Tarih sahteciliğinde yeni bir boyut. Denis Çaçhalia’nın absürt çalışması Abhaz Kralları: Başka bir deyişle sözde/güya tarihçilerin yeni palavra metinleri.
Henüz yeni, 2022’de yayımladıkları sözde kitabın bir diğer adı aymazlık, saygısızlık, beyhude gasp ve hırsızlık girişimidir.
Yurt edindikleri Gürcistan’da Rusya güdümünde belirli siyasi amaçlara erişme hayalindeki bölücüler tüm çabalarına rağmen bir türlü kendilerini anlatmayı ve yalanlarını kabul ettirmeyi başaramayınca, bu sefer tarih sahteciliğini daha ileri boyuta taşıdılar. Gürcü topraklarında bir siyasi geçmişe sahip olmaları teknik ve tarihsel olarak mümkün olmayanlar, tarihi Gürcü krallığı için “Gürcü değil Apsuva krallığıydı yalanına” insanları inandırmaya çalışıyorlar. Kendi halklarının bir kısmını bile ancak inandırabilmişlerdir. Ama Gürcüler, Laziler, hatta Çerkeslerin hatırı sayılır kesimi, ayrıca Türklerin tamamına yakını elbette böyle yalanlara inanmıyor. Dünya zaten onları dikkate almıyor.
Gürcistan’ın büyük kısmını kapsayan Abhaz Krallığı’ndan bu müsveddelerde bir Abaza/Apsuva (Apsua) krallığıymış gibi bahsediliyor. Bunu da, içinde Apsuvalardan bahseden hiçbir kaynak bulamadıkları için mevcut kaynakları çarpıtarak yapıyorlar. Bir diğer husus da şu, terimleri Türkçeye geçirirken midir Denis Çhaçhalia mı öyle yazmıştır bilinmez, kafa göz yarmışlar, koskoca Gürcistan coğrafyasında ve tarihindeki tek bir terim dahi doğru yazılmamış.
Peki gerçekte durum nasıldı?
Apkhazi (Abhaz) adı Orta Çağ boyunca Gürcüleri ifade eden bir terimdir ve Apsuvalarla ilgisi yoktur. Arap, Avrupalı, Rus ve diğer kaynaklarda bu konuda çok bilgi var. Buna bir örnek vermekle yetineceğim. 12. Yüzyıl İran şairi Hâkâni şöyle diyor: “Harika kadının aşkından Abhazya’ya yerleştim ve Gürcüce konuşmaya başladım”.
Apkhazeti (Abhazya) denen bölge dar anlamıyla ifade edecek olursak Anakopia ötesindeki toprakları kapsayan, Gürcü kültür ve siyasi dünyasının parçası olan bir alandı, Gürcü prensliğiydi, halkı Megreli ve Svani ağırlıklıydı. Tüm bu alanlar, daha eskiden Kolkheti Krallığı sınırları içerisinde kalıyordu. Kolkheti’nin diğer adı da Egrisi idi. Daha sonraki yüzyıllarda, 7.-8. Yüzyıl siyasi gelişmeleri sonucunda, Apkhazeti adlı yeni siyasi yapı yani prenslik, eski Kolkheti (Egrisi-Lazika) topraklarına ve İberia (Kartli) topraklarının ciddi bir kısmına hâkim yeni bir Gürcü krallığı haline geldi ve zamanla genişledi, Gürcistan’ı birleştiren dönemin krallığı oldu.
Denis Çaçhalia’nın iddia ettiği gibi Abhaz Krallığı bir Apsuva (Apsua) krallığı olsaydı; Başkenti tamamen Gürcü nüfusun hâkim olduğu Kutaisi olabilir miydi? Bu her şeyden önce güvenlik açısından mümkün olmazdı. Peki, o krallık sınırları içinde görebileceğimiz/bulabileceğimiz, Apsuvalara ve Apsuva diline ait tek bir iz, tek bir örnek var mı? Bugüne kadar tespit edilemedi. Denis Çaçhalia’nın sözde kitabında bile Apsuva dilinde bir tane yazı, yazıt vd. yok; Yunanca var, Asomtavruli Gürcü alfabesinde Gürcüce var, ama içeriği Apsuvaca olan ne Yunan alfabesinde ne de Gürcü alfabesinde yazılmış hiçbir şey yok. Bu zavallı kişi, kim bilir yıllarca aramasına rağmen, sözde kitabına alacak, başka alfabeyle bile yazılmış olsa Apsuva dilinde hiçbir şey bulamamış.
