*****
Akçaköy’de başlar çilem
Gönen’de birazcık gülem
Sürgün çıktı, çekip gidem
Şavşat’ın Efkar Tepesi?
Kırk altıncı bizim dönem
Kışla görkem, talim görkem
Babam çavuş, nasıl ürkem
Balgat’ın Dikmen Tepesi.
TÖS’ü, Töykü’sü, Töbder’i
Engelden dönmedik geri
Hani bunların önderi
Mamak’ın kanlı tepesi.
On iki Eylül, on iki Mart
Karanlık ak günlere dert
Çalar idik biz de Mozart
Ege’nin Savaştepe’si.
Alaman yedi bitirdi
Ayrık şehitler yetirdi
Nice tabutlar getirdi
Bizim köyün kel tepesi.
Verin Cumhuriyet dedi
Yücel dedi, Tonguç dedi
Işık dedi, Sönmez dedi
Ladal’ın gönül tepesi.
(Nebi Dadaloğlu)
*****
Fakir Baykurt’u Doğumunun 92. Yılında Saygı ile Anıyoruz
Mustafa Yakut/ Guram Himşiaşvili: 1929’da Burdur-Akçaköy’de doğan, Türkiye’nin toplumsal kültürel yaşamında önemli rol oynamış olan yetmişinci yaşında yitirdiğimiz Fakir Baykurt’un yaşamı için, ozan Nebi Dadaloğlu böyle diyor.
Fakir Baykurt’un çok yönlü kişiliğini özetleyecek olursak; usta bir romancı ve öykücü, gerçekçi ve devrimci bir yazar olarak, inançlarını gerçekleştirmek için sadece yazmakla yetinmedi aynı zamanda onları eylemleriyle hayata geçirdi diyebiliriz. Onun romancılığında, öykücülüğünde toplumsal değişimin dinamiği gözlenir. Kendi deyimiyle kapitalistleşen Türkiye’nin yakın çekimi vardır yapıtlarında. Hasan Ali Yücel’in deyimiyle “Türk edebiyatına kendi giren köylü”dür o. “Doğruyu, kuşun ötüşü gibi güzel söyleyen”dir.
Aydın olarak, köy enstitülerinden köye uzanan aydınlanma sürecinde sembolleşmiş, aydın sorumluluğuyla davranıp toplumun hizmetinde olabilmiştir. Onu, eğitim alanında eylem insanı kılan, bu aydın sorumluluğudur.
İnsan olarak; çevresine, insanlara saygı ve sevgi ile yaklaşabilmiştir. Topluma bakan, izleyen, eksikliği, aksaklığı gören, sorgulayan bir gözdür o.
Öğretmen olarak; eğitime ve öğretmen hareketine yaptığı katkıların önemi büyüktür. Özellikle altmışlı yıllarda devrimci öğretmen hareketinin önderliğini yapması, TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası)’ün kuruculuğu ve genel başkanlığını yapması ayrı bir öneme sahiptir.
Fakir Baykurt’un bu çok yönlü kişiliği, çeşitli alanlardaki çalışmaları ne kadar anlatılsa azdır. Ancak bu yazının konusu ne onun bilinen yönlerini, ne de elliye yakın yapıtıyla Türkçenin ses bayrağı olabilecek kitaplarını tanıtmaktır. Yazımızın konusu onun pek az bilinen bir yönünü, Gürcü edebiyatı ile ilişkisini anlatmaktır.
Gürcü edebiyatı ile en çok ilgilenen Türk yazarlarından biri olarak F. Baykurt ilk kez 1983’te Gürcistan’a gitti. Gürcü yazar ve şairlerle dostluk kurdu.

Bu arada Batum Yazarlar Birliği Başkanı şair Pridon Halvaşi ile de tanıştı. Aralarında özel bir dostluk gelişti. Pridon’un çocukluk, gençlik yaşamını dinleyince, onu Şavşat’taki öğrencilerinin yaşamına benzetti. İlk sevilerin, ilk şiirlerin o zor yıllarda çiçek açtığını düşündü. Pridon’un öteki Gürcü şairlerinin, romancılarının neler yazdığını bilme merakı gittikçe büyüdü. Gürcistan’da Türkçeden Çilli, Yılanların Öcü, Keklik, Öyküler gibi kendi kitapları da içinde olmak üzere, birçok kitap çevrildiği, Türk edebiyatı antolojileri yayınlandığı hâlde- Türkçede Nodar Dumbadze’nin “Güneşi Görüyorum” romanından başka pek bir eser görülmemesini, bırakın çağdaş Gürcü yazar ve şairlerini, klasik yazar ve şairlerin bile Türkçeye çevrilmemiş olmasını büyük bir eksiklik olarak niteledi.

Bu düşüncelerle, Almanya’da yaşayan Gürcü arkadaşı Abdurrahman Çetinkaya’yı (İlia Himşiaşvili) zorlayarak birlikte Pridon Halvaşi’nin şiirlerini çevirme işine giriştiler. Önce kitapları tarayıp şiirleri seçtiler. A. Çetinkaya sözcük sözcük Gürcüceden Türkçeye şiirleri çevirdi. Anlamlarını düz tümce olarak yazdı. Sonra üzerinde birlikte çalıştılar, F. Baykurt şiir haline getirdi. Böylece, Gürcüceden Türkçeye ilk şiir çevirisi kitabı ortaya çıktı ve Almanya’da Ortadoğu Yayınevi’nde 1988’de basıldı.
