Şenol Taban
MİRCAN KAYA
Bir yoldaşımin ısrarı üzerine dükkanda karpuz kabuğundan turşu kurar iken genç, bakımlı ve güzel bir kadın girdi. Hemen hazirol vaziyetinde emirlerini beklemeye geçtim. Yerel ve yöresel ürünler istedi.
Mısır unu
Mukuzani şarabı
Saperavi şarabı
İsli gürcü peyniri (Sebolili) vb ürünler alırken cesaretimi toplayıp sordum, nerelisin ve kimsin?
“Fındıklı köyünün tepesinde evim var ve arasıra gelen Mircan” dedi.
Chala vadisi dediğimiz, Borçka Hopa arası, laz ve hemşinlilerin yaşadığı, birkaç köyden oluşan vadinin Fındıklı köyünde, yıllar önce ahşap ev yapan ve fırsat buldukça gelen, harika müzik yapan, mimar Mircan Kaya idi gelen. Elim ayağım dolandı. Pirosmani dergisi doneminden biliyor ve yakından takip ediyordum ama bir türlü yan yana gelme şansın olmadı.
Dünya gerçekten çok küçük. Bir gün Düsseldorf’ta moralim bozuk caddede yürüyordum. Bir marketin önünde Hürriyet gazetesini görünce girdim. Parayı ödemek için kasaya gittigimde, kasiyer bana “Sen Hüseyin’in kardeşi mısın” diye sordu. Hüseyin dediği kardeşim Nazım. Siyasi nedenle bin yıllar ile yargilaniyorken illegal yolla yurt dışına gitmiş orada da adını Hüseyin yapmışlar.
Kendi kendime “ey hayat sen ne güzel bir hediyesin” dedim. Kasiyer gazete parasını aldı ama harika kahvaltı ısmarladı.
Sonra da nehir kenarındaki o devasa kulede, kahve eşliğinde gazeteyi okudum, bulmacasini eksik olsa da çözdüm.
İnsragam nokta koy dedi. Nokta. Devamını ölmeden önce mutlaka yazarım, azrailin izni ile.

