O sınırlar içinde gerek antik çağ, gerekse Orta Çağ boyunca Apsuva dilinde tek bir toponime yani yer adına, tek bir hidronime yani akarsu-göl adına kaynaklarda rastlanıyor mu? 30 senedir arıyorlar ama bulamadılar. Bırakın geniş Abhaz Krallığı sınırlarını, bugünkü Apkhazeti sınırları içinde Arap/Avrupalı/Ermeni/Gürcü ve diğer kaynaklara dayalı Apsuva dilinde bir tane kent adı var mı? Gagra, Tskhumi (Sokhumi), Tkvarçeli, Gudauatai Gali vd. ne varsa Gürcüce/Megrel-Lazca ve Svancadır. İster Apkhazeti Krallığı’nda isterse bugünkü Apkhazeti’de Apsuva dilinde bir tane tarihi esere ait kitabe var mı? Yok. Hepsi Gürcüce. Yazı dilinin Gürcüce olmasını dini gerekçelere dayandıran yazar yer adlarının, dağ taş adlarının, hatta balık adlarının Gürcüce/Megrel-Lazca/Svanca olmasını neye dayandırıyor? O Abhaz Kralları madem Apsuvaydı, halk madem Apsuvaydı niye hiçbir yerde Apsuva izlerine rastlanmıyor? Yoksa kendi Apsuvalıklarından o kadar çok mu utanıyorlardı ki tüm hayatlarını Megrelce-Svanca-Gürcüce sürdürdüler? Tabii ki hayır, onlar Apsuva değildi. Olay bu kadar basit.
Apsuvalar Gürcistan’ın Apkhazeti bölgesine sonradan geldiler. Burada Megreli ağırlıklı Svani ve diğer bölge Gürcüleri yaşıyor, kendilerine Apkhazi deniyordu. Gürcüler hata (bence) yaptı ve buraya 16-17. Yüzyıllarda gelen Apsuvalara da eskilere olduğu gibi Apkhazi demeye devam ettiler. Aynı hatayı bugün de sürdürüyorlar. Dünyada bunun başka örnekleri de var; Mısır gibi. Eski Mısırlıların şimdiki Mısırlılarla bir alakası var mı, yok! Araplar geldi ve Arap diliyle kültürü Mısır’a hâkim oldu, ama eski Mısır başkadır. Apkhazi konusu da böyle. Apsuvalar Apkhazeti’ye gelip yerleşti ama eski Apkhazeti başkadır ve onlarla ilgisi yoktur.
Hadi size her şeye rağmen kardeşimiz diyen Gürcülerden ve Gürcistan’dan utanmıyorsunuz onu anladık; aklı başında olan insan böyle basit ve saçma metinleri yazarken olmasa da kitap diye ortaya çıkarmaktan utanır!
Abhaz Krallığı ya da Egrisi-Abhaz Krallığı adıyla bilinen krallık kendisinden önceki Egrisi Krallığı’nın devamıdır. Bilindiği üzere Egrisi Krallığı’na Yunanlılar Lazika Krallığı diye hitap ediyordu. Başkenti Tsikhe-Goci kalıntıları Senaki’de halâ duruyor, hatta 22 Haziran günü Gürcü ve Lazlar birlikte ziyaret edeceğiz. Egrisi-Abhaz Krallığı’nın yani Abhaz Krallığı’nın selefi olan Egrisi/Lazika Krallığı ise Kolkheti Krallığı’nın devamıydı. Tüm bu krallıklar Gürcü ve Lazi dediğimiz halkların krallığıydı, ancak literatürde tamamı kısaca Gürcü krallıkları olarak ifade edilir. Egrisi-Abhaz Krallığı 8. Yüzyıldan 10. Yüzyıl sonuna kadar sürdü, bu tarihte başka bir Gürcü krallığı olan Artvin merkezli Tao-Klarceti Krallığı ile birleşti, bu birleşmenin sonucunda oluşan yeni krallığın adı Birleşik Gürcistan Krallığı’ydı. İşte Davit Ağmaşenebeli, Tamar Mepe, Giorgi Brtzkinvale vd. krallar bu yeni krallığın hükümdarlarıydı.