Şiir çevirisinin zorluğunun farkında olan F. Baykurt, iki dili de çok iyi bilen birilerinin çıkıp daha kusursuz, daha iyi çeviriler yapıncaya kadar, bir boşluğu doldurmayı amaçlıyor ve varsa hatalarını, Pridon’un şiirlerine olan sevgilerine bağışlanmasını istiyordu.
Sami Karaören bu konu ile ilgili olarak, Şubat 1990 tarihli Yazıt Dergisinde, Pridon Halvaşi ve Fakir Baykurt’un Şiirleri başlıklı bir yazı yazdı. Karaören, Halvaşi ile Eylül 1989’da Batum’da tanıştığını, söyleşilerde bulunduğunu, bu şiirleri o günlerden önce okumuş olmayı ne kadar çok istediğini, kitabın eline yeni geçmiş olması nedeniyle bunun mümkün olmadığını yazıyor. Halvaşi’nin esin kaynaklarının başında, Gürcistan’ın büyüleyici doğası ve eğitimin kazandırdığı niteliklerle insan sevgisinin yer aldığını ve Halvaşi’nin şiirlerinin, okundukça içe işleyip derinleştiğini belirtiyor. F. Baykurt’la yaşamlarındaki benzerlik ve yurt sevgisinin onları kaynaştırıp kucaklaştırmış olduğunu ekliyor. Sami Karaören , “Şiir çevirisinin ne kadar zor bir iş olduğu bilinir. Bunu F. Baykurt da özellikle belirtiyor önsözde. Gürcüceden önce düz yazı biçiminde çevrilen şiir örüsünü (metnini) o şiirin özgün yapısına göre Türkçe dizelerle biçimlendirmişler. Gürcücedeki ses ve biçim güzelliği ne kerte yansıdı bu dizelere, bunu bilme olanağı yok. Ama anlamla biçimi kaynaştıran çevirilerde, Halvaşi’nin usta bir şair olduğunu sezdiriyor insana. Bilirsiniz şiir bir bakıma ses ve söz dizimi ile anlamın kaynaşmasından oluşmuş bir biçimdir. Güzel biçimler kurmaktır, şairin görevi. Gürcüce aslını bilmesek de aldığımız tat çevirinin başarılı olduğunu duyuruyor bize. Ellerine sağlık bu iki çevirmenin” diyor.

Fakir Baykurt; çağdaş Gürcü edebiyatının önde gelen isimlerinden Nodar Dumbadze ile tanışmayı çok istediği halde, mümkün olmamasını hep büyük bir eksiklik olarak hissetti. 1983’te Gürcistan’a ilk gidişinde, bu tanışma gerçekleşemedi ve ertesi yıl ise N. Dumbadze öldü. Baykurt’taki Dumbadze sevgisi, 1969’da Meçhure Karaören’in çevirisiyle yayınlanan “Güneşi Görüyorum” romanı ile başlamış, Gürcistan’da halkın sevgisi ile bütünleşmiştir. “Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarından anladığımıza göre; dünyanın nice ülkesinde romancıların cezaevinde çile doldurduğu, yapıtlarını dar hücrelerde saklı gizli, tuvalet kâğıtlarına yazmak zorunda bırakıldığı, karakollarda, beton gözaltı odalarında işkence gördüğü dönemde, Gürcistan’da bir yazarın, bir romancının, sadece büyük şehirlerde değil, en uzaklardaki köylerde bile bu derecede çok sevilmesi, sayılması beni çok duygulandırdı” diyor. Baykurt, Ekim 1988’de Yazın Kültür Dergisinde çıkan “Dumbadze’nin Yurdunda” başlıklı yazısında, Nodar Dumbadze ile ilgili gezisini anlatıyor. Ünlü romancının Tiflis Vake Mahallesindeki müze olan evini, Güneşli Parkı’nı, Saguramo’daki müzeye dönüştürülmüş yazlık evini ve Tiflis’e 300 km. uzaklıktaki Guria bölgesindeki çocukluğunu geçirdiği Zenobani köyüne gidişlerini, eşi Nanuli ve kızı Ketino Dumbadze’nin kendisine eşlik edişlerini anlatıyor. Yapıtlarının çoğunda özyaşamsal özellikler görüyoruz. Tiflis Üniversitesi’nde Türkçe okutmanı Gülizar Çelidze’nin Türkçeye çevirdiği “Ben, Ninem, İliko ve İlerion” ile Ali Altun’un çevirdiği “Sonsuzluk Yasası” romanında bu özellikleri fazlasıyla buldum. Ünlü “1937 temizliği”nde kaymakam olan babasını kurşuna dizmişler. Annesini Rusya’nın içinde bir yere sürmüşler. Bu olay “Sonsuzluk Yasası”nda bir ölçüde yer almıştır. Kuşkusuz değişerek, dönüşerek… Ana babasını dokuz yaşındayken yitiren çocuk, beş yılını şimdi gitmekte olduğumuz Zenobani köyünde halası Darican Gigogidze’nin yanında geçirmiş. İlkokulu, ortaokulu orada okuyup lise ve üniversite için Tiflis’e dönmüş. “Ben, Ninem, İliko ve İlarion” romanında bu yıllarını hep anlatıyor…
“… Gerçekte bir yazın (literatur) yolculuğu idi bizimki. Nodar Dumbadze’nin betimlediği çevreleri, anlattığı insanları görüp gelecektik. Bir gün git, bir gün dön, epeyce hızlı bir yolculuk oldu. Daha yavaş gidip gelmeye, daha uzun kalmaya zaman yoktu ne yazık. Ama gördüklerimizden, duyduklarımızdan hoşnuttuk. En başta da Gürcistan’da halkın konukseverliğinden.” diyor aynı yazıda Fakir Baykurt.
