Tarihe ve tarihi eserlere fenalık eden Gürcü kökenli Türkiyeliler

Yazdı
Bu başlık altında kastettiğimiz şahıslar tarih veya tarihi eserler hakkında, çarpıtma yapıp sahte veya eksik bilgi yayarken meydanı boş sanıyor olmalı, oysa ne yaptıklarının farkındayız! Bu kişiler kendi insanları arasında daha inandırıcı olacakları, kabul görecekleri düşünülerek, gerçekleri yok sayma ve çarpıtma, tarihi bozma görevini mi yerine getirmektedirler?
Ülkemiz coğrafyasının tamamı, birçok eski medeniyete evsahipliği yapmıştır, bunların çoğunu genel olarak hepimiz biliyoruz ve tek tek adlarını saymaya gerek yoktur. O eski medeniyetlerden, gerek kent devletleri, gerekse devletler ve imparatorluklar dönemlerinden kalan sayısız tarihi eser Anadolu’nun her yerinde bugün de karşımızda duruyor. Bunların bazıları sağlamdır hatta kullanılmaktadır, bazıları hasarlıdır, bazılarının da sadece kalıntıları ulaşmıştır, hepsi de görülmeye değerdir.
Bu eserlerden ve kalıntılardan bahsederken örneğin Antalya civarındakiler için “Likya dönemi eseri”, “falan adlı Likya kent devleti”, “filan adlı Yunan eseri”, “falan adlı Roma dönemi eseri”; Çorum’daki Hattuşaş’dan bahsedilirken “Hatti dönemi kenti”, “Hitit dönemi kenti”; Eskişehir, Afyon’dakilerden bahsederken “Frig dönemi eseri”; İstanbul Ayasofyası’ndan bahsederken “Bizans dönemi eseri”, Trabzon’daki bir eserden bahsederken “Bizans dönemi eseri” diyorlar ve doğru yaklaşım gösteriyorlar. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bu konuda son zamanlarda TRT-2 kanalında izlediğim ve her hafta Likya bölgesinin başka bir kentini anlatan “Anadolu Arkeolojisi” adlı program çok güzel bilgiler veren, değerli bir programdır ve herkese tavsiye ederim.
Her nedense Artvin-Ardahan-Erzurum arasındaki bölgede yer alan eserlere sıra gelince, tamamı Gürcü yapısı olduğu halde “Gürcü tarihi eseri” demeye dilleri varmıyor! Kimden ya da neden çekiniyorlar? Bize sadece gerçekler lazım, gerçekleri söyleyecek cesaretiniz yoksa susun! Boy boy görüntü verip yanlış bilgiler yaymayın! Size bunu zorla mı yaptırıyorlar? Ya da hangi küçük menfaatiniz için tarihe ihanet ediyorsunuz?
Burada iki grup var. Bir grup Gürcülerle ve tarihi Gürcü bölgeleriyle ilgili yazıp çizerken sadece son 4 yüzyıldan bahsediyor. Birkaç bin yıl öncesine uzanan tarihin sadece son 4 yüzyılını anlatırken bile bu dönemle ilgili sadece kendilerine göre olumlu gördüklerini yazıyorlar. Arşivlerde karşılaştıkları tarihi metinlerde işlerine gelmeyen birçok bilgi var ama onları açığa çıkarmıyorlar. Bu, esasında tarihi gizlemenin, bazı gerçekleri saklamanın, örtbas etmenin, zihin yönlendirmenin bir yoludur. Biz bunun farkındayız, biliyoruz, fakat şimdi isimlerini vermesek de gerekirse bu konuda isim vererek yazmaktan çekinmeyiz.
İkinci grup ise belirtilen bölgede, yani tarihte bir dönem Tao-Klarceti adını taşıyan bölgede yer alan; ilk çağlardan itibaren yapılmış, günümüze sağlam ulaşmış olanları 900, 1.000 ve hatta 1.500 yaşındaki tarihi eserlerden söz ediyor, ama bu eserlerin hangi millet tarafından, hangi krallık zamanında yapıldığı, kitabelerinin veya o yapıların içinde üretilen defter-kayıt-kitapların hangi dilde yazıldığını söylemiyorlar. Bu kişiler gerçekleri söylemediği gibi, inşa dönemleriyle ilgili yanlış bilgilerin yayılmasına da neden oluyorlar. Bu gruba dâhil ettiğim isimlerden Osman Aytekin ve Sinan Meydan’dan söz etmek istiyorum.