İki Gürcü krallığının birleşmesinden sonra Gürcistan krallarının bazılarının unvanları şöyleydi:
Davit Ağmaşenebeli’nin ünvanları: Mepe Apkhazta, Kartvelta, Ranta, Kakhta, Somekhta.
Kral Tamari’nin ünvanları: Mepe Apkhazta, Kartvelta, Ranta, Kakhta da Somekta, Şirvanta da Şahinşata da Brzanebeli Kovelisa Ağmosavletisa da Dasavletisa.
Bu unvanlar kralların hükmettikleri alanları tanımlar. Şirvan, Somkheti (Ermenistan) gibi geniş alanlara hâkimdiler. Unvanlar okunurken hem önceki Abhaz Krallığı ve Tao-Klarceti yani Kartvelta Krallığı, hem de diğer Gürcü feodal siyasi bölgelerinin yanında, Ermenistan ve Azerbaycan çevreleri de sıralanır. Gürcü krallıklarında usul budur. Bunu çarpıtarak kimse bir şey elde edemez. Yani buna dayanarak Ermeni kralıydı diyemezsiniz mesela. Ama Ermenilerin de kralıydı diye biz söyleriz, çünkü Ermenistan da Gürcistan Krallığı içindeydi.
Neymiş efendim, Gürcüler kaynakları değiştirmişlermiş. Denis Çhaçhalia Kendi saçmalıklarını söyleyebilmek için bu yalanları ortaya atmaktan başka çare bulamadı sanırım. Kendi tezlerini ispatlamak için işine yarayacak tarihsel veriler, kaynaklar, arkeolojik bilgilere ulaşamayınca işine gelmeyen tarihsel verileri çarpıtma yoluna giderek kendisini avutmuş mu oluyor? Az da olsa izan yok mu?
Denis Çaçhalia bir de sıkılmadan utanmadan Tao Krallığı’nın Ermeni olduğunu, Gürcülerin kilise yoluyla Gürcüleşmiş Ermeni kökenli halk olduğunu zırvalamış. Bunu aklı başında Ermeniler bile söylemiyordur belki de. Bu yazamayan yazara göre bizim yarımız Ermeniyiz, diğer yarımız da Apsuva öyle mi? Gürcü diye bir şey yok demek ki bu zata göre. Kendisi ruh hastası olabilir mi acaba diye düşünmeden edemedim?! Bu kadar saçmalamayı nasıl başarıyor? Bunun için ne yiyip ne içiyor?
Abhaz Krallığı’nı anlatmaya devam edelim. Egrisi/Lazika’dan sonraki döneme tekabül eden ve Birleşik Gürcistan Krallığı’ndan önceki dört Gürcü yönetiminden (Tao-Klarceti Krallığı, Kakheti Krallığı, Egrisi-Abhaz Krallığı, Kartli Ersimtavariliği) biri olan Egrisi-Abhaz Krallığı oluşumu tamamen Egrisi/Lazika Kralı’nın kardeşi olan Kartli Erismtavarisi’nin planıydı ve dönemin şartları gereğiydi. Kartli Erismtavarisi’nin kendi oğlu yoktu, kardeşi Egrisi/Lazika kralı da ölmüştü ve onun da tek varisi kızı Gurandukhti idi. Yani ne Kartli’de ne de Egrisi’de gelecekte kral olabilecek taht varisi kalmamıştı. Kartli yöneticisi de Apkhazeti Prensi 1. Leoni’yi bilinçli olarak Gurandukhti’yle evlendirip hem Egrisi’ye, hem de Kartli tahtına bu hanedanı yasal varis yaptı. Neden? Çünkü Kartli neyse Egrisi/Lazika da Apkhazeti de oydu. Bunların dili, tarihi, kültürü, aklınıza gelen ne varsa hepsi birdi. Yoksa Gürcü siyasi yönetimi kendi ülkelerini kendi elleriyle bir yabancıya teslim eder miydi? Bunu, normal düşünme yetisine sahip kimsenin aklı kabul etmez. Zaten Gürcü tarihinde yabancılardan söz edilirken yabancı/işgalci olarak anılır, burada bahsettiklerimizin hiçbirisi yabancı statüsünde değildir.
