BENİM CANIM İSTANBULUM.
DOLMUŞ KÂHYALARI
🚘 Bugün itibarıyla İstanbul’da “Dolmuş”lardan 590 küsur kaldığını okudum geçen gün bir yerlerde
🚘 34 TZA 01 – 34 TZF XX arasında bir plaka aralıkları var.
🚘 Çocukluğumuzda dolmuş ve taksi-dolmuş adedi onbinlerle ifade edilirdi.
🚘 Taksiler, sarı-siyah damalı bir bantla çepeçevre sarılıyken, dolmuşlar; yine sarı-siyah fakat damasız, üstüste düz iki bant halinde ayırdedilirdi diğerlerinden.
🚘 Hemen her dolmuş durağının bir de “kâhya”sı olurdu.
🚘 Bunlar çoğunlukla uzun siyah bir palto giyerler, başlarına (nereden buldularsa artık) bir de şapka takarlar, kollarına “görevli” yazılı uyduruk bez bir bant geçirirler ve devamlı olarak, gidilecek olan son durağı bağırırlardı.
🚘 Artık bağırmaktan ötürü mü, yoksa mesleklerinin vermiş olduğu stresten dolayı aşırı cigara tüketiminden midir nedir? sesleri oldukça çatallı ve derinlerden gelirdi…
🚘 Taksim-Karaköööy” diye bağırışları, daha dün gibi kulaklarımda yankılanıyor hâlâ…
🚘 Genellikle kısa boylu ve yaş aralığı; 45-65 arasında değişen zayıf, sıska tiplerdi.
🚘 Avurtları hep içeri çöküktü.
🚘 Kirli-beyaz sakalları olurdu.
🚘 Kışın paltolarının içlerine, bir de kahverengi deriden bir yelek giyerlerdi.
🚘 Ağızlarında bir düdük, değme trafik polislerine taş çıkartırcasına, bunları olur olmaz anlarda öttürerek, dolmuş sırasını düzenlemeye çalışırlardı.

🚘 Kalkan, her dolmuşun solundaki camdan ellerini uzatarak, şoförden anlık harcırahlarını (sakal) alıp, upuzun paltolarının derin ceplerinden birine atarlardı.
🚘 Yürüyüşleri hafif yengeç tabir edilen tarzda olurdu.
🚘 Biraz kasılma, az biraz yan yürüme ve bacakları belli belirsiz bir paytaklıkta açarak, sağa-sola hafiften bir yalpalama…
🚘 Karaköy Meydanı’nda (Nordstern Han’ın yanında ve karşı sırada Ömer Abed Han’ın önünde), Eminönü’nde (Yemiş İskelesi’nin kenarında ve Yenicami yakınlarında), Taksim’de (Talimhane çıkışında), Aksaray’da (Pertevniyal’in karşısında), Beşiktaş’ta (Akaretler Yokuşu’nun başında ve Eski İskele’nin önündeki meydanlıkta), Topkapı’da (Kalekapı’nın dibinde),
KARAGÜMRÜK’de 5 evliyaların yan tarafında, Sirkeci’de (Gar’ın hemen önünde), Beyazıd’da (Çarşıkapı’nın girişinde), Harbiye’de (üçyol ağzının dibinde), Kabataş’ta (Araba Vapuru iskelesi’nin yanında, (Çeşmebaşında) ve buna benzer muhtelif meydanlık yerlerdeki dolmuş duraklarının değişmez renkli simalarındandılar.
🚘 Sık sık küfürlü konuştuklarından dolayı (gerçi sesleri, kısıklığın vermiş olduğu bir frekans özründen dolayı pek çıkmasa da), çocuklu kadınlar bunlara ters ters bakarlar, çocuklarının kulaklarını arada bir elleriyle kapatırlardı.
🚘 Ancak, kimsenin de aklına bunlara kızmak gelmezdi.
🚘 Hemen herkes bu yaşlı kâhyaların birkaç tahtalarının eksik olduğu hakkında hem fikir olduklarından, bunlara güler geçilir, hatta yaptıkları abuk-sabuk hareketler, durakta dolmuş bekleyen yolcular için bir gülme vesilesi dahi olurdu.
🚘 Bunlar da ilgi odağı olmanın vermiş olduğu hafif şımarıklıkla, ellerinden gelen bütün maymunluğu yaparlardı etrafa.
🚘 Bu kâhyaların dişleri de genellikle eksik ve dökülmüş olurdu. Kalanları da sapsarı…
🚘 Pantolonları ise, olabildiğince bol paçalı ve yerleri süpüren tarzda…
🚘 Şimdi o eski Türk Filmleri’nde gördüğümüz ve güldüğümüz, İstanbul’un bir zamanlar enteresan simaları olan; “Kâhya”ları, ben zamanında gerçekten yaşayarak gördüm.
🚘 İyi ki de görmüşüm.
🚘 Şimdi artık ne o eski Chevrolet, Plymouth, Dodge, Fargo, Buick marka kenarları sarı-siyah bantlı dolmuşlar, ne dolmuş durakları, ne de o sevimli kâhyalar kaldı.
Kaynak: Fotoğraflarda kalan nostalji İSTANBUL ve ANADOLU Fotoğraf Paylaşımları



