Şu anda yayına hazır olan “Ben, Ninem, İliko ve İlarion” adlı romanın redaksiyonunu da Fakir Baykurt yaptı ve bir de önsöz yazdı.
Baykurt, Ekim 1987’de Gürcistan’ın ünlü yazarı ve ulusal önderi İlia Çavçavadze’nin 150. doğum yıldönümü nedeni ile düzenlenen uluslararası toplantıya katılmak üzere davetli olarak Tiflis’e gitti. Türkiye’den Tahsin Saraç, Aziz Çalışlar ve Hayati Asılyazıcı da katılanlar arasında idi.
Baykurt, İlia Çavçavadze için, “Bu büyük insanın yaşam öyküsünü daha önce bilmeyişime bir daha üzülüyorum…”
“… İlia liseyi Tiflis’te okumuş. Hukuk öğrenimi görmek için Petersburg’a gitmiş… Petersburg’dan dönünce bir dergi çıkarıyor. “Bir Yolcunun Notları”nı yazıyor. “O da adam mı?” adlı kitabı çok okunuyor ve çok etkili oluyor. İveriya gazetesini çıkarıyor. Bir dernek kuruyor. Burada folklor derlemeleri yapıyor. Ulusal arşiv kuruyor. Köy okulları seferberliği başlatıyor. Öğretmenler buluyor, kitaplar sağlıyor. Gürcü alfabesinin geliştirilmesi için çalışmalar yapıyor. İlk ulusal bankanın açılışını sağlıyor. Ne kadar çok yönlü bir insanmış! Halkı için ne çok işler başarmış! Oysa onun da sadece iki tekmiş omuzları. Bu yüzden halkı kendisini çok sevmiş. Değilse, neden yapılır bu görkemli törenler? Gürcistan’da ulusal bağımsızlık ateşini yakanların başında yer alıyor Çavçavadze. Sömürgeciliğe karşı, cahilliğe karşı… Bir ağa çocuğu olduğu halde ağalığa da karşı. Tolstoy’un yapamadığını yapıyor. Toprak köleliği sürüp giderken, topraklarını köylüye dağıtıyor. Aynı işi Tolstoy yapmak istediğinde, eşi Sofia kıyametleri koparıyordu. Bir broşürde üzgün bakışlı Olga Çavçavadze’nin resmi var. Belki çok uyumluydu araları. Sanırım çocukları da yokmuş. Kendi aklınca bir reform başarıyor Çavçavadze “Benim değil, sizin!” diyor. 1917 devrimiyle yaşama işin doğrusu giriyor: “Benim” ve “sizin” olan topraklar “Bizim” oluyor.” diyor. Yazın dergisinin Aralık 1987 tarihli sayısının, “Kitaplara Saldırı” başlıklı yazısında.
Fakir Baykurt’la Gürcü edebiyatı yolculuğunu 1907’de hain bir pusuda öldürülmüş olan İlia Çavçavadze için yazdığı bir şiirle sonlayalım.
İLİA ÇAVÇAVADZE
Bir insanın bu kadar
Bu kadar çok sevilmesi için halkınca
Halkını bu kadar çok
Bu kadar çok sevmesi gerek, değil mi?
Bu sevgi parçalanmaktır
İlia Çavçavadze parçalandı halkı için
İlia Çavçavadze’nin çocukları bugün
Bugün onu çok iyi anlıyorlar
Bu yüzden işte
Dünyada bu yüzden
Onu asıl çocuklara anlatmalı
Onun düşlerini çocuklar
Gerçekleştirmiş Gürcistan için
Dünya için de çocuklar
Gerçekleştirecek
Sormayın hangi çocuklar
Açık seçik ortada
Dünya çocukları gerçekleştirecek
Yaşam çok daha güzel olacak
o zaman
Bir büyük ışık Çavçavadze
Gür bir ışık
Yurdundan dünyayı aydınlatıyor.
Fakir BAYKURT
(Yazın dergisinin; Ocak 2000 tarihli, Sayı:89 ve Çveneburi Ocak-Mart 2000, tarihli, Sayı: 35’te yayımlanmıştır.)





