Peki, neydi Abhaz Krallığı ya da Egrisi-Abhaz Krallığı’nın belli başlı özellikleri?
Başkenti Kutaisi’ydi. Gürcistan coğrafyasının önemli bir kısmını kapsıyordu. Bir dönem Gori yakınlarındaki Uplistsikhe bile içine giriyordu. Bugünkü Türkiye’de Trabzon’a kadar olan kıyı bölgeleri Abhaz Krallığı içindeydi. Bu krallar, tüm yönetimleri Gürcüce okurdu, Gürcüce yazardı, konuşurdu, Gürcüce ibadet ederlerdi. Hıristiyandılar. Bizans etkisinden kendi bölgeleri kurtulsun diye Artvin merkezli Tao-Klarceti’den mimarlar ve din adamları getirdiler, bir sürü Gürcü kilisesini bugünkü küçük Apkhazeti dâhil kendi geniş siyasi etki alanlarının her yerine inşa ettiler. Halk zaten uzun zamandır Hıristiyandı ve bu halk Megrelce-Lazca, Svanca ve Edebi Gürcüce konuşuyordu (hepsi bu kadar, Abaza dili konuştuklarına dair hiçbir iz yok). Tek dilde yazıyorlardı o da Gürcüceydi.
Tarihte tüm bunlar yaşanırken Abaza/Apsuvalar (Apsua) Gürcistan coğrafyası içinde yaşamıyordu. Onlar Kuzey Kafkasya’nın dağlık kesiminde yaşayan 12 kabileden biriydi. Apsuva da Abaza dediklerimizin bir kısmının kabilesinin adıdır. Abaza/Apsuva kabilelerinin reislerine de zaten kral denmiyordu. Onlar Güney Kafkasya’daki Apkhazeti’de yaşamıyordu, kendilerine de Apkhazi denmiyordu. Onlar da kendilerine bu ismi kullanmıyordu.
Peki biz bu yazıyı neden yazıyoruz? Çünkü bugün Rusya kalkanı arkasındaki Putinist ve Gürcistan bölücüsü tayfa tarihi çarpıtıyor, hırsızlık yapıyor da ondan. Gürcüye, Laziye ait olanı gasp etmeye çalışıyor da ondan. Hatta bu Gürcistan bölücüleri kendi Abaza/Apsuva halkını kandırıyor, onları zehirliyor da ondan. Bizler tarih sahteciliğine göz yumamayız da ondan. Daha bir sürü neden sayabilirim.
Bu yazıyı yazarken, bugün de Batumi, Kutaisi ve Tbilisi gibi kentlerde eşit vatandaşlar olarak yaşayan, birkaç defa görüştüğüm, bazılarıyla hala bağlantıda olduğum Abaza dili konuşan Gürcistan’ın kıymetli evlatlarını ve ayrıca Türkiye’de yaşayanlar içindeki dürüst Abazaları gözümün önüne getirip, kelimelerimi seçerken dikkatli olmaya ve onları incitmemeye çalıştığımı, amacımın bu olmadığını da belirtmeliyim. Onların hatırı olmasa, kalemimi çok daha keskin kullanırdım.
Abhaz Krallığı’nın literatürdeki adıyla Egrisi-Abhaz Krallığı’nın yani Apkhazta Samepo’nun (ya da Egris-Apkhazta Samepo) bugün kendine Apsuva diyen, Türkiye’de pek tanınmayan ama tanıyanların da Abaza diye bildiği halkla alakası olsaydı bunun ne gibi göstergeleri olurdu?
-Geniş Abhaz Krallığı sınırları içinde olmasa dahi en azından bugünkü küçük Apkhazeti sınırları içinde Abazaca eski toponim yani yer adı olurdu. Bir tane bile yok!
-Geniş Abhaz Krallığı içinde veya bugünkü Apkhazeti içinde hidronim yani akarsu adı olurdu. Yok!