Osman Aytekin’den başlayacak olursak; Artvin Şavşat İmerkhevili Gürcü Osman Bey, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde görev yapan Dr. Öğretim üyesi olarak Artvin’deki tarihi eserlerle ilgili çalışmalarını sürdürüyor. Şavşeti Satle Kalesi, Şavşeti Tbeti Kilisesi, Artanuci (Ardanuç) Kalesi’nde kazı heyetine başkanlık edip burada hazırlık ve/veya kazı çalışmaları yürüttüğünü kendi paylaşımlarından görüyoruz.
Ancak Osman Bey bu çalışmaları yaparken her nedense Tbeti Kilisesi’nin adını bile yanlış yazıyor, Tibet diyor. Doğrusunu bilmiyor olabilir mi? Sanmıyorum! Eminin, benim kadar biliyordur neyin ne olduğunu. Tao-Klarceti Krallığı döneminde yapıldığını hiç söylemiyor, Gürcü eseri olduğunu da söylemiyor. Diğer detayları (Tbetis Sulta Matiane gibi) vermesini ben zaten beklemiyorum.

Son günlerde Ardanuç’daki Artanuci Kalesi’nin adını Gevhernik Kalesi diye yazıyor. Önce anlamadım, araştırdım nereden söz ediyor diye. Meğer 6. Yüzyıl başlarında Kartli (İberia) Kralı Vakhtang Gorgasali tarafından Klarceti Prensi (eristavisi) Artavazi’ye yaptırılan Artanuci Kalesi’nden bahsediyormuş. Buraya Ardanuç Kalesi demek yeterlidir. Birileri Gevhernik şeklinde bir yerlere yanlış kaydettiyse, o yanlışı niye sürdürüyor bilemiyorum. Ne Gürcü eseri olduğundan, ne Kartli Kralı Vakhtangi’den bahsetmiyor bile.
Artanuci’yi Gevhernik, Tbeti’yi Tibet olarak yazmak, yaymak, bu eserlerin hangi millet tarafından ve hangi krallıklar zamanında yapıldığını gizlemek veya yanlış bilgi yaymak kabul edilemez!
Beni şaşırtan diğer bir husus da sosyal medyada 24 Temmuz tarihli bir fotoğraf yazısındaki “Ardanuç Fatihi Çerkez İskender Paşa’nın 13. Kuşak Torunlarıyla, Tarihi Ardanuç-Adakale’de…” ifadesidir. Noktasına kadar verdim bu ifadeyi. Osmanlı paşası Çerkez İskender Paşa Ardanuç’u kimden almış? bunu söylememiş tabii. İskender Paşa ordusu geldiğinde Osman Bey ve akrabalarının dedeleri neredeydi acaba? Dedeleri belki Ardanuç Kalesi’ni savunan Gürcü savaşçılar arasındaydı, kim bilir, belki de ruhani bir şahsiyet olarak, “o zamanki şartlarda dış güçler olan o ordunun saldırısından Ğmerti korusun diye dua eden biriydi?!” O zaman ne olduysa oldu, bunlar tarihte yerini almış olaylardır, buralar 16. Yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına girmiştir, bugün bizim için buraların sınırları zaten tartışma konusu değildir. Ama bu tür ifadelerle o zamanki atalarımızın hatırasına, kültürüne, büyüklüğüne saygısızlık yapmış olmuyor muyuz? Buna hiç kimsenin hakkı yoktur.
İkinci bir isimden Sinan Meydan’dan neden bahsettiğimi de açıklayayım. Gürcü kökenli olduğunu sandığım Sinan Meydan, HALK TV’de Artvin’i anlatmış ve tarihten bahsederken Gürcü kelimesini ağzına bile almamış. Kendisine Gürcü kökenli dedim, Gürcü özellikle demedim çünkü Gürcü ruhu taşımayan beden Gürcü olsa, kanı Gürcü olsa ne fayda?! Sinan efendi Artvin’in geçmişinden bahsederken geçmişte Urartular, Romalılar, Persler, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar yaşadı diyor ama sanki Gürcü ve Lazi hiç olmamış, yaşamamış, yaşamıyor gibi ağzına bile almıyor. Bu külliyen yalandır, yanlıştır.
