Ahıska Türkü diye bir halk yok.
Aslında Ahıska diye bir yer de yok. Akhaltsikhe [ახალციხე] var. Basitçe anlatalım herkes anlasın.
Eskiden Lomsia [ლომსია] olan yer savaşlarda yıkılınca aynı yerde Gürcistan kralının emriyle yeni bir kale yapılıyor. Ne zaman mı? 12. Yüzyılda. O andan itibaren burası Akhaltsikhe. Bu, Gürcüce akhali ახალი ve tsikhe ციხე kelimelerinin birleşimi kompozit bir kelimedir. Akhaltsikhe sadece kalenin değil çevresinin de adı oluyor. O kaleye bugün Rabati ve Rabatis Tsikhe de deniyor.
Peki Ahıska adı nereden çıkıyor?
Akhaltsikhe Gürcistan içinde, Güney Gürcistan kesimindeki toprakları oluşturan Meskheti’nin merkeziydi bahsettiğim dönemde. Gürcistan Krallığı içinde Samtskhe Saatabago adıyla prenslik haline gelen bölge, Gürcistan Krallığı 1490 yılında parçalanınca tüm Batı Gürcistan topraklarıyla birlikte yeni Gürcü krallıklarından biri olan Kutaisi merkezli İmereti Krallığı içinde kaldı. Samtskhe Prensliği yöneticileri 16. Yüzyıl başında İmereti Krallığı’ndan bağımsız hareket etmeye başladı.
Osmanlı İmparatorluğu Samtskhe Prensliği topraklarını yani Güney Gürcistan’ı 16. Yüzyıl ortalarında ele geçirdi. Akhaltsikhe’de paşalık kurdu (paşalık merkezi bir dönem Çrdili yani Çıldır olmuştur). Bu paşalığın başında da yine eski Samtskhe prensleri vardı. Onlar Osmanlı’nın üstünlüğünü kabul edip Müslüman olmuş yönetciller olarak bölgedeki varlıklarını sürdürdüler.
Osmanlı kayıtlarına bakacak olursak 1595 tarihli Defter-i Mufassal-i Vilayet-i Gürcistan adlı defterle karşılaşız. Buradan da anlıyoruz ki, Osmanlı ele geçirdiği yerlerin adlarını orijinal haline bağlı kalarak veya Türkçeye çevirerek kaydetmiştir. Akhaltsikhe teriminin Türkçenin/Osmanlıcanın fonetik yapısına uygun olmaması nedeniyle آخسخه (Ahisha) şeklinde yazdığını görürüz. Muvahhid Zeki’nin 1927 yılında yayımlanan Osmanlıca kitabında Ahaltsikhe’nin adı Ahasiha / Ahasihe (اخسخە) olarak geçer. Latin harfli Türkçede bu yer adı Ahıska’ya dönüştürülmüştür. Osmanlıca yazılışı da yaygın şekilde Ahısha / Ahisha biçiminde okunmuştur. Fahrettin Kirzioğlu Türk milliyetçiliği uğruna tarihi çarpıtıp başka şeyler uydurmuştur. Kendisi öldü ama bugün halâ onun izinden giden Türkiyeli bazı sahte tarihçilerin yazdıklarına Türklerden başka kimse inanmıyor. O konuya girip yazıyı uzatmayacağım. Yalanlar zaten her yerde karşınıza çıkıyor, biz Gürcüce metinlerden de yararlanarak açıklamamızı yapalım, muhakeme yaparken işinize yarasın, sonra siz neye istiyorsanız ona inanın.
Akhaltsikhe’den başlayan etimolojik süreç Türkçeye geçerken Ahisha/Ahısha olmuş ve son dönemde Ahıska şeklini almıştır. Burası bir Gürcistan kenti ve orijinal adının Gürcücede aynı şekilde Akhaltsikhe olarak devam ettiğini unutmayalım. Ahıska, Türklerin kullandığı bir terimdir ve Türkler aslında bu terimi kullanırken hem Samtskhe [სამცხე] hem de Cavakheti [ჯავახეთი] bölgelerini kastediyor. Görselde, günümüz Gürcistan Cumhuriyeti siyasi sınırları içerisindeki Samtskhe-Cavakheti [სამცხე-ჯავახეთი] Bölgesi’ni görüyorsunuz. Tarihsel Meskheti topraklarındaki Samtskhe Prensliği bundan daha geniştir ve Türkiye içinde kalan Tao-Klarceti ve Lazeti’yi de kapsar.