-En azından bugünkü Apkhazeti içinde üzerinde Abazaları yani Apsuvaları bize hatırlatacak bir tane kitabe/yazıt, bir tane kale, bir tane kilise, en ufak bir tarihi eser olurdu, ama yok. Evet, hiç yok. Bir dönem sadece kıyılarda Yunanca, ondan sonra ne varsa hepsi Gürcüce, ne varsa hepsi Gürcüleri hatırlatıyor.
-Bölücüler 30 senedir mumla ararken Abazalara ait olduğunu ispat edebilecekleri bir tane eser bulabilseler veya önünde fotoğraf çektirebilecekleri bir tane eser, üzerinde Abaza dilinde yazılmış bırakın bin yaşını, iki yüz yaşında bir tane kağıt parçası bulsalar, her yeri onunla süslerler, fotoğraf vermek için yarışırlardı. Ama yapamıyorlar, niye? Çünkü yok!
-Egrisi-Abhaz Krallığı ya da Abhaz Krallığı halkı Hz. İsa’nın dinine inanıyordu, yani Hıristiyandı. Kralları da diğer Gürcü krallığı olan Tao-Klarceti’den yani Artvin’den 10. Yüzyılda mimarlar getirip Apkhazeti’de Gürcü kiliseleri inşa ettiriyorlardı. Gelişmiş bir siyasi ve dini sistem, yazı sistemi vardı. Gürcüce okuyor ve yazıyorlardı. Abaza yani Apsuvalar bu krallığın halkı ve yöneticileri olsaydılar onların da o zamanlar Gürcüce yazıyor olması, Gürcüce biliyor olması, dinlerinin de Hıristiyanlık olması gerekirdi. Oysa bizim elimizde öyle bilgiler var ki; bırakın 8-10. Yüzyılı, bundan bin yıl sonra bile, yani 19. Yüzyılda bile hala pagan yani putperest olduklarını gösteriyor. Nerden mi biliyoruz? Türkiye’de Abazaların bulunduğu illerde yaşayan Türkler bilir ki Abaza’nın Müslümanlık veya herhangi bir dinle ilgisi yoktu, fakat ben Türklerin Abazalar için ne düşündüğünü bir kenara bırakıp belge konuşturacağım:
Petre Giorgidze (Çaraia)’nın Apkhazeti da Apkhazni adlı bir etnografya kitabı var. Tbilisi’de 2011 yılında yayımlandı bu kitap. Yazar Abazalar tarafından da saygı görüyor. 1919 yılında intihar ettiğinde Abaza Dimitri Gulia şunu demiştir: Bu Gürcü bizim aramızda yaşıyordu, fakat onun çalışmasının değerini bilemedik. Biz Abazalar dostlarımıza saygılı olmayı hala öğrenemedik. Aklımızı başımıza ne zaman alacağız? Petre Çaraia gibi adamların kıymetini ne zaman bileceğiz?” (Apsni gazetesi, Sayı:38, Yıl:1919).
