ki hiç yaşamadıkları Artvin’deki bu eserleri yapmış/yapabilmiş olsunlar? Bu eserlerin kimler tarafından ne zaman yapıldığı belliyken bu yalanları söylemek ne büyük sahtekârlıktır. İskitlere gelince; dünyadaki bilim insanları, ellerinde veri olmadığı için milattan önce bir dönem çeşitli alanlarda görülüp tarih sahnesinden silinmiş olan bu halkın devamının bugünkü hangi millet olduğuna dair bir şey söyleyemiyor. Buna rağmen Türkiye’de belirli çevreler, antropolojik açıdan Türklere değil başkalarına daha çok benzeyen bu halkın, ellerinde dil ve/veya başka veriler de olmadığı halde temelsiz, dayanaksız şekilde Türk olduğunu iddia ediyor. Bu konuda diğer bir husus da İskitlerin Artvin’e yerleşip burada yaşadığına dair hiçbir veri yoktur. İleride yeni bulgular ele edilir ve biz Gürcülerin bugünkü veya geçmişteki herhangi bir halkla akraba olduğumuz tespit edilirse, bundan sevinç duyacağımı da belirtmeliyim. Akrabalık iyidir, taraflara güç katar ve herkes gibi ben de ait olduğum halkın başkalarıyla akraba olmasını (ama bunun gerçek olmasını) isterim.
Yüz yıldır söylenen yalanlar ve yapılan uygulamaların sonucunda Artvinlilerin önemli bir kısmı Gürcü geçmişlerini unutmuşlardır. Kendilerine “Gürcü müsünüz?” diye sorulduğunda hayır cevabını tepkili bakış ve yüz ifadesiyle verenleri dahi görüyoruz. Benim de aklıma şu soru geliyor; size nasıl bir travma yaşattılar ki bu soruyu tepkiyle karşılar duruma geldiniz? Gürcü olmak kötü bir şey değil, bize miras kalan bu adı başımız dik ve gururla taşıyoruz ve taşımaya da devam edeceğiz!
Tüm veriler geçmişlerinin Gürcü olduğunu gösterse de dilleri değişen, 4 yüzyıldır Türk kültür dünyasının içerisinde, aynı inanç ve moral değerleri paylaşarak yaşayan insanlar kendilerine Türk diyorsa saygı duyar ve onlara bunun aksini söylemeyi aklıma bile getirmem. Ancak, geçmişi inkâr ederek yüzyıllar önce yaşamış atalarımızın hatırasına saygısızlık yaparak onların bile kimliklerini değiştirmeye çalışmak onurlu insanların yapacağı iş değildir. Hiç kimse anayasal Türklük tanımını bana hatırlatmasın, Anayasa’daki Türklük tanımından ve etnik Türklük tanımından, yerine göre hangisi işinize gelirse onu kullandığınızı bilmeyen mi var?!
Artvin üzerine konuşurken beni rahatsız eden hususlardan biri de Artvin kentinin Ermenilerle ilişkilendirilme biçimidir. Artvin’de Ermeni yaşamadı demiyorum. Yaşadı tabii ki. Ermeniler kendi yurtlarından dünyanın her yerine dağılmış bir halktır. Artvin merkezi ele alacak olursak orada da az sayıda Ermeni yaşıyordu. Ermeni nerede yoktu ki? Trabzon’da, Sakarya’da, İzmir’de, Avrupa’da, Suriye’de, her yerde varlar ama bu tüm buraları Ermeni toprağı ya da Ermenistan yapar mı? Oraları yapmaz ise Artvin’i de yapmaz. Artvinli az sayıda Ermeni burada barış içinde yaşıyordu. O kadar rahatlardı ki Osmanlı döneminde Ortodoks Hıristiyanlıkla çeşitli yollarla mücadele edildiği halde mezhebi farklı Monofizit Hıristiyan Ermenilere imtiyazlar veriliyor, kollanıyordu. Artvinli Gürcüler de diğer Gürcüler gibi Ortodoks Hıristiyan idi. Osmanlı döneminde bir kısmı Müslüman oldu, bir kısmı Gürcistan içlerine göç etti. Yerlerinde kalıp Hıristiyan kimliğini korumak isteyenler de imtiyazlı olan Ermeni kilisesine gittiler, Ermeni ticaret lobilerinin avantajlarından da yararlanmak istediler. Kilise onları kayıtlara Ermeni olarak geçirdi, Ermeni ticaret lobileri de Ermeni adları almalarını şart koştu. Ermeni toplumunun doğasındaki Ermenileştirme arzusu sadece Artvin’de değil, başka yerlerde de birçok Gürcünün Ermenileşmesine neden oldu. Osmanlı ve İran tarafından kollanan Ermenilerin bu imtiyazlarını kullanarak çevrelerindeki Gürcü ve diğer toplum mensuplarını Ermeni Kilisesi ve Ermeni ticaret lobileri kanalıyla nasıl asimile ettiğine dair geniş bilgi içeren http://gurcu.org/gurcu-monofizitler-icerigi-744.html linkindeki yazıyı okumanızı öneririm. Velhasıl, Artvin’de düşük bir oranda Ermeni nüfus yaşamıştır, ancak onların bile belki yarısı belki daha fazlası Ermenileşmiş Gürcü kökenli insanlardı. Artvin’de Ermeni denen insanların antropolojik yapılarının diğer Ermenilerden farklı olduğunu da vurgulamak gerekir.