- Yüzyıl sonunda osmanlı kayıtlarına baktığımızda vergi toplamak amacıyla köy köy kayıt tutulduğunu ve hane reislerinin adlarının yazıldığını görürüz. O defterlerde geçen köy adlarının Gürcüce olduğu çok açıktır. Hane reislerinin adlarından Hristiyan oldukları bellidir. Üstelik bu erkek adları Gürcü ulusunun kulllandığı adlardır. Dileyenler o defterlere ulaşıp incelesin. Bunlar yalansa, ilgili sayfanın fotoğrafını ve tercümesini ulaştırsın, ben de yeni bir yazı yazarak paylaşırım.
Gürcü metinlerinden bilirim de Osmanlı kayıtları da aynı şeyi, yani bahse konu Ahıska halkının Gürcü olduğunu işaret eder.
Türkçede Ahıska denen yerde eski Prenslik yeni Paşalık’da yönetici kesim kısa zamanda Müslüman oldu ancak alt tabakanın Müslüman olması uzun sürdü. Bir kısmı Hristiyan kaldı. Müslüman olan üst tabaka (feodal kesim) ve alt tabaka sadece eski dinlerini değil, zaman içinde dilleri Gürcüceyi de kaybetmeye başladı. Bir kısmı Gürcüceyi tamamen unuturken bir kısmı iki dilli oldu. Gürcüceyi ilk unutanlar yol güzergâhlarında ve merkezi noktalarda, Osmanlı’nın kontrolündeki kalelere ve ticari alanlara yakın yerlerde yaşayanlar oldu.
Peki Osmanlı döneminde veya daha sonra bölgeye Türkler yerleşmedi mi?
Evet, sonraki dönemlerde Anadolu’dan ve İran coğrafyasından hatta Rusya’dan insanların gelip bu topraklara yerleştiği veya yerleştirildiği anlatılıyor.
20 Yüzyılda yani Sovyetler döneminde bölgedeki Aspindza’da yaşayan bir Gürcünün ifadesine göre; 11 köyde Kürtler, 16 köyde Terekemeler (Karapapak), 16 köyde Anadolu’dan gelmiş Türkler, 12 köyde Müslüman Gürcüler, kalan köylerde Hristiyan Gürcüler yaşıyordu. Aynı kişinin ifadesine göre bunlar birbirinden farklı halklardı ve dilleri de gelenekleri de yaşam biçimleri de ayrıydı. Hristiyan Gürcülere karşı çok kötü tutum içindeydiler ve bu tutumları sürgüne kadar devam etti (Başka kişiler de bu konuda şahit oldukları olayları anlatmıştır). Aynı kişinin ifadesine göre, bahsedilen dönemde hepsi tek bir ulustan halk ve sadece Türkler yaşamıyordu. Yazının konusu dönemde yaşanan kriminal ve diğer olaylar olmadığı için yaşanan olaylarla ilgili detay vermeyeceğim.
Bu topraklar yaklaşık 250 yıl Osmanlı hakimiyetinde kakdıktan sonra 1828 yılında Rusya İmparatorluğu’nun eline geçti (Gürcistan’ın kalan kesiminin 1800’de Rusya tarafından işgâl edilerek Tiflis Valiliği ve Kutaisi Valiliği şekline dönüştürüldüğünü hatırlatalım).
1917 yılında Rusya İmparatorluğu yıkıldı, birlikleri buralardan çekildi, 1918’de Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu ancak düzenli ordu kurulana kadar Osmanlı birlikleri harekete geçerek buralara girdi. Daha sonra bölge yeniden Gürcistan’da kaldı. Bu çok kısa özet tabii ki.
Sözkonusu Gürcü topraklarına dışarıdan insanların yerleştirilmesi konusunda şunları ifade edebiliriz. Osmanlı döneminde Anadolu’dan ne kadar Türk, İran’dan ne kadar Terekeme, İran ve Anadolu’dan ne kadar Kürt yerleşti, sayılarını bilemiyorum. Fakat ilginçtir ki Rusya İmparatorluğu (Çarlık Rusya) döneminde demografik sorunlar daha da artmıştır.
19.Yüzyılda bu topraklar sürgün yeri gibi kullanıldı. Osmanlı uzaklaştırmak istediği bir grup Kürdü buraya yerleştirip onlardan kurtuldu. Erzurum’dan 1828 yılında Ermeniler getirilip yerleştirildi. Rusya Volga kıyılarındaki sorunlu gördüğü bir grubu buraya yerleştiriyor. Hatta, az sayıda da olsa Yunan ve Almanlar dahi var buraya getirilen. Burası, Rusya’nın sınır bölgesi olarak gördüğü topraklardı.