Petre Çaraia’nın kitabının elektronik versiyonuna 3 yıl önce ulaştım. Kitap 95 sayfa ve 19. Yüzyılın sonuyla 20. Yüzyılın başında Gürcistan’ın Apkhazeti Bölgesi’nde yaşayan Abazaları anlatıyor. Yazar onların arasında yaşamış yıllarca. Bir gün gerekli olduğuna karar verirsem ben bu kitabı çevirir ve Türkiye’de yayımlarım. Bu çeviri benim bir ayımı bile almaz, ikinci ayda okuyucuya ulaşır… Gelin şimdi Petre Çaraia’nın Abaza yaşamını, gelenek ve göreneklerini, inanç sistemlerini geniş biçimde anlattığı bu kitaptan birkaç paragrafı Türkçeye çevirip vermekle yetineyim:
“…Hırsızlığı Abaza şimdi de yiğitlik olarak görür ve yeme içme kadar doğal bir ihtiyaç kabul eder. Bu hepsinin ruhuna işlemiştir (Sf.11)…”
“…Alışverişte Abaza para kullanmaz, mal takası yapar (Sf.28)…”
“…Feodal düzen vardı. Alt sınıftakiler çok zor durumdaydı. Beyler serflerine en basit eşyaları kadar değer vermez, dilediğinde satar, kiralardı. Köylü (serf) kesimi, kendini efendisine sevdirmenin ve değer kazanmanın yolunu bulmuştu; Beylerin küçük çocuklarını büyütmek (Sf.33)…”
“…Bugün Abazaların büyük kısmı Hıristiyan, küçük bir kesimi ise Müslümandır. Fakat, bu yeni bir durum, esasen, Abazaların tamamı son zamanlara kadar, pagan inancına sahipti (putperestti). Şimdi, bu üç inanç birbirine karışmış. Birçok pagan inancı ve ritüeli bugün de sıkıca korunuyor (Sf.55)…”
“…Abazaya göre, kişinin ruhu öldüğü yerde yaşamaya devam eder. Bunun için; örneğin biri suda boğulursa, onun cesedini çıkarıp gömmek yetmez; ruhunu da sudan çıkarmak ve bedenin gömüldüğü yere gömmek gerekir. Bunu şöyle yaparlar: Cesedi çıkardıkları yerde çok sayıda kadın ve erkek toplanır. Suyun içine girip bir uçtan diğer uca çektikleri ipek ipliği tutarlar. İpin üzerine ucu açık tulum asılmıştır. Tulumun açık ucu suyun yüzeyine çok az değecek pozisyondadır. Kadınlar bu esnada, ritüele uygun müziği çonguri ile çalar ve söylerler. Erkekler de onlarla birlikte söyler. O Abazalara göre çalınan çonguri ve söylenen şarkı sırasında ölen kişinin ruhu sudan çıkar ve tulumun içine girer, aniden tulumun ağzını bağlarlar. Ölünün ruhu ile dolan tulumu büyük sevinçle mezara götürür, ağzını çözüp ölenin ruhunu mezara gönderirler (Sf.57)…”
“…Tapınaklarının çoğu hem şekil hem de içerik olarak halen pagan içeriklidir (Sf.68)…”
Şimdi başka bir kitaptan, 2007 yılında Tbilisi’de yayımlanan Avtandil Sonğulaşvili’nin Apkhazi tu Apsua adlı eserinden alıntı yapalım. Bu kitap da 4 yıldır elimdedir, burada sözünü etmediğimiz birçok başka eser gibi, dilediğimizde bunu yayabilecek durumdayız. Avtandil Sonğulaşvili’nin kitabından alıntılar:
“…Yabancı kaynakların belirttiğine göre, 17. Yüzyıldaki Abhazlar, Kafkasyalı dağlılardır, onlar henüz feodal düzeni ve Hıristiyanlığı benimseyememişlerdir. Açıkçası, onlar kendi kabile yaşamları ve pagan inançlarıyla, birleşik Gürcistan devletinin kültürel ve siyasi olarak inşasına katkı veren eski Hıristiyan Apkhazilerin (Abhaz) devamı olamazlar (Sf.79)…”
“…Kodori’nin kuzeyinde Gürcüceden (Megrelceden) farklı bir konuşma dili, ilk olarak 17. Yüzyılda görüldü (Sf.82)…”
“…Eski Apkhazilerden (Abhazlar) hayatta ve yerlerinde kalanlar Apsuvaların yayılmasıyla ya paganlaştı, ya da Müslüman oldu, Apkhazeti erken dönem feodal bölgesi haline geldi. Yerli Gürcü (Gürcü/Megreli-Lazi/Svani) halkın yok edildiği veya Apsuvalaştırıldığı, Çerkes kabilelerinden (Ubıh, Ciki, Bjedukh, Şapsığ, Abadzekh, Kabardey, Kırım Tatarı, Türk-Osmanlı ve başka inanç ve kökenden halklardan karışık) nüfus olarak beslenen ve düşünsel olarak da onlardan beslenen, yeni Apkhazeti (Abhazya) böyle ortaya çıktı. Gürcistan düşmanı haline getirildi, Osmanlı’dan sonra Rusya egemenliğinde stratejik bir nokta oldu. (Sf.83)…”
“…Samegrelo Prensi 2. Levan Dadiani’nin 17. Yüzyılda Anakopia’nın doğusunda denizden dağa kadar, Apsuvaların bu tarafa geçmesini engelleyecek duvar yapmıştır. Bu duvara Apsuva tarihçilerinin “Великая абхазская стена” yani Abhaz duvarı demesi paradokstur (Sf.84)…” Aslında bunu diyen Apsuvalar kendilerini ele veriyor. Demek ki, o tarihe kadar beride Apsuva yaşamıyordu. Öyleyse 9. Yüzyılda başkenti Kutaisi olan Egrisi-Abhaz Krallığı’nın Apsuva devleti olamayacağı, yukarıda sıraladığımız diğer bilgileri göz ardı etsek bile, sadece buradan dahi anlaşılır.
