İnsanın, öleceğini bilmesi, yaşama anlam kattığı gibi, onu anlamsızlaştırıyor da.

İnsanın, öleceğini bilmesi, yaşama anlam kattığı gibi, onu anlamsızlaştırıyor da.
Tıpkı Sartre’ın karşıt anlamlarıyla dile getirdiği söz gibi: “İnsan, özgürlüğe mahkümdur!”
Ya da Nietzsche gibi: “Emniyette olmak tehlikelidir!”
Yaşamla ilgili anlamın ve anlamsızlığın iç içe geçmesi, anlamsızlığın sıfır olarak ele alındığında, anlamı da çürüteceği ortadadır.
Tanrıya inananlar açısından bakış farklı olabilir.
Bu anlamsızlık bir korku değil, daha çok bir boşluk, bir hiçlik.
Tanrı fikri, sanırım daha çok narsistlere özgüdür. Kendinden vazgeçemeyen, yok oluşunu kabul edemeyen insanların sığınağı daha çok.
Yaşam aslında, tadını çıkarabiliyorsan, keyif veriyorsa ve alabiliyorsan, sürdürülebilir olabilir.
Oysa çoğumuz yaşamak isteğinden daha ziyade, yaşamak zorunluluğundan hayata devam ediyoruz.
Bir de yaşamın alternatifinin olmaması. Alternatifin ölüm, yani yok olmak olduğu bir yerde, insan zorunluluklarla dolu bir hayatı daha çekici bulabiliyor.
Tekrar başa dönersek; bilmek belki de anlamın ya da anlamsızlığın yegane anahtarıdır…