Bunun yanında bir de bazı Ermeni çevreleri de tarih sahteciliği peşindeydi. Gürcüler Müslüman olduktan veya Hıristiyan kalan bir kısmı Gürcistan’ın başka yerlerine göç ettiği için sahipsiz kalan örneğin Ardanuç yakınlarındaki bir kilisede Gürcüce yazıtı söküp yerine Ermenice yazı yerleştirerek kendilerine mâletmeye çalıştılar, bu da yemedi, çünkü hem açığa çıktı, hem de tarihi taşın yerine konulanın sonradan konduğu belli oluyordu. Artvin merkezde Niko Marr’ın 1904 yılında tanıklık ettiği ve bir Ermeni kilisesinde bulunan eski Gürcü elyazması İncil hususunda söylediklerini aktarmak isterim: “Ermeniler bu Gürcü elyazması İncilin mucizeler gösterdiğine inanıyor. Onların dediğine göre bu İncil her türlü hastalığı ve özelikle gözleri tedavi ediyor. Ermeni papaz aslında bu Gürcüce İncilin arasına birkaç yere koyduğu Ermenice yazılı kâğıtları okuyor. Ermeni papaz aslında kendi yazdığı Ermenice metni okuyor. Cemaat ise elyazması gerçek metni okuduğuna inanıyor ve hastalığına çare bulduğunu düşünüyor. Bu elyazması incili eve götürmeme izin vermediler, çünkü kiliseden kesinlikle çıkarmıyorlar.” (Caba Samuşia, “Artvinis (Livane) Tsikhe”, Tao-Klarceti Tsikhe-Simagreebi, Tbilisi:2020, s.10).
Tüm bu anlattıklarım Artvin’e son yüzyılda gelip yerleşmiş olanları kapsamamaktadır.
Bir kıyafeti gösteren fotoğraflardan yola çıktık ama başka şeylerden de bahsettik. Bunun sebebi, Artvin’de neler yaşandığına, kıyafetlerden tutun da yer adlarının, dilin ve başka yerel değerlerin değişim sürecine dair mümkün olduğunca geniş bir bakış açısı sunabilmektir. Gönül ister ki sadece gerçek bilgilere sahip olalım. Artvinlilerin bir kısmının bu anlatılanların gerçekliğini kabul edeceğini, bir kısmının reddedeceğini biliyorum. Yazdıklarımın gerçek dışı olduğunu düşünenler gerekli donanıma sahipse veya kasıtlı olarak dayanaksız ve afaki sahte bilgi yayanları takip etmeyi bırakıp çeşitli kaynakları dayalı bilgiler ışığında bu söylediklerimin doğru olmadığı ortaya çıkarabilirlerse, işte o zaman tüm bunlara inanmamak için geçerli gerekçeleri olacaktır. Ancak, birilerini karşısına alacağını bilerek mesnetsiz şekilde bunları açıkça yazmanın öyle kolay olmadığının da bilinmesini isterim.
28 Nisan 2021





