“…Varsayalım ki eski çağlarda Apkhaziler kendilerine şimdi olduğu gibi Apsuva, yaşadıkları yere de Apsni diyordu. Öyleyse antik dünyada Apsuva-Apsni adları değil de Apkhazi ve Abazgi neden yayıldı? (Sf.177…)”
“…Cakapo Gastaldi’nin 1561 tarihli haritasına göre 16. Yüzyılda Apsuvalar Apkhazeti’de değil, Kuzey Kafkasya’da Kuban Nehri’nin orta kesimlerinde yaşıyordu (Sf.178)…””
“…Dikkat çekici bir husus şudur ki, Apsuva folkloru ve halk söylencelerinde Birleşik Gürcistan Kralı Tamar Mepe’ye (Kral Tamari) ve diğer krallara ait hiçbir ize rastlanmaz. Hatta, Abhaz Krallığı’nın kurucusu 2. Leoni veya Abhaz Krallığı’nın herhangi bir kralı Apsuva folkloründe iz bırakmamış. Burası tamamen başka bir dünyaydı (Sf.185)…”. Bunun tek bir nedeni var: Bu krallıklar döneminde Apsuvalar Apkhazeti’de yani Gürcistan’da değildi.
“…Apkhazeti’deki ister antik çağlara, ister Orta Çağ’a ait olsun, yer adlarından tamamı Kartveluri dil grubundandır (Gürcüce/Megrelce-Lazca/Svanca). Hiçbir tanesi Apsuva dilinde değildir. Bu da Apsuvaların buraya çok geç geldiğine işaret eder (Sf.185)…”
“…Apsuvaların cenaze ritüelleri büyük ilgi çekiyor. Onlar, ölülerini, Kuzey Kafkasyalı kardeşleri gibi ağaçların üzerine asıyorlar. İtalyan Giovanni Giuliano De Luca 1630’daki gezisi sonrası şunları diyor “Ölülerini tabut niyetine kullandıkları oyulmuş ağaçlara koyuyorlar. Alttan dört kazıkla destekliyorlar, ceset sanki havada duruyor… Lamberti’ye göre de Apsuvalar ölülerini gömmüyor ağaca koyuyorlar. Şöyle ki; Ağacın gövdesini/dalını oyup tabut yapıyorlar, içine koydukları ölüyü üzüm dalları kullanarak ağacın tepesine asıyorlar. Aynı ağaca, hayattayken kullandığı tüm silahlarını asıyorlar. Yastakiler onun atını da göndereceğiz, öbür tarafta ihtiyacı olur diyor. Atın üstüne ipek kumaş örtüp cesedin asılı olduğu yerdeki meydanda, yorgunluktan ölene kadar koşturuyorlar. Eğer at erken ölürse, sahibi çok sevdiği için çabuk götürdü diyorlar, geç ölürse sahibi atını sevmiyordu diyorlar… Evliya Çelebi de Apsuvaların beylerini çok farklı defnettiğini, ahşap kutular koyup ağaca astıklarını anlatıyor. Tabutun baş kısmını da ölen kişi gökyüzünü görebilsin diye açık bırakıyorlarmış (Sf.196)…”
Çok daha fazlasını yazabilecek metinler elimizde mevcuttur. Burada duralım, fazlasıyla yeterli sanırım. 20. Yüzyıla kadar devam eden tüm bu pagan (putperest) adetleri Hıristiyan bir halkın gelenek, yaşam, inanç biçimi olabilir mi? Bu halkın, 8-11. Yüzyıl arası Hıristiyan bir krallıkla alakası olabilir mi? Elbette hayır.
