Fehmi Uzal Ustiaşvili Değerli dostum Erdoğan Şenol bir kaç saat önce kendi Facebook sayfasında ilginç ama bir o kadar da dramatik olan Türkiye’deki tarihsel / dramatik hikayemizi anlatan bir gözlemini, tanıklığı yayınladı…
Biliyorum, çoğunuzun içini acıtacak ama olsun, açıtsın ki, nelerden vazgeçmek zorunda bırakıldığı mizin hatirlayalim
Erdoğan Şenol
Okulda öğretmen Gürcüce konuşanları ihbar etmesi için şu adamı görevlendirmişti!
Cumhuriyet Türkiye’sinin asiimilasyoncu uygulamaları. Dilleri ve ırkları yok etme politikasına bir örnek.
Sakarya’da Gürcü köyünde ben ve o köyden 70 yaş civarı 4 kişi kahvede oturuyoruz birkaç gün evvel. Gürcücemi överek gururumu okşadılar. Sonra biri “Ben Gürcistan’dan gelenleri anlıyor ama cevap vermekte zorlanıyorum…” dedi. Bu hususta birkaç paragraf kadar daha konuştuk.
“Küçük çocuklarınız Gürcüce konuşmuyorsa diliniz ölecek demektir ve burada da başka yerlerde de küçük çocuklar konuşamıyor. 30-40 yıl sonra Gürcüce bilen herkes ölmüş olacak. O zaman bu köye biri geldiğinde, Gürcüce bilen kimseyi bulamayacak. O zaman görüştükleri de; ‘benim dedem biliyordu, babaannem biliyordu’ gibi sözlerle cevap verecekler” dedim. “Evet, maalesef Gürcüce bir iki nesil sonra Türkiye’de ölecek, fakat Gürcistan’da yaşamaya devam edecek. Orada hayatın merkezinde, ayrıca ilkokuldan doktora seviyesine kadar eğitim dilidir.” Diye de ekledim.
Sonra biri devreye girdi: “Biz küçükken Gürcüce konuşmayı yasaklamışlardı. Okuldaki bir öğretmen (adını ve nereli olduğunu da söyledi) buna (“bu” dediği, masadakilerden biriydi) görev verdi. Sadece okulda da değil yolda izde okul dışında hafta sonunda bile isterse evinin bahçesinde veya evinde Gürcüce konuşan şikayet edilir, sonra da öğretmen Gürcüce konuşanı döverdi. Karneler de ona göre olurdu”.
21.Yüzyıl başlarına, daha net söylemek gerekirse AKP iktidarına kadar diller ırklar ve kültürler üzerindeki baskılar hiç eksilmedi ve milyonlarca insan antidemokratik ve insan haklarına aykırı uygulamalarla zorla dönüştürüldü. Daha düne kadar, 7 yaşından itibaren Türk ırkından olmayan, farklı etnik kökenlere sahip milyonlarca çocuğa her gün ve yıllarca “Türküm doğruyum… Varlığım Türk varlığına armağan olsun…” dedirtiliyordu. Faşizm değilse ne ki bu? Acaba bunun benzeri başka hangi ülkelerde var?
Sonra herşey güllük gülistanlık oldu diyemeyiz ama bu hususlarda bazıları göstermelik de olsa önemli kazanımlar oldu.
Gürcüce konuşanların ihbar edilişini anlatan önceki paragrafın ardından bir başka kişi şu ifadeleri kullandı:
“Herkes bizim din için göç ettiğimizi söylüyor ama öyle değil. Ben yıllardır buna kafa yoruyorum. Batum’a da çok gittim. Biz buralarda lazımdık onun için getirdiler. Bulunduğumuz Geyve Boğazı önemli bir geçittir. Bakın, buraya Gürcüleri özellikle yerleştirdiler hepsi Gürcü köyü. Başka yerlere de yerleştirdiler. Geldiğimiz zaman çevrede Rumlar vardı. Bizi onlara karşı kullandılar. Savaşçı, savunacak, ekecek bikecek güvenilir insanlar olduğumuz için Osmanlı bizi planlı şekilde getirdi. Sonra ne oldu? İşleri bittikten sonra ne oldu? İşte bu oldu yasaklar getirdiler, bizi asimile ettiler. Bir güzel kullandılar”.
Tırnak içindeki bu ifadelere ben iki gün önce şahit oldum.
Evet, detaya gerek yok; Osmanlı İmparatorluğu ırk temeline dayalı bir devlet olmadığı için hangi ırktan olduğunuzun bir önemi yoktu, hiçbir ırkın da diğerine üstünlüğü yoktu. Ümmet esaslı uygulamalar vardı. Gürcüleri Anadolu’ya göç ettiren de Osmanlı’ydı. Çünkü Anadolu’da Müslüman nüfusun oranı %50’nin altındaydı ve bunu değiştirmek istiyorlardı. “İttihat ve Tarakki’nin Müslümanları İskan Politikası” adlı kitap bu konularda önemli bilgiler içeriyor.
Türkiye Cumhuriyeti öyle mi peki? Değil. Daha Atatürk zamanında başladı baskılar ve ırkçı uygulamalar. Tarihi Gürcü bölgesi Artvin ilinde Gürcüce konuşulmasını yasaklayan 1934 tarihli Artvin İl Genel Meclisi kararını aldıran kimdi? Tabii ki ırkçı uygulamaların zirve yaptığı Atatürk iktidarında oldu. Bu sadece bir örnek.
Eski yönetim yani Osmanlı yönetimi devam etse ne olurdu bilemiyorum, muhtemelen onlar da tüm ülkede modern çağa uygun değişimlere imza atacaktı, muhtemelen de dil konusunda yukarıdaki yasakçı uygulamaları olmayacaktı.
Uzun süren yasakçı uygulamalarla geldiğimiz noktada, Türkiye’de 30-40 yıl sonra Gürcüce konuşabilen kimse kalmayacak. Gürcüce Türkiye’de ölecek. Ancak, şahsi çabalarıyla öğrenmek isteyenler olacak, bireysel olarak bir ayrıcalık olarak Gürcüceyi, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen inatçı kişiler konuşabilecek.
