Anlıyoruz ki, bu gelişmelerden sonra, Gürcistan’ın bu tarihi bölgesinde, 20. Yüzyıla gelindiğinde şu halklar yaşıyor; Hristiyan Gürcüler, Müslüman Gürcüler, Kürtler, Anadolu’dan getirilen Türkler, Anadolu’dan gönderilen Ermeniler, Terekemeler. Az da olsa Yunanlılar ve Almanlar da var. Akhaltsikhe’de ayrıca eski çağlardan beri ve bugün ide az sayıda Yahudi yaşadığını da belirtelim.
Bölge 1921 yılından itibaren Sovyetler Birliği denen dev devletin hakimiyetindeydi. 1944 yılında Sovyetler’in pekçok yerinden insanlar yerlerinden koparılıp sürgün edildi. Bu topraklardan da bazı kaynaklara göre 19.818 aile Orta Asya ülkelerine sürüldü. Bu detaylı bir konudur. Sürgün edilenler siyasi nedenlerle buna maruz kalmıştır ve bildiğim kadarıyla hepsi Müslümandır. Bugün Özbekistan, Azerbaycan, Rusya, Türkiye, ABD ve Avrupa’da dağınık vaziyetteler ve hepsi bulundukları ülkenin vatandaşıdır. Az sayıda kişi Gürcistan’a yerleşti.
Sürgün edilenler arasında Müslüman Gürcü, Türk, Kürt ve başka gruplar vardır. Hepsine birden Türk diyemeyiz. Ahıska Türkü diye bir terim zaten doğru değildir. Orası Meskheti’dir, merkezi Akhaltsikhe’dir ve hadi biz Ahıska diye bir terimi kabul ettik diyelim, Ahıskalılar kimlerdir diye bakarsak, Osmanlı öncesi Ahıskalılar Hristiyan Gürcülerdir, Osmanlı ve Rusya sonrası Ahıskalılar ise; Hristiyan Gürcüler, Müslüman Gürcüler, Türkler, Kürtler, Ermeniler, Terekemeler ve diğerleridir. Ahıska Türkü diye birşey yoktur, Türkse Türktür, Gürcüyse Gürcüdür, Kürtse Kürttür. Türke Türk demek yeterlidir yeni Türk boyları icat etmenin gereği yoktur.
81 yıl önce sürgün edilmiş Ahıskalıların nüfusunun bugün 400 bin civarında olduğu iddia ediliyor. Gürcistan bu nüfusun tamamını alsın deniyor. Bu Gürcistan nüfusunun %10’undan fazladır. Gürcistan Hristiyandır ve farklı dinden üstelik resmi dilini dahi öğrenme niyeti olmayan, nüfusunun %10’undan fazlasını alsın deniyor. Üstelik bunların bilinmeyen bir kısmı Gürcistan karşıtı ve o toprakları belki de Gürcistan toprağı olarak görmüyor (Bu ifadelerim hepsini değil ilgili kişileri kapsar).
Şimdi tersinden bakalım; birileri çıkıp Türkiye’ye, başka ülkelerde yaşayan 10 milyondan fazla Hristiyanı alacak ve bir bölgene yerleştireceksin ve bunlar Türkçe de bilmek/öğrenmek zorunda olmayacak dese, Türkiye ne derdi? Aslında Türkiye’nin bu konularda nasıl davrandığını 1924-1930 arasında süren nüfus mübadelesinden ve 6-7 Eylül 1955 olaylarından gayet iyi biliyoruz. Bazı şeyleri biraz daha düşünmek lâzım. Çok mantıklı görünmüyor. Ama Gürcistan için gündeme getirilen konu bir siyaset konusuna dönüşmüşse o zaman değerlendirmeyi başka türlü yapmak gerekir.
Ben ayrıca, 400 bin kişiye birden bu fırsat verilse bile, büyük çoğunluğunun bunu tercih etmeyeceğine inanıyorum. Gürcistan’a dönmek isteyenler varsa, her ailenin veya bireyin başvurusunun Gürcistan tarafından adil değerlendirme kriterleri ışığında ele alınması gerektiğine inanıyorum.



