Yani absürt kişilerin absürt kitaplarındaki fantastik-hayalperest düşünceleri tarih olabilir mi? Tarih hırsızlığı at hırsızlığına benzemez! Eski dağlı geleneklerinizdeki hırsızlık, gasp, geleneklerini sürdürmek zorunda değilsiniz. Size kimse inanmıyor, sadece kendi halkınızı kandırıyor, onlara da kötülük ediyorsunuz.
Tüm bu yalanları üretenler bu güne kadar kimseyi kandıramadılar ama kendi insanlarını kısmen kandırmayı başarıyorlar. Merak ediyorum; Aklı başında Abazalar kendilerine yıllardır yalan söyleniyor olmasından, bir illüzyon içine sokulmaktan rahatsız olmuyorlar mı? Bana birisi bu kadar yalan bilgi aktarsa bir düşünürdüm. Nitekim de öyle yapmadık mı? Bize tarih, coğrafya, dil, kültür, sanat, din vd. konularda anlatılan, hatta bize bizi Gürcü olmadığımıza bile inandırmaya çalışan veyahut Gürcülerin dahi Orta Asya’dan geldiği yalanlarını sorgulamaya başladıktan sonra işlerin öyle olmadığını tek tek ortaya çıkardık. Abazalar da böyle yapmalı, önlerine konulan her şeyi kolay sindirmemeli, sorgulamalı, tarihçi görünümlü yalancı ve sahtekârları dışlamalıdır. Benim burada yazdıklarımı da araştırın, sorgulayın, sonra neyin doğru neyin yalan olduğuna kendiniz karar verirsiniz.
Bu kitapsı sayfalarda Gürcüleri Ermeni gibi gösteren saçmalıklar da var. Onlar sizi düşündürmüyor mu? Rus-Ermeni ittifakı ve onların kuklası Abhazya’nın bölücü kesimi bizim zaten dostumuz değil, ama gün gelecek sizin de dostunuz olmadığını anlayacaksınız ama geç olacak. Gerçekçi olmak herkese faydalı olacaktır. Sahte tarih yazıcıları sizi ancak çıkmaz sokağa sürükler, nitekim de durumunuz tam olarak budur. Size anlatılanları, sizin için yazılanları, Rusya’nın diktatörü Putin’le aynı ağızdan konuşan, aynı mantalite üzerinden sahtekarlık yapanları sorgulamazsanız, kendi kendinizi zehirlemeye devam edeceksiniz. Şundan emin olun; tüm bu yalanlara bir tek sizin içinizdekiler inanıyor, biz Gürcüleri de, bundan sonra Lazları da, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra Türkleri de kandırmanız, bu sahteciliğe inandırmanız asla mümkün değildir.
Biz Türkiye kamuoyuna ve Türkiyeli Gürcülerle Lazlara bilgilendirme yapıyoruz ve epey mesafe kat edildi, onların bir kısmı bu yazıyı da okuyacak ve bu sahteciliğe pirim vermeyecekler; ama asıl sizler okursanız daha iyi olur, biliyorum okuyacaksınız da. Kendini belli etmeden sayfalarımızda her satırı okuduğunuzu da biliriz, buna devam edin. Hatta daha öncekilerde yaptığınız gibi ekran görüntüsü alın, kopyalayın, printerdan çıktı alın, bu yazdıklarımızı kendi aranızda paylaşın, okuyun, tartışın. Ben de tam olarak böyle yapmanızı istiyorum, yapıyorsunuz da. Artık kendinizi de halkınızı da kandırmaktan vazgeçin. İçinizde gerçekleri anlayacak kapasitede insanlar günü gelince fazla zorlanmadan şapkasını önüne koyup düşünmeye başlayacaktır.
Bizim olan bizimdir! Bundan sonra sahteciliğe geçit yok! Hırsızlığa, gasp etmeye, bedavacılığa prim vermek yok! Fotoğraflarını paylaştığım yayımlanmış gayriciddi kitapsı sayfalar sadece kâğıt israfı olmuştur ve hiçbir işe yaramayacaktır.
