Sinan Meydan ve onun gibilere şunu sormalı;
Madem orada Gürcü ve Lazi yoktu(r), o toponimler (yer adları), hidronimler (akarsu adları) neden Gürcüce veya Lazca? O tarihi eserler arasında bana bir tane Pers (İran) eseri, bir tane Bizans eseri, bir tane Selçuklu eseri gösterebilir misin?
Artvin ve çevresinde sayılarını tam olarak bilmediğimiz, kaleler, köprüler, su kanalları, hamamlar, kiliseler, manastır komplekslerinden ve hatta camilerden oluşan toplamda yüzlerce tarihi eser var. Bu eserlerden hiçbir tanesi Roma, Bizans, Pers, Selçuklu vd. eseri değildir. Tüm bu eserler Gürcü eseridir, Gürcüler tarafından ve Gürcü krallıkları döneminde yapılmıştır. Hatta Tao-Klarceti için “Gürcü dilinin ve kültürünün beşiği” denir. Son dönemde yapılan Türk eserleri bu yazının kapsamına girmemektedir.
Artvin’de bir tane Selçuklu eseri yoktur. Artvin’de Osmanlı döneminde yapılmış eser de bulamazsınız. Osmanlı döneminde ama yerel usullerle yapılmış ve en eskisi 18. Yüzyılda yapılmış birkaç ahşap cami ancak bulursunuz, onları da yapanlar yine Artvinlilerdir. Belirttiğim gibi bazıları 1.500 yaşına dayanmış yüzlerce tarihi eserin tamamı Gürcü eseridir. Bir tek Ardanuç ilçesi Bulanık köyündeki Yeni Rabati adlı kilisenin kitabesi üzerinde Ermenice yazıya rastlarsınız, o da 20. Yüzyıl başlarında bu kiliseyi Ermenileştirmek isteyenlerin yapıya zarar vermesiyle olmuş; bazı Ermeniler Gürcüce kitabeyi söküp yerine Ermenice kazıdıkları bir taşı koyarak Ermeni eseri algısı vermeye çalışmıştır.
Artvin ve çevresiyle ilgili uzun yıllardır yapılan dezenformasyon, inkar, örtbas siyasetinden bıktık!
Ülkemizin diğer bölgelerindekilere doğru şekilde “Likya eseri”, “Roma dönemi eseri”, “Bizans eseri”, “Yunan yapısı”, “Frigya dönemi eseri”, “Hatti kenti”, “Urartu kenti” vb. deniyorken; Artvin ve çevresinde bu yalan dolan niye? Neden böyle bir anlayış hâkim kılınmış, neden çok açık ve net çifte standart uygulanıyor? Likya’da Likyalı, Hattuşaş’da Hattili ve Hititli, Trabzon’da Rum, Troya’da Yunan kalmadı ama Artvinliler halâ Gürcü olduğu için mi çekiniyorsunuz? Çekinecek bir şey yok, çekinceler boşunadır ve esasında zararlı olan bu tür sahteciliklerdir.
Şu da unutulmamalıdır; gerçekler er ya da geç mutlaka ortaya çıkar derler ya, burayla ilgili gerçekler de çoktan ortaya çıktı, ama bu tür yaklaşımla zihin yönlendirmeye çalışanlar tarih karşısında kendileri kaybedecektir. Tarihi ve kültürü siyasi amaçlara veya dünya görüşüne kurban etmek, bu yolla zihin yönlendirmeye çalışmak eski ve yakışıksız bir alışkanlıktır, vazgeçilmelidir.
Uzun yıllardır başkalarının yalanlarından çektiğimiz yetmezmiş gibi, şimdi de tarihe karşı fenalık saydığımız bu davranışlar içinde olan Gürcü kökenlilerin bize bu şekilde zarar vermeye, moralimizi bozmaya hakkı yoktur, buna da direnecek ve yalın gerçekleri sadece Türkiyeli Gürcülere değil, tüm Türk toplumuna duyuracak bilgimiz ve irademiz vardır!
























